Kuzuların Sessizliği’ni ve Hannibal’ı hangimiz unutabiliriz ki? Anthony Hopkins’in sevecen yüzü ve içimizi donduran bakışlarıyla hafızalarımıza kazıdığı seri katil Dr. Hannibal Lecter. Kuzuların Sessizliği ile başladık seriye. Yazar Thomas Harris'in aynı adlı romanından beyazperdeye aktarılan, yönetmenliğini Jonathan Demme'nin yaptığı, 1991 yapımı psikolojik gerilim türünde bir film. 1992 yılında 7 dalda Oscar'a aday olan film, yönetmenine ve başrol oyuncularına altın heykelciği getirirken; en iyi film ve en iyi senaryo uyarlaması dalında da ödüle layık görülmüştü. Filmde başrol oynayan Jodie Foster 30 yaşına gelmeden iki oscar kazanan nadir oyuncular arasına girdi. Anthony Hopkins, bu filmdeki toplam 16 (24 olduğuna dair de bilgi var) dakikalık performansıyla en iyi erkek oyuncu Oscar'ını kazandı. Ki bu süre, bir oyuncunun bir filmde gözüktüğü en kısa süredir. En iyi film Oscarını alan tek korku filmidir.
Thomas Harris 5 tane
kitap yazmış bir yazar. Kanlı Pazar (1975), Kırmızı Ejder (1981),
Kuzuların Sessizliği (1988), Hannibal (1999), Hannibal Doğuyor (2006).
Kişisel hayatı ile ilgili neredeyse hiç bir şey bilinmiyor. 1976’dan sonra
röportaj bile vermemiş.
Filmden önce de kitap bu kadar
meşhur muydu bilemiyorum. Ancak 1988’de yazılan kitap 1992’de filme çekilmiş ve
daha sonraki 2 kitap ve serinin devamını sağlayan filmler 1999 ve 2006
yıllarını gösterdiğine göre bence Anthony Hopkins’in buradaki becerisi inkar
edilemeyecek kadar büyüktür. Ayrıca Kırmızı Ejder kitabının da filmi çekilmiş.
Hannibal Lecter’ın ilk çıkışı burada aslında. Filminde de tabii yine Anthony Hopkins oynamış. Kanlı
Pazar ise yazarın ilk romanı. Bundan sonra Hannibal Lecter’ı yaratmış ve
anladığım kadarıyla sayesinde, Hannibal kadar rahat ve gözlerden uzak bir
yaşamı kendisine sağlayacak kadar çok para kazanmış.
Aslında ilk kitabı okumadım ve
daha da komiği bu kitabı 15 sene kadar önce bir arkadaşımdan alıp okumuştum.
Filmini kaç kere izledim hatırlamıyorum bile. Ancak geçen gün sahaf bir
arkadaşımın dükkanında denk gelince dayanamadım aldım yine. Garip bir şekilde hatırlayamıyorum
kitabın sonu ile filmin sonu aynı mıydı değil miydi. Ancak şimdi hedefim bu manyak
yazar Thomas’ın tüm kitaplarını okumak. Ancak okuma listem sürekli
kabardığından ve filmlerin aslına oldukça yakın çekilmiş olduğunu göz önünde
bulundurarak filmini seyretmeyi de tercih edebilirim.
Hannibal Lecter. Sofistike,
ürkütücü, korkutucu ve saygı uyandıran bir yamyam. Sanıyorum aradan bunca sene
geçtiğine göre kitap ile ilgili ipucu vereceğimi düşünmeden istediğim gibi
yazma rahatlığına sahibim. Yine de uyarmadan geçmeyim eğer kitabı okumadıysanız
veya filmi izlemediyseniz yazımın buradan sonrası tadınızı kaçırabilir, devam
etmeyin derim ben.
Kuzuların Sessizliği’nden sonra
Hannibal ortadan kaybolmuştur. Çok nadir zamanlarda tek taraflı ve tamamen
kendi isteğine bağlı olarak Clarice Starling ile irtibata geçmektedir.
Hala polis tarafından aranmasına rağmen İtalya’da bir müze müdürü olarak
kendine güzel bir hayat kurmuştur. İnce zevklerle donatılmış Hannibal müzede aradığı
ruhsal doyumu yakalar. Starling ise kucağındaki bebeğe zarar vermeden aranmakta
olan bir kadını vurur ve başı FBI ile derde girer. Bu arada polisin haricinde
birisi daha Hannibal’ın peşindedir. Üstelik de çok daha ümitsiz, çok daha
vazgeçilmez bir şekilde peşindedir. Elinden kurtulan tek kurban olan Mason
Verger. Hannibal psikiyatristtir eskiden ve Mason onun hastalarından biridir. Çok
zengin bir aileye mensup olan Mason “o sırada güzel bir fikir gibi gözüken” bir
felaketin kurbanı olur. Uyuşturulmuş bir vaziyetteyken yüzünün neredeyse
tamamını keser. Göz kapakları ve dudaklarını yer bir de üstelik. Mason,
Hannibal’dan daha iyi bir karakter değildir. Hatta bana sorarsanız Hannibal’ın
sofistikeliğinden ve karizmasından tamamen uzakta bir zavallıdır. Çocuklara
işkence etmeyi sever, onların gözyaşlarını eklediği Martini’ler içer. Filmde
göremediğimiz bir karakter de Mason’ın işkence ettiği kız kardeşi Margot. Ve
Clarice’in başının belası Krendler. Geldiği noktayı hazmedememiş, reddedildiği
için Clarice’i yok etmeye ant içmiş bir it. Ancak unuttuğu veya fark etmediği
nokta Clarice’in Hannibal için büyük önem taşıması.
Kitap Mason’un Hannibal’ın peşine
taktığı kişilerin birer birer Hannibal tarafından yok edilmesi ile sürüyor.
Kendini bekleyen korkunç sondan her seferinde kaçmayı başarıyor. Ancak sonunda
yakalanıyor Hannibal. Özel olarak eğitilmiş yaban domuzları tarafından
parçalanmak üzere çarmıha geriliyor. Plan ilk gün domuzların ayaklarını yemesi,
ertesi güne kadar yaşatılması ve sonrasında geri kalan kısmın da yine domuzlara
sunulması.
Filmi birebir çekmeye
kalksalarmış sanıyorum ya çok zor olurmuş yada sansüre uğrarmış. Gerçi Clarice’i
de davet ederek zarif bir yemek ziyafeti veren Dr Lecter, Krendler’ı bir
iskemleye bağlayarak verdiği uyuşturucular sayesinde Krendler’ın bilinci
açıkken beynini yerler hep birlikte.
Margot ve Hannibal’ın işbirliği
ile Mason ölür. Krendler da cezasını bulur. Ve Clarice ile doktor sonsuza kadar
mutlu yaşarlar şeklinde biter roman.
İlk filmde/kitapta daha çok
Clarice’in Doktor tarafından analiz edilmesine ve sıkıştırılmasına şahit
olurken, bu kitapta Hannibal’ın hafıza sarayında daha fazla gezmeye ve onu bu
duruma iten sebepleri daha fazla görmeye başlıyoruz.
Şimdiye kadar okumadıysanız,
izlemediyseniz ve eğer gerilim filmi severseniz KESİNLİKLE kaçırmamalısınız bu
seriyi. Hannibal Lecter öyle güçlü bir karakter ki korkuturken neredeyse insanı
kendine aşık ediyor. Sadece bir kitap karakteri olduğuna inanmak çok zor ancak
hepimizin iyiliği için de öyle olduğuna sevinmemiz gerek :)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder