10 Aralık 2012 Pazartesi

Kelebek




Kitabın yazarı Kathryn Harvey’in asıl adı Barbara Wood. Amerika’da yaşayan İngiliz asıllı Barbara Wood’un 20 kadar kitabı varken, Kathryn olarak Kelebek’in (bu aralar çok moda olan) üçlemesi ile karşımıza çıkıyor. Serinin diğer iki kitabı Private Entrance ve Stars sanıyorum henüz Türkçe’ye çevrilmemiş.
Kathryn Harvey imzalı Kelebek yıllarca süren bir intikam hikayesini anlatıyor. Kelebek isimli bir kaç roman daha olduğundan yazarı ile birlikte aramanızı tavsiye ederim.
Kelebek flash back’ler ile bir intikam hikayesi sunuyor bize. Gidecek hiç bir yeri olmayan küçük Rachel’in zorluklarla geçen yıllarını, Beverly Highland’in ihtişamlı ancak tek başına geçen hayatını birbirine harmanlayarak anlatıyor. Bu arada farklı kadın hayatları ile de destekleniyor ana hikaye.
Romana adını veren Kelebek isimli özel klüp ise kadınların erotik fantazilerini gerçekleştirdikleri bir yer. Diğer taraftan ise Kelebek aslında muhteşem bir dönüşümü de simgeliyor; çirkin ördek yavrusunun soğuk, muhafazakar ve güzel bir kadına dönüşümünü...
Kitabın kapağında yazan “Fantazilerin ve rüyaların gerçeğe dönüştüğü özel bir klüp” yazısına bakarak oldukça erotik bir şeyler okuyacağınızı sanıyorsanız yanıldığınızı söylemeden geçemeyeceğim. Bu kitaptaki kadınların hiç biri Kelebek'e sırf zevki için gitmiyor aslında. Kadın ile erkeğin bu konuda farklılaştığının da altı çiziliyor fazla belli etmeden. Kelebek'e giden kahramanlarımızın hepsi gerçek hayatlarında erkekler ile yaşadıkları problemlerin üstesinden gelebilmek için gidiyorlar, bir nevi terapi merkezi gibi. 
Okunması kolay, merak uyandıran bir kitap. Ancak serinin devamını da okur muyum bilemiyorum.

Kitabın Yazarı :  Kathryn Harvey  (http://www.barbarawood.com/ )

Kitabın Çevirmeni :  Rabia Taş 

Kitabın Yayınevi :  Koridor Yayıncılık 

Basım Tarihi :   Kasım 2012 
Arka Kapak Yazısı

Fantezilerin ve rüyaların gerçeğe dönüştüğü özel bir kulüp.

Beverly Hills'te, seçkin bir erkek giyim mağazasının üst katında bulunan Kelebek adında özel bir kulüp. Orada tüm bilgiler gizli. Yalnızca en cesur olanlar üye olabilir ve herkes tek bir kişi önerebilir. Maskeli bir hırsız, soylu bir beyefendi, bir müttefik askeri ya da kovboy. Sizi gizli cinsel fantezilerin dünyasına çekmek için oradalar... Düşlediklerinizden de ötesi için...
Hırslı bir avukat, Jessica. Cömert bir işletmeci, Trudie. Ve başarılı bir doktor, Linda. Onlar maske altına gizledikleri arzularını bir bir yaşamak için sabırsızlanıyorlar. Gerçek hayatlarında hiç olmayacağı kadar. 
Ama onlardan daha gizemli biri varsa o da Kelebek'i yaratan kadındı. Kimliğini saklamak için adını, aksanını hatta yüzünü bile değiştirmişti. Ve artık tek arzusu, çocukluğundan beri peşinde olduğu şeyi - onu zirveye taşıyacak veya çevresindekilerle birlikte onu yok edecek olan gizli bir saplantıyı - hayata geçirmekti. 
Şehvetin, umutların ve hayallerin gerçeğe dönüştüğü,fantezilerin vahşi birer nehir olup aktığı bir yer...
Güç ve arzuya susamışlığın hikayesi.

Yorumlar:
"Yakıyor."
New York Daily News

"Sihirli, ihtiraslı ve davetkar..."
Publishers Weekly

"Sayfaların elinizden akıp gittiğini hissedeceksiniz."
Washington Post

29 Kasım 2012 Perşembe

Beyninizi Değiştirin Hayatınız Değişsin



İşte, bir kitap okudum hayatım değişti diyebileceğim kitaplardan biri. Tamamen tesadüf eseri D&R'ın indirimli kitaplar standında elime geçen bu kitap Amerikalı bir nöropsikiyatrist tarafından yazılmış. 

Dr. Daniel G. Amen hem nöropsikiyatrist, hem yazar, hem  Amerika'daki Amen Clinics’in sahibi ve hem de profesördür. SPECT isimli bir cihazla beyin taramaları yapmakta ve insanların hayatta karşılaştığı sorunların beyindeki etkilerini veya beyindeki sorunların hayatlarımızdaki etkilerini incelemektedir.

Kitap beynin bölümlerini, görevlerini, fazla veya az çalışması halinde karşılaşabileceğimiz sorunları ve bunların çözümlerini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Çok fazla vaka incelemesine yer vermiş olması anlattıklarını çok daha somut bir hale getirmektedir. Sanırım hepimizin bildiği bir laf vardır; beyin çok iyi bir köle, çok kötü bir efendidir. Bu kitap aslında beynimizin kendi salgıladığı kimyasallara bağımlı olduğunu, aslında sevdiğimiz/sevmediğimiz bir çok şeyin beğenimize değil bu kimyasallara bağlı olduğunu gayet net bir şekilde ortaya koyuyor. Ancak bütün bunları yaparken bir taraftan da, özellikle ülkemizde çok görülen bazı fikirlerin de (Psikiyatriste mi gidelim? Niye, deli miyim ben?) aslında ne kadar temelsiz olduğunu, beyinde görülen rahatsızlıkların da tansiyon gibi, grip gibi rahatsızlıklar olduğunu ve tedavi ile büyük bir rahatlıkla atlatılabileceğini gösteriyor. En ağır bildiğimiz şizofreni gibi hastalıkların bile tedavisinin mümkün olduğunu görmek ise bir çok insana ümit olacaktır.

Kitap benim üzerimde o kadar etkili oldu ki, sırf bu kitabın bana öğrettiklerinin bir kısmını paylaşabilmek için ayrıca bir blog bile açtım. Kitap ile ilgili daha detaylı bilgi almak isterseniz veya kitaptaki kontrol listeleri aracılığıyla kendinizi ufak bir teste tabii tutmak isterseniz hepsine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

28 Kasım 2012 Çarşamba

Tanrı Daima Tebdil- i Kıyafet Gezer







Laurent Gounelle Katolik anne ve Protestan babadan 10 Ağustos 1966′ da doğmuş. Sorbonne mezunu. Clermont-Ferrand Üniversitesi'nde öğretim görevlisidir. Aynı zamanda psikiyatrist olan yazarın şu ana kadar Türkçe'ye çevrilmiş 2 kitabı vardır. Tanrı Daima Tebdil- i Kıyafet Gezer ve Mutlu Olmak İsteyen Adam. Son kitabı "Les dieux voyagent toujours incognito" (Akıllıca Değildi Filozof) Ekim 2012'de Fransa'da piyasaya sürülmüş, ancak henüz Türkçe'ye çevrilmemiştir.

Bu kısa girişten sonra gelelim kitaba; Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer. Yorulmadan, rahatlıkla okunan, zaman zaman heyecanlandıran bir kitap. Roman olmakla birlikte aslında bir kişisel gelişim kitabı. Hani biraz “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” gibi de düşünebilirsiniz.

Hayatta karşımıza çıkan zorlukları aşmak için aslında sorundan çok çözüme ve harekete odaklanmamız gerektiğini çok şık bir şekilde anlatıyor. Bu anlamda bir nevi psikanaliz ile de bir yüzleşme yaşıyoruz. Çünkü kitapta iki psikiyatristten bahsediliyor. Bir tanesi psikanaliz yoluyla tedavi ediyor, hastalar çözüme ulaşamadan senelerce sürebilecek seanslar görebiliyorlar. Diğeri ise çok daha çözüm odaklı. Sorunu bir kere tespit ettikten sonra nedenleri, nasılları üzerinde durmaktansa, sorunu aşmaya yönelik görevler vererek hem değişimin dünyanın sonu olmadığını yaşatarak gösteriyor, hem de aslında önümüzdeki tek engelin aslında kendimiz olduğunu çırılçıplak ortaya koyuyor.

Ayrıca; çatışma yaşadığımız kişileri dışlayarak değil, o kişiyi kabullenerek, gerçekten olayları onun bakış açısı ile kavrayarak ancak bu esnada  kendimizi ortaya koymaktan kaçınmadan, yargılayarak veya suçlayarak değil, sorular sorarak bu çatışmaları aşabileceğimizi de gösteriyor.

Hayatınızda değiştirmek istediğiniz noktalar varsa, nasıl değişebileceğinizi bilmiyorsanız veya değişmek size “artık ben olmayacağım o zaman” demek gibi geliyorsa bu kitabı kesinlikle kaçırmamalısınız. 

6 Kasım 2012 Salı

Sodom'un 120 günü / Justine - Erdemin Felaketleri







Marquis De Sade'nin yazdığı 2 kitaptan bahsetmek istiyorum; Sodom'un 120 Günü ve Justine - Erdemin Felaketleri. 

Marquis De Sade, Sadizm’in adından türediği kişidir. Fransız aristokrat ve felsefe yazarıdır. Yazmış olduğu kitaplar ise okuyanı iliklerine kadar zorlayan sert pornografik (ve bir çok yerde iğrenç) sahnelerle doludur.


1740 yılında Fransa'da Paris’te Condé Sarayı'nda doğmuş. Hayatı da eserlerindeki kadar çalkantılı geçmiş. Çocukluğunda rahip amcasının yanında eğitim görmüş olması (bence) kuvvetle muhtemel ki; kitaplarında başrol oynayan rahiplerin temelini oluşturmuş. Yedi Yıl Savaşları’nda süvari komutanı olarak bulunması da içindeki hükmetme ve ele geçirme duygularını iyice açığa dökmüş sanırım. 1763’ten itibaren dönem dönem tutuklanmıştır. Evinde çalışan kadın ve erkek hizmetliler, birlikte olduğu fahişeler kendilerine kötü muamelelerde bulunduğundan hakkında sürekli şikayetçi olmuşlar. Bastille dahil bir çok hapishanede 29 yılını ve akıl hastanesinde 13 yılını geçirmiş ve zamanına göre oldukça uzun yaşayarak 74 yaşında (1814 yılında) ölmüştür. 
Böyle bir girişten sonra nasıl bir yazarın kitapları hakkında bilgi vereceğimi anlamışsınızdır sanırım. Öncelikle neden böyle bir adamı okumak istediğimi açıklamak istiyorum. Çünkü karısı ile ilgili bir kitap yazılmış, böyle bir adamın eşi olmak ile ilgili. Adını çok uzun zamandır duyduğum Marquis De Sade’ı karısı hakkındaki MARKİZ isimli kitap vesilesiyle okumaya başladım.

Sodom’un 120 Günü ve Justine – Erdemin Felaketleri isimli iki kitabını aldım. Hangi kitabını önce yazdığı ile ilgili fazla bir bilgi bulamadım açıkçası, Justine’in çok daha yumuşak bir dille ve bazı noktalarda Sodom’un 120 Günü’ndeki kadar ileriye gitmeden yazılmış olmasından dolayı daha önce kaleme alınmış olduğunu tahmin ediyorum. İlk kitabı bitiremediğimi de eklemeden geçemeyeceğim. Justine ise erdem timsali bir genç kızın kaçmaya çalıştıkça karşılaştığı felaketleri, her iyi niyetinin suistimal edilmesini “bu kadar da olmaz” dedirtecek şekilde yazıyor. Okuduğum 2 roman da bir anlatıcının ağzından yazılarak ilerliyor. Mekanların kasveti ve ulaşılmaz yerlerde oluşu kitabın içeriğini daha da güçlendiriyor. 

Sayfalarca süren monoloğa yakın konuşmalar kötülüğün, acımasızlığın, muhtaç olanın ezilmesinin hiç bir sakıncası olmamasının, doğanın da en az bu düşüncede olanlar kadar acımasız olduğunu gözler önüne serdiğini düşünerek felsefi bir şekilde devam ediyor. Tanrı’nın kötülükler karşısındaki umursamazlığını örnek göstererek zayıf olanın, kaçırılanın, esir edilenin, kadının, erkeğin ve ergenliğe anca ermiş çocukların bile kendi zevkleri için hiç acımadan kullanılmasının kapısını açtığını sanıyor. Kadını kümesindeki tavukla eş değer tutarken, pornografinin de ötesinde sadizmin en derinlerine kadar açık seçik bir şekilde inmekten çekinmiyor. Gerçek hayatında bu derece ileri gitmiş midir bilemiyorum ancak (nasıl olduğunu anlamasam da) hala bunları yaşamaktan hoşlananlar olduğuna göre ve Sade’ın yaşadığı dönemde insanın en büyük öneminin taşımakta olduğu unvandan kaynaklandığını bilince okuduklarım daha da korkunç geliyor.

Okuyup okumama konusundaki fikrime gelince... Kesinlikle tavsiye etmediğimi söyleyebilirim. Markiz’i de okuyup, en kısa sürede yazacağım. 

19 Ekim 2012 Cuma

Fifty Shades of Grey / Grinin Elli Tonu


Neredeyse tüm dünyayı sarsan, kadınların elinden düşürmediği, dilimizde de çıkması heyecanla beklenen ve nihayet birinci kitabın Türkçe'sinin geçtiğimiz günlerde çıktığı Fifty Shades of Grey'in 3 kitabını da İngilizce olarak okudum.

Kitap çok basit bir dil ile yazılmış, edebi bir eser olmadığı kesin. Yazarımız evli bir kadın ve kitabı aslında internette yazmaya başlamış. Takipçilerinin gün geçtikçe artması neticesinde, sayfalar sayfaları takip ederken bir kaç yayıncı kuruluş ile görüşmüş. Ancak hiç biri kitabı basmayı kabul etmemiş. (Aslında şaşırmadım.) Fakat takipçilerinden aldığı teşvikler sonucunda kendi maddi imkanları ile kitabı yayınlatmış.

Kitaplara gelirsek... Daha önce Barbara Cartland okuduysanız, Beyaz Dizi'leri takip ettiyseniz aslında ne kadar tanıdık olduğunu görecekseniz. Klasik bir aşk romanı. Tek fark; başroldaki Bay Grey'in köle-efendi ilişkileri yaşamış olması ve biraz sado-mazo öğeler barındırması. Ancak bunların giriş seviyesinde kaldığını, kitaba hakim olanın biraz daha detaylara girilmiş aşk yapmak olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Kitabı henüz okumamış olanlar nedeniyle daha fazla bilgi veremeyeceğim bu konuda.

Yakışıklı, ultra zengin ve Efendi Grey ancak en klasik aşk romanlarında bulabileceğiniz bakire başrol ortağı ile ofisinde tanışıyor. Bay Grey'in eski sevgilisinin de (kendisine çok yardımları dokunmuş olmasına rağmen) bir çeşit Suzan Avcı yani kötü kadın muamelesi görmesi bence kitabı iyice klasik bir aşk romanı haline çeviriyor. Kitabın akışı oldukça yavaş ve çok fazla tekrar içeriyor; "başımı eğip kucağımdaki ellerime baktım", "ellerini saçlarının arasından geçirdi" gibi klişe cümleleri çıkartsak sanıyorum kitabın bir cildini atabiliriz.

Bir kaç aksiyon içeren olay haricinde tüm olay iki sevgilinin etrafında dönüyor. Yan karakterler çok fazla irdelenmemiş. Bay Grey kadar psikanalize açık veya ihtiyaç duyan bir karakter olmasına rağmen yazar bu konuda çok başarılı olamamış bence. Ancak yazarımızın yazdıkça açıldığını ve daha iyi yazmaya başladığını da kabul etmem gerek.

Sanıyorum İngilizce okumuş olmam nedeniyle de tam aradığım, beklediğim tadı bulamadım. Aynı tarzda bir yavanlık ilk kitabını İngilizce okuduğum Alacakaranlık serisinde de hissetmiştim. İlk kitaptan sonrakileri Türkçe okuduğumda çok daha akıcı ve keyifli gelmişti serinin diğer kitapları.

Türk kadınlarının da çok büyük bir hızla En Fazla Satanlar listesine soktuğu üçlemenin ilk kitabından benim en büyük umudum, kadınlarımızın sekse bakış açısında olumlu değişiklikler yapması.

Eğer çok fazla bol vaktiniz varsa okuyun derim. Ancak kısa sürede sanıyorum filmi de çekilecektir, böylece 1.5-2 saatinizi alır en fazla. Zamanın 9.5 Hafta filminin etkisini bırakır mı çok merak ediyorum. Tabii son nokta olarak şunu da atlamamak lazım; seks her zaman sattırır.


27 Eylül 2012 Perşembe

Hayatınızı Değiştirecek Sözler

İMKANSIZ ile MÜMKÜN arasındaki fark KARARLILIKTIR.
Çetin Yılmaz - Anadolu Efes Teknik Koordinatörü

Kim olmak istiyorsan osundur. Her an, her saniye. Geçmiş geçmişte kaldı. Hatırladıklarınsa ancak rüyaların kadar gerçek. Gerçek olan tek şey, doğru olan tek şey şu an. Hepsi bu. (Akıl Labirenti / Marcus Sakey)

Anlar sadece işlerin o noktaya nasıl geldiğini anlatırken kullandığımız hikayeler. (Akıl Labirenti / Marcus Sakey)

Küsmek ve darılmak için bahaneler aramak yerine, sevmek ve sevilmek için çareler arayın. (Hz. Mevlana)

21 Eylül 2012 Cuma

Mikropları Öldürmek



Mikropları yok edebilmek için önce onları tanımamız lazım. Bunlar otomatik düşüncelerdir ve aslında bize ait olmayan fikirlerdir aslında.

- Her zaman / asla düşüncesi (beni hiç ciddiye almıyorsun)
- Olumsuza odaklanmak; sürekli kötü tarafı görmek (Pollyanna'nın hikayesini düşünün, oyuncak beklerken kendisine koltuk değneklerinin gelmesine bile onlara ihtiyacı olmadığını düşünerek sevinmişti.)
- Falcılık; olası bir durumda muhtemel en kötü sonuçları düşünmek (Bu işi alamayacağım)
- Akıl okuma; başkalarının ne düşündüğünü ve/veya ne yapacağını bildiğinize inanmak ve yine en kötüsünü düşünmek (Söylediklerimle ilgilenmeyecek bile)
- Olumsuz hislerinize sorgusuz, sualsiz inanmak (Kimse bana inanmıyor)
- Gereklilik dayanağı; Zorundayım, gerek, lazım, -meli, -malı gibi sözcüklerle düşünmek (Çocuklara daha fazla zaman ayırmam gerek)
- Kendinize ve başkasına olumsuz bir etiket yapıştırmak (Kibirli adamın tekidir o)
- Zararsız olaylara kişisel anlam yüklemek (Patronum benden nefret ediyor)
- Kendi problemleriniz için başkalarını suçlamak (Hepsi senin yüzünden)

Şimdi bu otomatik düşünceler ile nasıl başa çıkabileceğimize bakalım.

1) Öncelikle bu mikropları öldürebilmek için onların farkında olmalısınız. Olumsuz düşüncelerinizi fark ettiğiniz anda cevaplayarak yok ederseniz sizin üzerinizdeki güçleri giderek azalacaktır. Olumsuz düşünceler vücudunuzda rahatsızlıklara bile sebep olabilirken, bu düşünceleri öldürmeye başladığınızda kendinizi de daha iyi hissetmeye başlayacaksınız.

2) Mikroplarınızı yani olumsuz düşüncelerinizi bir kağıda yazarak cevaplayın. Örneğin "Patronum benden nefret ediyor" diye düşünüyorsanız o zaman neden hala sizi işten atmadığını sorun kendinize. Patronunuzun da insan olduğunu ve zor zamanlar geçiriyor olabileceğini göz önünde bulundurun, belki ailevi sorunları vardır...

3) Olumlu düşünen insanlarla birlikte olun. Çevrenizdeki insanların size inanıyor ve kendinizi iyi hissetmenizi sağlıyor olmaları çok önemlidir. Olumsuz insanlar kendi negatif düşünceleri ile sizin de enerjinizi emer ve kendinize olan güveninizi yok ederler. Sizi aşağılayan, hayallerinizi hafife alan kişileri hayatınızdan uzaklaştırın. Muhtemelen kendi başarısızlıkları yüzünden farkında olmadan sizin de başarısız olmanızı istiyorlar farkında olmadan.

4) İnsanlarla ve ailenizle ilişkilerinizi güçlendirin. National Institutes of Health (Ulusal Sağlık Enstitüleri) depresyona girmiş kişileri üzerinde yapmış olduğu bir araştırmada üç tedavi yaklaşımını karşılaştırmış. İlaç tedavisi, İlişki becerilerini geliştiren tedavi ve Bireyler arası psikoterapi. Tıp dünyası her ne kadar ilaç tedavisinin diğer tedavilerden daha etkili olduğunu düşünse de, araştırma neticesinde her üç yaklaşımın da depresyon tedavisinde eşit oranda etkili olduğu ortaya çıkmış. Bu da demek oluyor ki; sadece ilişki becerilerinizi geliştirmek bile depresyon gibi ağır durumlarda dahi sorunun %33'ünü çözüyor. (İlişkileri güçlendirmek ile ilgili daha detaylı bir yazı yazacağım.)

5) Fiziksel temasın önemini fark edin ve anlayın. 13. yüzyılda Alman İmparatoru Frederick tarafından yapılan korkunç bir deneyden bahsederek başlamak istiyorum bu konuya. Çevre köylerden topladığı bir çok bebeği bakıcılara teslim etti. Bu bakıcılar bebeklerin tüm ihtiyaçlarını karşılayacak ancak asla onlara dokunmayacak ve onlarla konuşmayacaklardı. Bebeklerin hepsi ne yazık ki konuşamadan öldü. Dönemin tarihçisi Salimbene 1248 yılında gerçekleştirilen bu deney ile ilgili olarak tarihe şu kaydı düştü; Okşanmaksızın yaşayamadılar. Bu fiziksel temasın önemini yeterince ispatlıyordur sanırım. Masajın astıma bile iyi gelmesi ilginç değil mi sizce de? Yetişkinler arasındaki sevgi de benzeridir. Bağlanmanın oluşması ve sürmesi için çiftler birbirine dokunmalı, elele tutuşmalı, birbirlerini öpmeli, tatlı sözcükler söylemelidir. Yakın bir ilişki, eğer yeterince fiziksel temastan yoksunsa vazgeçilmezlikten uzaktır. Çocuklarınıza, eşinize, sevdiklerinize dokunmayı unutmayın...

6) Güzel kokuları eksik etmeyin. Derin limbik sistem beyinde koku duyusunu işleme koyan kısımdır. Bazı kokuları duyduğunuzda daha önce yaşadığınız bir şeyi tekrar yaşıyormuş gibi hissedersiniz. Bunun sebebi koku ve hafıza beynin aynı bölgesinde işlem görmesindendir. Güzel kokular derin limbik sistemdeki nörosirkuitleri etkinleştirerek beynin çalışmasını güçlü ve olumlu yönde etkiler. Bir çok büyük marka günümüzde bunu bir pazarlama yöntemi olarak kullanıyor. Mağazalarına girdiğinizde aldığınız hoş koku marka ile özdeşleşiyor ve sizin kendinizi daha mutlu hissetmenizi sağlıyor. Mutluluğu farkında olmadan marka ile ilişkilendirdiğinizde o markaya daha sadık bir müşteri haline geliyorsunuz.

7) Harika anılar kütüphanesi inşa edin. Bir film seyrettiğinizde ağlamanız, korkmanız beynimizin gerçek ile film arasındaki farkı ayırt edememesinden kaynaklanır. Benzeri şekilde daha önce yaşadığınız bir olayı hatırladığınızda beynimiz o olay esnasında salgıladığına benzer kimyasallar salgılar. Mutlu anıları hatırlamak pozitif kimyasalların salgılanmasına sebep olarak beyninizin daha sağlıklı akıl durumlarına ulaşmasını sağlar. Kötü anıları dengelemek ve beynin derin limbik kısmını iyileştirmek için hayatımızdaki olumlu duygularla yüklü zamanları hatırlamak önemlidir. Bir ilişkiniz varsa birlikte mutlu olduğunuz anıları hatırlamak, güldüğünüz, eğlendiğiniz resimleri görmek aranızdaki bağı güçlendirecektir.

10 Ağustos 2012 Cuma

Kilitlenen Düşünceleri Açmak, Mikropları Öldürmek



Kontrol listelerinde yer alan çözümlerin bir çoğu gayet net iken bazıları hakkında ayrıca yazmam gerekiyor.

İlk olarak bir soruna takılıp kalma, yinelenme gibi sorunların çözümü olarak görülen Mikropları Öldürmek'ten bahsetmek istiyorum.

Ferrari'sini Satan Bilge'de der ki; "Beyin sizin bahçenizdir. Nasıl ki bahçenizi bakımsız bırakmaz, güzel olması için uğraşır, kötü otların yetişmesine izin vermezseniz, beyninizde de kötü düşüncelerin yetişmesine izin vermemelisiniz. Bir kaç tanesine izin verdiğiniz zaman, onlar kısa sürede bahçenizi (beyninizi) sarıp sarmalarlar."

Mikropları Öldürmek de aslında beynimizdeki kötü düşünceler ile başa çıkma yöntemidir. Eğer bir konu hakkında düşünmeyi durduramıyorsanız, aşırı ya da anlamsız endişelere kapılıyorsanız, işler istediğiniz gibi olmadığında tepki veriyorsanız, yinelenen olumsuz düşüncelere sahipseniz ve bu sizi veya etrafınızdakileri rahatsız etmeye başlamışsa Mikropları Öldürmeye başlamanızın zamanı gelmiş demektir.

Bu beyninizdeki Derin Limbik Sistemi'nizin aşırı çalışmasından kaynaklanıyor olabilir. Akıl süzgeciniz olumsuz bir nitelik alır, depresyon belirtileri göstererek olumsuz düşünceler birbiri ardına akıldan geçmeye başlar. Günler, haftalar, aylar sürebilir bu dönem. Bunlar otomatik olumsuz düşüncelerdir, insanları çöküntüye ve kaderciliğe sürükler. "Ehliyet sınavını geçemeyeceğim.", "Bu işi alamayacağım" gibi Mikrop düşünceler kendini gerçekleştiren kehanetlere dönerler. Aşağıda bu gibi düşüncelere bir kaç örnek daha göreceksiniz;

- Beni hiç dinlemiyorsun.
- Beni sevmiyorsun.
- Bu senin hatan.
- Tam bir hayal kırıklığıyım.
- Hep böyle yapıyorsun.
- Hep benim başıma geliyor.

Aklımızdan geçen her düşünce aslında bize ait değildir. Beyin hücreleri arasındaki iletişimi de biz kendi düşüncelerimiz gibi düşünürüz. Her düşüncenin aslında bize ait olmadığını kavradıktan sonra kendimizi kontrol etmemiz ve yönlendirmemiz çok daha kolaydır. Unutmayın, her aklınızdan geçen düşünce size ait değil.

Olumsuz düşüncelerin bedeninizi nasıl etkilediğine dikkat edin. Mikrop düşünceler kendinizi kötü hissetmenize  ve derin limbik sisteminizin etkinleşmesine sebep olan kimyasallar salgılanmasına sebep olur. Mikrop düşünceler kaslarınızı gerer, kalbinizin atış hızını bozar (çarpıntı), ellerinizi titretir... İyi düşünüyorsanız bedeniniz sakindir, kalbiniz normal seyrinde atar, kasılmazsınız. Dikkat edersek bedenimizin aslında her düşünceye tepki gösterdiğini fark ederiz. Yalan makineleri bu gerçekten üretilmiştir. Ve tersi de geçerlidir, beyin mutlu olduğunu en çok yüzümüzdeki gülümsemeden anlar. İyi hissetmek istiyorsanız öncelikle gülümseyin, sahte olarak bile başlasa o gülümseme, bir süre sonra gerçekten mutlu olmaya başladığınızı hissedeceksiniz.

Otomatik kötü düşünceler her zaman gerçeği söylemezler, hatta yalan bile söyleyebilirler. Kafanızdan geçen her düşüncenin doğru olduğuna inanmak zorunda değilsiniz. Size faydalı mı zararlı mı olduklarını anlamak için düşünceleriniz hakkında düşünmeniz gerekiyor. Düşünceleriniz hakkında hiç düşünmezseniz, maalesef onlara doğrularmış gibi sadece "inanırsınız".

Düşünceleriniz hakkında düşünerek, düşüncelerinizi değiştirebilirsiniz. Bunun ilk adımı düşüncelerinize cevap vermekten geçer. Bu olumsuz Mikrop düşünceler elinizdeki 1-2 mikrop gibilerdir, zarar vermezler. Ancak ellerinizi yıkamadığınızda yani onları temizlemediğinizde birikmeye başlarlar, önce rahatsızlıklara sonra ciddi hastalıklara sebep olurlar. Bu yüzden temizlenmeleri ve öldürülmeleri gerekir. Onları öldürmenin bir yolu yazarak cevap vermektir. Mesela "kocam beni hiç dinlemiyor" diye düşünürken kendinizi yakalarsanız; "beni şu anda dinlemiyor ama bugün çok önemli bir toplantısı vardı, normalde dinler" gibi rasyonel bir cevap yazabilirsiniz. Onlara cevap vermek düşüncelerin elindeki olağanüstü gücü elinden alır. Bunu yaparken kendi kendinizi kandırıyormuş gibi hissetmeyin. Unutmayın ki aklınızdan geçen her düşünce doğru değildir, onları sınamanız gerekir.

Bir sonraki yazımda bu Mikropların size yalan söylemek için kullandığı yolları ve onları nasıl yok edeceğinizi yazacağım.

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Kontrol listeleri



Beynin ne kadar önemli olduğu hepimizin malumu. Yaşadığımız büyük problemlerin temelinde beynimizdeki rahatsızlıklar da yer alıyor olabilir. Vücudumuzun diğer organlarındaki rahatsızlıklar hepimiz tarafından çok daha hızlı kabul görürken, her nedense beyin ile ilgili rahatsızlıklar bizleri utandırmakta, ruh hastası olarak tanımlanmaktan korkmakta ve saklamak eğilimindeyiz. Halbuki beyin de sadece bir organ. Daha önce geçirmiş olduğunuz kazalarda başınızı çarpmışsanız, travmatik bir durum olmamışsa, bayılma gibi görülen dış etkiler olmamışsa dahi beyninizin fonksiyonları bozulmuş olabilir. Bu huylarınızın değişmesinde de çok büyük etkendir.

Hazırlamış olduğum tablo; beynin hangi bölgesinin ne işe yaradığını, bu bölgedeki çalışma bozukluğunun ne gibi sorunlara yol açabileceğini, kontrol listesini ve çözümlerini göstermektedir. Çözümlerde anlamadığınız bazı başlıklar olabilir. Onlar ile ilgili açıklamaları daha sonra blog'uma ekleyeceğim.

Aşağıdaki listelerde, her bir listede 3 - 4 puan verdiğiniz beş taneden fazla seçenek varsa reçeteleri okumanızda fayda olacaktır. 







4 Temmuz 2012 Çarşamba

Ben böyleyim

"BEN BÖYLEYİM"


Psikoloji her zaman çok ilgilendiğim bir alan olmuştur. Felsefe mezunu bir insan olarak okulda Psikoloji dersleri de aldım tabii ki. Bu psikoloji derslerinde beyni anlatan bölümlerimiz de olmuştu. Ancak bunları bilmenin neye yarayacağını hiç anlamamıştım. Üstelik de bu anlamama durumu neredeyse 15 sene sürdü. Sonra bir kitap okudum ve bakış açım inanılmaz değişti. Bunu herkesle paylaşarak insanlara hayatlarını kolaylaştırmada yardımcı olmak istedim. 

İnsanın "BEN BÖYLEYİM" dediği her şeyinin beyin tarafından, daha doğrusu beyindeki sıvıların oranları ve hücreler arasındaki iletişimden kaynakladığını biliyor musunuz? Din ile olan ilişkimiz bile beynimizdeki sıvıların oranı ile belirleniyor. 

Çok inandırıcı gelmedi mi? Antidepresan ilaçlarının etkilerini düşünün öyleyse. Her şeyi kendine dert eden insanların ilaç kullandıktan sonra dünyaya nasıl rahat baktığını hatırlayın.

Hayatlarımızda sorun çıkaran bir çok konu aslında beynimizin bize bir oyunu. Bu yüzden beyni ve fonksiyonlarını iyi tanımak hayat kalitenizi çok daha yükseltecek, sorunların üstesinden gelmenizi kolaylaştıracak, ilişkilerinizi düzeltecek ve başkalarına da yardım edebilmenizi sağlayacaktır.