25 Ağustos 2014 Pazartesi

DÜĞÜMLERE ÜFLEYEN KADINLAR – ECE TEMELKURAN



Çok çok çok ama çok sevdimmmm...

Öncelikle şimdiye kadar sadece ismine aşinalığım olan Ece Temelkuran hakkında bilgi vermek istiyorum. 1973 İzmir doğumlu ve Hukuk Fakültesi mezunu. Mesleğini yapmayan bir çok Türk gibi o da. 1993 yılında Cumhuriyet gibi baba bir gazetede çalışmaya başlamış. CNN Turk’te muhabirlik yapmış. Bazı kitapları İngilizce’ye, bir tanesi de Arapça’ya çevrilmiş. Kendisi hakkında daha derin bilgi sahibi olmak isteyenler aşağıdaki linki kullanabilir.


Kitap bana bir arkadaşım aracılığıyla geldi. O sıkılmış, okuyamamış. “Ver bir de ben deneyim.” dedim. Neden bilmiyorum, ilk 50 sayfa kadarı bir zor aktı. Ama ondan sonra öyle bir açıldı ki... Hızlı okusam bir türlü, ağırlaşsam başka türlü J

Düğümlere Üfleyen Kadınlar adından da anlaşılacağı gibi bir kadın romanı. Bir yol hikayesi. Bir Thelma & Louise. Kimi yerde masal, kimi yerde destan... Normalde düz anlatım severim ben, çok şiirsel, çok betimlemeli anlatımlar bana fazla edebi ve gereksiz gelir. Ece Temelkuran öyle güzel betimlemeler bulmuş ki, o kadar yakıştımış ki... Bayıldımmm...

4 kadının hikayesi Düğümlere Üfleyen Kadınlar. 3 genç kadın ve bir olgun kadın (Madam Lilla’ya yaşlı demek toto ister valla). Tunuslu Amira, Mısırlı Maryam, kitabı onun gözünden okuduğumuz  ve adını bize hiç bahşetmeyen Türk kadın gazeteci (Ece Temelkuran) ve Madam Lilla...

Tunuslu Amira bu coğrafyada bir yaşayan bir dansöz, çok güzel, çok çocuk ve çok saf. Sevmiş ve sevip de terk edilen her kadın gibi yaralanmış.

Mısırlı Maryam’ın herkesten sakladığı bir sırrı, bir sıkıntısı var. Amira’ya kimi zaman çocuğu gibi bakıyor, kimi zaman bir erkek gibi. İşin aslı kitabın sonuna kadar bunlar yakınlaşacaklar herhalde sonunda diye bekleyip durdum. Maryam’ın öyle bir sahipleniliciliği var Amira’ya karşı.

Ve Madam Lilla, Thirina, Samira veya Esma... Onu nasıl çağırmak isterseniz. Ben Lilla ve Thirina’yı sevdim en çok. Thirina aşk demekmiş bu arada. Çok güzel bir kadınmış gençliğinde. Bu üçlüyü çekirge olarak eğitime alan kadın, bir hayat gurusu. Tüm hareketleri ölçülü, planlı. Seyirciye oynuyor. Ancak seyircinin bu oyunlar karşısında büyülenmekten başka seçeneği yok, öyle güzel oynuyor. Çok aşklar yaşamış. Çok sevilmiş, çok sevişmiş ama bir kere sevmiş. “Aşk yoklukla oynanan bir oyundur. Yokluğunun derinden hissedileceğine ne kadar güven duyuyorsan o kadar iyi bir oyuncu olabilirsin. Tereddüt ettiğin anda düşersin oyundan.” diyen aşk erbabı bu kadın bir kere tereddüt etmiş işte. En tereddüt etmemesi gereken anda, en tereddüt etmemesi gereken kişide. Aşk acısı çekip de yaralanmamış insan var mıdır? Madam Lilla da çok acı çekmiş, ama hiç göstermemiş.

Tesadüfen bir araya gelen bu dört kadın bazı sebeplerle birlikte yola düşerler. Hepsinin yaraları ve korkuları da onlarla birlikte olunca bayağı bir kalabalıklaşırlar tabii... İçlerinde saklı Amazon kadınlarının ortaya çıkması için gereklidir bu yol. Üstelik gittikleri coğrafya da 4 kadını kabul etmeye hazır da değildir pek. Mısır, Tunus, Libya ve Beyrut... İnsanın pek kadın olarak bulunmak isteyeceği yerler değil bence.

Kitaptaki erkekler neredeyse yardımcı oyuncu bile olamamışlar. Konu mankeni olarak kullanılıp atılmışlar bir kenara. En esas kadının en esas sevgilisi olan Jezim bile bir konu mankeni. Madam’ın hikayesine acı kırmızı bir renk katan kenar süsü. Sonu da pek hayırlı olmadı zaten. Ama Thirina’yı üzmenin bedeli ağır olmalı ;)

Bu arada unutulmaması gereken bir nokta var; biz %98’imiz Müslüman’ın diye çok övünmemize rağmen dinle ilişkimiz hep garip bir eksende seyreder. “Oku” diye başlayan bir kitabın mensuplarının bu kadar az okuması gibi mesela... Zaten bir de fobilerimiz var, aslında çok da haksız olmayan... Ama bu kitabın adı Felak suresinin 4. ayetinden alınmış.

Kitapla ilgili daha fazla detay vermek istemiyorum. İçindeki Amazon kadınını uyandırmak isteyen her kadının okuması gerek bence.

Aşağıda kitaptan bazı alıntılar bulacaksınız. Ben çok sevdim, umarım siz de en az benim kadar seversiniz.



Seninle ilgili bir fikre sahip olduğunu sanan o aptallara kulak asma. Ancak sevgisini esirgemeyenlerdir Müslümanlar. Dinin geri kalanı, uzmanların kendi arasındaki sıkıcı mülahazalar.
********
İslami kurallar tatlıcık, kimilerimiz için şapşallığı ve sersemliği düzene koymak için bir yasaklar silsilesi, senin gibi nadide tipler için ise kalpteki iyi olma arzusuna çeki düzen veren bir dizginleme müessesesidir.

********

Sık sık seni delirtmeye çalıştıklarını söylüyorsun. Bir tımarhaneyi kısa bir süreliğine ziyaret ederken aniden “Bunlar beni delirtmeye çalışıyorlar.” Diye öfkelenen bir kadın gibi görünmek zarafetine yakışmıyor. Onlar akıllıca bir söz sarf edebilmeye mezun değilse, bu sana garezlerinden değil. Bu kadarını becerebiliyorlar.

********

Benim gibi, üzerine entariler geçirip sandaletlerinin içine çorap giyenler bu kreasyonla Peygamber’in yolunu bulabileceklerine inanıyorlar. Yeterince garip görünürsek bir gönlümüz olacağına dair bir inancımız var sanırım. Oysa çocuğuyla, sokak kedisiyle, sevgilisiyle, hatta yaban kazlarıyla dertleşmeyi beceremeyenler Allah’ın kelamını nasıl duysun!

********

Aşk, kadınlar yorulunca biter. Kadınlar bir adamı değil, bir mezarlığı terk eder.

********

Aşk yoklukla oynanan bir oyundur. Yokluğunun derinden hissedileceğine ne kadar güven duyuyorsan o kadar iyi bir oyuncu olabilirsin. Tereddüt ettiğin anda düşersin oyundan.

********

İnsan ancak sevilince öğreniyor kendini sevmeyi.

********

Ben bir kraliçeyim, bir kalpsizin tuzağına düşebilirim ama kendime yenilemem. Savaşı kaybedebilirim ama acıya boyun eğemem. Kendi nefesimle var ettiğim bir ölümlünün hayali önünde diz çökemem. Kendi gözümden düşersem bir daha ayağa kalkamam. Şimdi yürümeliyim. Durursam nefes alamam.

********


Olmaması gereken bir adam olduğu için iç gıcıklayıcıydı. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder