29 Mayıs 2013 Çarşamba

Son Tapınak Şövalyesi

 


1960'ta Beyrut, Lübnan doğumlu Raymond Khoury 1975'te ailesinin Lübnan'daki savaştan kaçmak için New York'a taşınması ile birlikte orada büyümüştür. Çok farklı dallarda çalışan Raymond aslında bir mimar, senaryo yazarı ve yazardır. 2005 yılında yazmış olduğu Son Tapınak Şövalyesi isimli kitabı NewYork Times Best Seller olmuştur.

Kitap fazlasıyla Dan Brown'un Da Vinci Şifresi kitabını andırıyor. Hızlı bir giriş yapılmış. Manhattan Metropolitan Sanat Müzesi'ne Tapınak Şövalyeleri gibi giyinmiş dört atlı girer. O sırada tesadüfen orada olan arkeolog Tess Chaykin saklanmış olan biteni izlemektedir. Atlılardan biri o kadar değerli eser arasından bir şifre çözücüyü alır ve çıkar. 

Hem Tapınak Şövalyeleri'nin tarihini ve yok edilişlerini anlatan, hem de okuyanı hristiyanlık ve din inancı ile ilgili çok ciddi bir sorgulamaya sürükleyen bir kitap. Bu ikisini bir de günümüzde geçen bir kovalamaca ile süslerseniz tabii ki best seller olması kaçınılmaz. Özellikle 356 - 413 sayfaları arası beni fazlasıyla düşünmeye sevk etti. 

Kitabın 2009'da filmi de çekildi. Filmi seyretmedim ancak bildiğim kadarıyla, klasik Amerikan yaklaşımı ikincisini de çekebilmek için kitabı ikiye bölmüş ve aslında (bence) tüm maceranın başladığı yerde film bitmiş. Filmde pek tanıdık kimse yok. IMBD puanı 4.5'ta kalmış. 

Tabii bu arada atlanmaması gereken bir nokta var ki; kitabın en maceralı ve kovalamacalı kısmı Türkiye'de geçiyor. Filmi de burada mı çektiler tam bilemiyorum. Tapınak Şövalyeleri ve din ilgi alanınızsa okumakta fayda var. Din ile ilgili kısmı için ayrıca bir yazı ekleyeceğim.

Terapi Odamda Keşişen Öykülerimiz


Bu terapi ve psikoloji kitaplarından kendimi alamıyorum :) Bu kitabı da sanırım Ayşe Arman'da okumuştum ve alınacaklar listeme eklemiştim.

Ancak benim bu tür kitaplardan beklentim çok daha farklı. Tabii ki bu kitaba da haksızlık etmek istemem.
Ayşegül Kalem Ertal 1978 doğumlu, Boğaziçi Psikoloji'den mezun bir terapist. Ben de buraya girmeyi çok istemiştim, belki o yüzden kıskanmışımdır kendini biraz :)

Terapiye gelenlerin öyküleri ile kendi öykülerini harmanlayarak, hoş bir dille yazmış aslında. Benim sevdiğim gibi çok dümdüz bir dili yok, biraz daha süslü püslü, biraz daha edebi ama insanı yoran ya da kasan bir yazım değil. Kitap 126 sayfa, dün başladım ve bitirdim işe gidip gelirken. O kadar su gibi okunuyor aslında.

Benim beklentimin farklı olduğu nokta şu ki; terapi odası falan denince o odada geçenleri, daha psikanaliz odaklı görmek istiyorum. Bir şeyler öğrenmek istiyorum. Kendime ve başkalarına faydalı olabilecek bir şeyler öğrenmek istiyorum.

Ama yine de dediğim gibi, su gibi okunan bir kitap. Birilerinin hayatlarından kesitler görüyorsunuz. İnsanların acı ile başa çıkış tarzlarının ne kadar farklı olduğunu görüyorsunuz, ki bu bu aralar benim için gündemde bir konu ne yazık ki...

25 Mayıs 2013 Cumartesi

Sakın Aşağı Bakma


Tami Hoag yine döktürmüş. Bu okuduğum kaçıncı kitabı hatırlamıyorum. Ama polisiye, heyecan, aksiyon, gerilim ve süprizler birer Tami Hoag klasiği olmuş.

Sakın Aşağı Bakma yada orjinal adı ile Down The Darkest Road tam bir aile trajedisi ile başlıyor. 16 yaşlarındaki kızları anlamsız bir şekilde ortadan kaybolan Lawton ailesinin başına gelecekler bunlar ile sınırlı kalmaz. Tek şüpheli olan kişi saçma sapan kanunlar yüzünden elini kolunu sallayarak gezerken bir gece önce kızıyla tartışmış olan baba şüpheliden bile çok sorgulanır. Bundan kısa bir süre sonra da trafik kazasında hayatını yitirir. Küçük kızıyla başbaşa kalan anne Lauren kendine yeni bir hayat kurmayı başaramaz. Alkol en yakın dostu olur. Tüm bunlardan en çok etkilenen Leah ise bir çok sıkıntı yaşamakta ama kimseye içini açmamaktadır. Ve olanlardan biraz uzaklaşmak için başka bir kasabaya taşınırlar. Ama kötü talihleri burada da yakalarını bırakmaz. Lauren'ın kızına bir şey yaptığından emin olduğu Ballencoa onları takip mi ediyor yoksa?

Kitabın buradan sonrasından bahsetmeyeceğim tabii ki... Evlatlarının başına kötü şeyler gelen ailelerin nasıl bir trajedi yaşadığına çok yakından bir bakış aslında bu. Kitapta okuduğum bir cümle çok hoşuma gitti;

SUÇLULARIN GERİ KALANIMIZDAN DAHA HAKLI OLDUĞU HAZİN GÜNLER GEÇİRİYORUZ.

Günümüzü nasıl da tam olarak özetliyor. Buraya mecburen çok ufak bir parantez açmak istiyorum ki neden bahsettiğim(iz) çok daha iyi anlaşılsın. Bebek katili Apo'nun haklarından bahsediliyor, odasının küçüklüğünden, televizyonu olup olmamasından... Ya onun yüzünden ölen bebeklerin hakları ne olacak? Hayatlarını bile yaşayamadan şehit olan gencecik askerlerimizin hakları ne olacak? Yaptıkları saldırılarda sevdiklerini kaybeden insanların hakları ne olacak? Bu konu daha çok laf kaldırır. Ve bence başka bir yazının konusudur bu...

Kitaptan öğrendiğim iki şey oldu;

1- Çocuklarını kaybeden eşlerin evliliklerini kurtarması ile ilgili istatistikler olumsuz. Suçluluk hissi ve karşı tarafı suçlama ihtiyacı, ilişkiyi bozuyor. Eşlerin kederle başa çıkmada gösterdikleri farklılıklar dargınlığa sebep oluyor.
2- Fark yaratan şey; ne öğrendiğimiz ve o karanlık yerden kurtulmak için ne yaptığımızdır. Herkes günahına karşılık kendine ceza verebilir. Bu işin kolay kısmı. Herkes kurban olabilir ve herkes kendisini kamçılayabilir. Çok da büyük mesele değil. Ama merdivene bir adımını atıp diğer basamağa tırmandın. Bir şeyler yaptın. Ardından bir fark yarattın.

Her iki cümle de kitaptan.

Polisiye kitap seviyorsanız kaçırmamanız gerek.

23 Mayıs 2013 Perşembe

GELECEK PROGRAM :)


Bir süredir yeni paylaşımda bulunamadım. Ancak bu yazacak vakit bulamadığımdan oldu. Dolabımda bir sürü yeni kitap okunmayı bekliyor. İşte liste ve ufak bilgilendirmeler;

1- Felidae / Akif Pirinçci - Kapağında kedi resmi olması benim gönlümü baştan feth etti zaten. Akif Pirinçci Türk bir yazar ama eseri en son Türkçe'ye çevrilmiş, 16 başka dilden sonra. Kitap dünyanın en çok satanlar listesinde aylarca kaldı. Bir dedektif karakteri var karşımızda ancak sanıyorum bildiğimiz tüm polisiye roman klişelerini ti'ye alıyor. Akif Pirinçci'yi ise ayrıca bir yazı konusu yapacağım.

2- Evinizdeki Terapist / Dr. Dennis Greenberger & Dr. Christine A.Padesky - Hürriyet'te Dr. Başak Demiriz'in köşesinde röportajını okuduğumda bu kitabı almaya karar verdim. Psikoloji zaten özel ilgi alanım olduğundan, insanın kendi terapisti olması gerektiğini ısrarla savunduğumdan ve hatta bu konuda bir kitap yazmaya başladığımdan bu kitabı kaçırmam imkansızdı. Rakiplerim ne yapıyor bilmeliyim, değil mi :) Hayatımızdaki sorunlarla başa çıkabilmek için hepimizin hem beynimizi çok iyi tanıması, hem biraz psikoloji bilmesi, hem de ilişkiler hakkında bilgi edinmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu üçlü bizi bir çok sıkıntıdan uzak tutacaktır. Bu gözle okuyacağım bu kitabı.

3- Cehennem / Dan Brown - Bu yazı da bir Dan Brown kitabı ile geçirmek çok keyifli olacak tabii ki. Dan Brown'ın en büyük kozu tarihi ve gerçekleri çok iyi kullanması. Derin Dünya Devleti diye bir olguya inanıyorsanız benim gibi önünüze bir sürü ipucu serecektir. Sizi dinle ilgili bir çok soru işareti içinde bırakacaktır. Bu kitabın büyük bir kısmının İstanbul'da geçiyor olması ise biz Türk Dan Brown'cuların ilgisini de bir kaç kat katlayacaktır. Umarım film çekimi de İstanbul'da olur. Mutlaka çekilecektir ne de olsa... Bu kitapta da yine Harvard Üniversitesi Simgebilim Profesörü Robert Langdon başrolde. 

4- Profesör / John Katzenbach - Şizofren ve Psikoanalist kitaplarının yazarından bir kitap daha. Diğer iki kitabı ile ilgili yorumlarımı blogumda bulabilirsiniz. Aslında bir kaç sayfasını okudum. Ancak o sırada daha önce okumak istediğim kitaplar gelince biraz ertelenmek zorunda kaldı. Orta yaşlarda bir profesörün yakın zamanda öleceğini öğrenmesiyle başlıyor kitap. Ve bu ölüm ona hafızasını kaybetmesi ile gelecektir. Kendini öldürmeyi düşünürken bir kızın araba ile kaçırılmasına tanık olur. Hafızasına da güvenememektedir, ancak elindeki şapka kızı bulabilmek ve ona yardımcı olabilmek için tek ipucudur. 

5- Otopsi / Keith Ablow - Bu kitabı Hürriyet'in ekinde görmüştüm. "İnsan ruhuna otopsi yapabilen bir psikiyatrist" lafı benim koşarak kitabı almama sebep oldu tabii. Ayrıca Keith Ablow için psikolojik gerilimin kralı gibi bir tanımlama da görünce sanıyorum yeni bir yazar daha kazanmış olacağım takip etmem gereken. Neyse ki yaz geldi, plajda bir sürü vaktim olacak bu kitapları bitirecek. Gerçi bu psikolojik gerilimi plajda değilde evde tek başına okumak daha heyecanlı oluyor ama :)

6- Aşkın Kollarında / Julianne MacLean - Okuduğum psikopatça kitaplardan sonra ofisteki arkadaşlarım ben korkmaya başladılar artık :) Bu kitap belki benim imajımı biraz düzeltir diyerek aldım aslında :) Kitabın arkasını okurken aslında alacağımı tahmin etmemiştim. Ancak son kısımda yazan "İşveli bir kadın ve enfes bir şekilde hınzır bir erkek ve çok iyi sunulmuş bir Viktoryan atmosfer" ve "özel kıvılcımları ve şehvet anlayışı" bana Dangerous Liaisons - Tehlikeli İlişkiler filmini hatırlattı. Kitabını okumamıştım ancak John Malkovich hayranı olarak filmi salyalarım akarak seyretmiştim. Ve erkeklerin elde etmek istedikleri bir kadın için gerekirse neler yapabileceğini çok net görmüştüm. O günden bugüne de değişen çok bir şey olduğunu sanmıyorum aslında ya, neyse... Merakla bekliyorum okumak için. Tam bir plaj kitabı olacağı ve güneşin sıcaklığı ile daha da etki kazanacağı kesin :)

7- Zarafet / Donald Spoto - Yeniden devam etmek üzere ara verdiğim bir kitap daha. Gerçek bir hayat hikayesi. Ve zarafetin hikayesi. Breakfast at Tiffany's filmi desem bir çoğunuz anlar sanırım. Audrey Hepburn'un hayatı. Zirveye çıktıktan sonra ününü insanlara yardım etmek için kullanan zarafetin timsali kadın... İlginç olacağından eminim.

8- Olağan Psikopatlar / Kevin Dutton - Olağan Şüpheliler filmine gönderme yapan ismi bile benim açımdan almak için yeterliydi zaten :) Kitap kapağı yazısı "Ermişler, casuslar ve seri katillerden hayat dersleri". Sizce de ilginç değil mi? Karanlık yanınızla tanışmak istemez misiniz? Umarım tanıtım yazılarında yazılan kadar kışkırtıcı ve beyin kıvrımlarımı gıdıklayabilecek bir kitap çıkar.

9- Şeytanı Uyandırma / John Verdon - Aklından Bir Sayı Tut ve Gözlerini Sımsıkı Kapat kitapları ile hayatıma bomba gibi düştü bu adam. Bu kitaplar ile ilgili yorumlarım blogda var. Polisiye konusunda harikalar yaratıyor bence. Son dakikaya kadar burnunuzun ucundaki katili fark edemiyorsunuz bile. Kesinlikle tavsiye ediyorum. 

Bu kadar kitap dolapta beni bekliyor ve daha da yazamadıklarım var, ufak bir aradan sonra onları da ekleyeceğim :) 


20 Mayıs 2013 Pazartesi

''Asla sızlanma. Sızlanmak, bir zalime etrafta bir kurban olduğunu haber verir.''

Kızıma Mektuplar - Maya Angelou

Sen Dostlarını Hanenin Dışından Edin.. Düşmanını Anan Doğurur. 

17 Mayıs 2013 Cuma

Koçluk mu Psikolojik Danışmanlık mı?


Psikolojik Danışmanlık; problemi olan bir “danışan” ile “danışman” arasında, danışanın çevresi ile daha etkili davranışlar geliştirmesini sağlayıcı yönde, uyarıcı bir bilgilendirme, tutum ve davranışları ile gerçekleştirilen ve danışanın kendisini daha iyi hissetmesi ve kişisel doyum sağlayacak şekilde davranması amacına yönelik, karşılıklı bir etkileşim süreci olarak tanımlanabilir. http://www.aktuelegitim.com ) 
International Coach Federation (ICF)'ın koçluk tanımı ise; "bireyler ve organizasyonların performanslarını arttırarak sıra dışı sonuçlar elde etmelerini sağlayan etkileşimli bir yöntemidir" şeklindedir. Profesyonel koçlar danışanları ile iş, kariyer, finans, sağlık ve özel ilişkiler gibi alanlarda birebir çalışır. 
Psikolog veya koçun neyi yapmadığına baktığınızda ise, bu kişinin sizin sorularınıza yanıt vermediğinizi görürsünüz. Her iki durumda da danışmanın danışanı etkilemiyor olması gerekmektedir. Size kendi fikirlerini empoze edemez. A'yı mı yoksa B'yi mi seçmeniz gerektiğini söyleyemez, söylemez. O doğru sorularla, sizin kendi içinizdeki cevabı bulmanıza yardımcı olur. Yaşam koçları maksimum 12 seans görüşürler ve daha çözüm odaklıdırlar, nedenlerle ilgilenmezler. Psikologlar ise sizinle senelerce görüşebilir ve taa çocukluğunuzdan başlayabilir her şeye. 
Bu şekilde anlatıldığı zaman iki uzmanın birbirinden bir farkı olmadığını düşünmüş olabilirsiniz. Ancak bu noktada şunu eklemeden geçmemek lazım ki; yaşam koçları sadece psikolojik olarak sağlıklı bireylerle çalışırlar. Psikolojik sorunları olan danışanlarını mutlaka bir psikoloğa yönlendirmeleri gerekir. 
Bu bilgilerden sonra aslında benim anladığım şudur ki; önemli olan doğru soruları sorabilmek. Belki bir yaşam koçluğu almaya karar verdiniz veya vereceksiniz, böyle bir şeye ihtiyacınız olduğunuzu düşünüyorsunuz... Hayatımızda karşımıza ne zaman problem çıkacağını bilemeyiz. Önemli olan bunlarla baş edebilmeyi öğrenmek. Dolayısıyla eğer siz de kendinizi; kendinizi tanımak ve doğru soruları sormak üzerine eğitirseniz bir yaşam koçundan alabileceğiniz desteği hayatınızın her anında hem kendinize, hem de etrafınızdakilere sağlayabilirsiniz. 
"Self coaching - Kendine koçluk etme" kavramı yurt dışında yayılmakta. Ben ise buna daha farklı bir isim veriyorum; I Project - Proje Ben. 
Daha sonraki yazılarımda bundan bahsedeceğim. 

15 Mayıs 2013 Çarşamba

TERZİ



Aşkım Kapışmak'ı daha çok yeni keşfettim. Kadın-erkek ilişkileri konusunda uzman ve insana parmağını sallayarak değil de esprilerle anlattığı için bence çok faydalı oluyordur izleyenlere.

Terzi... Alıp almamak konusunda ikilemde kalmıştım aslında. Sonra Twitter'daki yorumları okudum. Deniz Akkaya'nın yorumunu okudum "eşcinsellik ve otizm içeren bir kitap, üstelik gerçek ve derin". Yorumu çok daha uzun. Merak edenler diğer yorumlarla birlikte görmek için bu adrese tıklayabilirler; http://www.haberler.com/twitter-da-askim-kapismak-ve-terzi-firtinasi-4576915-haberi/

Terzi insanın içine işliyor. Ajitasyon yapılmamış, duygu sömürüsü yok, çok yalın, sade bir dille yazılmış, kimi yerlerde neredeyse günlük gibi. Bu kadar sade olması daha da etkiledi beni. Cesur'un kendisi ile, ailesi ile, hayat ve kader ile iç hesaplaşması... Ufak bir tavsiye; eğer babanız ile bitiremediğiniz bir hesaplaşmanız varsa, bu kitap sizi çok daha fazla burabilir. Zaten bu olmasa da ağzınızda kekreli, resimdeki gibi limonlu bir tat bırakacağı kesin. Ne elinizden bırakmak isteyeceksiniz, ne de o burukluğu taşımak isteyeceksiniz.

Çok uzun bir kitap değil zaten. En fazla 2-3 günde bitirmek istersiniz. Bölüm sonlarına Aşkım Kapışmak yorumlarını koymuş, bu da iç hesaplaşmaların psikolojik açılımlarını önümüze sermiş. Uzun uzadıya anlatılan hiç bir şey yok, Aşkım Kapışmak'ın yorumları da kısa... Belki de bu kısalık romanı okurken zevk veren. Çok uzun anlatarak bu gerçek hikayeli romandan ipuçları vermek istemiyorum. Aynı zamanda da çok başarılı bir kişisel gelişim romanı. Kendine inan, hedefler belirle ve bunlara ulaşmak için çalış. Hayatındaki sorunlar giderek sorun olmaktan çıkacak.