16 Temmuz 2014 Çarşamba

GÜL VE AVCI – ASUDE


Arkadaşımın hiç beğenmediğini söyleyerek bana verdiği kitap. Yazarın adı Asude. Başta bir dikkatimi çekti ama sonra unuttum. Kitap bir kaç ay dolapta sıra bekledi okunmak için ve sonunda elime aldım. Bir kaç sayfa okuduktan sonra kitabın arkasındaki yazar ile ilgili bilgiyi gördüğümde ise çok şaşırdım. Kitabın kahramanları Evelyn Rosa Drummond ve Harewood Dükü Julian Benedict Wharton’ken kitabın yazarı gayet bizden birisiydi.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki yabancı yazarlardan bu tür romanları çok okumuş birisi olarak hiç bir eksiğini fark etmedim. Biraz fazlası var ancak sanki. Biraz daha kısa olabilirmiş.

Hikaye aslında çok klasik bir aşk hikayesi. Kadınla erkek tanışırlar, bir takım olaylar neticesinde tam “hah oldu bu iş” dediğimiz noktada korkunç bir yanlış anlaşılma sonucu ayrılırlar ve netice elbette mutlu son. Tüm aşk romanları mutlu sonla biter zaten, çünkü mutlu aşkın anlatılacak bir yanı bulunamamıştır J Şimdikiler belki pek bilmezler ama biz Barbara Cartland romanları ve Beyaz Diziler ile büyüdük. Olaylar, kişiler değişebilir ama akış hep aynıdır, eski Türk filmleri gibi.

Asude karakterleri çok başarılı bir şekilde oturtmuş. Rosa’nın masumiyeti, gerçek aşkı hissettiği andaki teslimiyetçiliği, herşeye rağmen başkaldırmaktan çekinmemesi, sevecenliği ve gittiği yere huzur getirmesi gibi. Diğer taraftan Julian röportajında anlattığı gibi sadece Asude’nin hayallerini süsleyecek değil, hepimizin hayal dünyasını gökkuşağına çevirecek bir adam. Yakışıklı, iri, kuvvetli, zengin. Ama tabii okurken aklıma şunlar geldi, ne yazık ki hiç bir aşk romanı çirkinleri, güçsüzleri konu almaz. Sanki çirkinsen sevmeye hakkın olamazmış gibi. Tabii bu arada biz kadınların ne kadar Hindu ruhlu olduğunu da görüyoruz, öküze tapmaya ne kadar meraklıyız J Aşağılandıkça sevgimiz artar, karşımızdaki adam bize inanmadıkça daha da çok kapılıp gideriz. Tabii bu arada kendi geçmişlerine hiç bakmadan kadınları nasıl iffetsizlikle, namussuzlukla yargılayabildikleri de inanılmazdır. Gerçi bu tarih boyunca hep böyle olmuş sanırım. Özellikle ataerkil sisteme geçildikten sonra. Erkek cinsel gücüyle övünmeye bayılırken, bunda hiç bir sıkıntı, hiç bir namussuzluk görmezken cinsel yönden güçlü kadınlar bugün bile nelerle suçlanıyorlar hepimiz biliyoruz. Ki bunun bence tek bir sebebi var, erkeğin kadının bitmek bilmeyebilecek cinsel gücü karşısındaki ezikliği. Şöyle düşünün bir kadın isterse bir günde yüz erkekle bile birlikte olabilir, herhangi bir performans sorunu yaşamaz. Ama erkeğin ne tür performans sorunları yaşayabileceğini hepimiz biliyoruz. O yüzden kadınlar için genelev yok mesela J

Bu arada tekrar yazarımız Asude’ye dönmek istiyorum. Kitapta isimlerin de yabancı olmasıyla bir yabancı yazardan hiç bir farkı olmadan yazmış. Başta da belirttiğim gibi biraz daha kısa yazabilirmiş aslında. Kitap 462 sayfa. Ama 350 – 400 civarında toparlayabilirmiş. Gerçi Gri’nin Elli Tonu’nu okuduktan sonra Asude’yi yemin ederim öpüp başıma koyarım J En sevdiğim arkadaşım hediye etti diye 3 kitabı da okudum (ki kendisi bitirmedi kitapları). Sürekli tekrar eden “Dudaklarımı ısırdım. Dudaklarını ısırma dedi. Elini saçlarının arasından geçirdi. Ellerimi dizlerime koydum.” gibi cümleleri atarsak 3kitap yerine 1.5 kitapta biterdi iş. Çok fazla detaylara girmese de tahrik edici, cesur cinsellik dolu bölümler de vardı.

Bu arada tabii bir merak sardı beni, Asude’yi araştırmak istedim. 1986 doğumlu Asude sosyal medeyada romanlar yazmış. Daha da ilginç olanı başörtülü olması geldi bana. Birbirimizi ne gereksiz sınıflandırmalara soktuğumuzu düşündüm. Sezen Aksu’ya hak verdim, Beni Kategorize Etme dediği için. Ve gördüm ki aslında kadın olarak hepimiz ne kadar birbirimize benziyoruz. Kendisini çok tebrik ediyorum. 

Aşağıda Asude ile yapılmış bir röportajın linki var.

10 Temmuz 2014 Perşembe

AHMET ÜMİT - 3 KİTAP BİRDEN



Uzun bir ara oldu paylaşım yap(a)mayalı, ama bu arada üç tane kitap bitirdim.
Patasana ile başlayan Ahmet Ümit serüveni bir arkadaşımın 3 kitabını daha getirmesiyle devam ediyor.

İstanbul Hatırası, Sultanı Öldürmek ve Beyoğlu’nun En Güzel Abisi.

İstanbul Hatırası ile başladım okumaya. Sarayburnu’ndaki Atatürk heykelinin dibinde ellerinin arasında antik bir sikke bulunan bir ceset bulunur. Başkomiser Nevzat ve komiser Ali’ye verilir soruşturma. Zeynep ise laboratuardan onlara yardımcı olur. Daha ilk cinayeti araştırmaya başlarlarken cinayetler devam eder. Bir hafta boyunca her gün akşam bir ceset bulunur. Tarihi İstanbul’un en tarihi köşelerinde, her biri birer hükümdara kurban edilmiş gibi.

Süpriz sonları severim. Katilin en başından beri burnunun dibinde olduğu ama hiç aklından bile geçirmediğin kişinin katil çıkması, o heyecanı kitabın sonuna kadar taşıyabilmek keyiflidir. Bunda da aynı hissi yakalayabildim. Genel değerlendirmeyi sona saklayacağım ama.

Sultanı Öldürmek yine aynı tarihi dokuda geçiyor. İstanbul’un en güzel köşeleri ve kendi tarihimiz hakkında çok keyifli bilgiler alıyoruz. Bu açıdan biraz Dan Brown kitapları gibi. Ancak ben çok fazla detaylarda boğulmayı sevmediğimden bazı noktaları biraz daha kısa kesebilirmiş gibi geldi bana. Öyle noktalar oldu ki iş neredeyse cinayet romanı değil tarih dersi kıvamına geldi.

Başrolde yine Başkomiser Nevzat ve ekibi var. Bu sefer konu biraz daha ilginç. Yine bir cinayet var ancak gözlerini cinayet mahallinde açan, oraya nasıl geldiğini hatırlamayan Müştak Serhazin var bir de. İyi bir tarihçi olan Müştak iri yarı, hayatı boyunca bir tek kadını sevmiş onu da Amerika’ya kaptırmış, seneler boyunca ondan haber alamamış, sakin hatta kendi halinde, içine kapanık bir adam. Bir de rahatsızlığı var; zaman zaman kendini kaybediyor. Bu süre içinde de ne yaptığını hatırlayamıyor. Psikolojik bir rahatsızlık.

Pek sevmem böyle adamları. Risk almaktan korkan, içindeki korkulardan ve kendini küçük görmekten gözünün önündekini bile kimi zaman doğru yorumlamaktan aciz insanlar. İyi niyetli ama sosyal olmaktan kaçan. Yaptığı işi çok iyi yapan ama ondan bile bir türlü emin olamayan... Ama bu karakteri Ahmet Ümit’in çok güzel oturtmuş olduğu bir gerçek.

Bu kitabın sonundaki süpriz beni çok sarmadı. Çok daha sansasyonel bir son olabilirdi çünkü çok daha müsait gördüğüm ve altına çok güzel bir senaryo yazılabilecek birisi daha vardı. Bu yazının sonuna ekleyeceğim, kitabı okumamış olanlar ve okumayı düşünenlerin bilgisine.

Üçüncü kitap Beyoğlu’nun En Güzel Abisi. Cinayet ekibimiz yine aynı; Başkomiser Nevzat, Komiser Ali ve Komiser Zeynep. Yine görgü tanığı olmayan bir cinayetin peşindeyiz. Beyoğlu’nda bir yılbaşı gecesi elinde silah olmasına rağmen uzaktan atılan bıçakla öldürülen mafyavari bir adamın ölümünü araştırdık.

Ahmet Ümit bu kitapta biraz Alfred Hitchcock’vari bir yöntem izlemiş ve kitapta kendisine de yer vermiş.

Her üç kitabın da kahramanlarının da aynı olması bir tanışıklık, akrabalık hissi gibi sarıyor insanı. Başkomiser Nevzat ve Komiser Ali iyi polis kötü polis oyununu çok iyi oynuyorlar. Ali deli fişek bir delikanlı, Nevzat ise feleğin sillesini yiyerek olgunlaşmış, sağduyu sahibi olmuş bir adam. Zeynep ve Ali arasında belli belirsiz bir aşk var. Ve bütün bunlara baktığım zaman bu üçlü bana birilerini hatırlatıyor. Daha ilk kitapta kapıldım bu hisse, okudukça daha belirgin hale geldi. KANIT dizisi, Başkomiser Orhan, Komiser Selim ve kriminal laboratuvardan onlara destek olan Gamze. Hani eski Adli Tıp’ın başında olan Sevil Atasoy’un da yer aldığı dizi. 3 kitabı da onları izlermiş gibi okudum, itiraf ediyorum.

Üç kitabın da olmazsa olmazı ilk cinayeti daha çetrefilli hale sokacak en az bir cinayet daha işlenmesi ki bunu Patasana’da da görmüştüm.


4 kitabın neticesinde; Ahmet Ümit benim tarzım mıdır? Ufak tefek aksayan yönleri var bana göre. Genelini sıkılmadan okuyabiliyorum  ancak tıkanma noktaları var. Üst üste 3 cinayet kitabı okuduktan sonra en azından bir süreliğine Ahmet Ümit’e ara veriyorum. 

(Not: Sultanı Öldürmek'te teyze kızından da katil olabilirdi. Üstelik de altına hem gayet hastalıklı bir aşk ve manyak psikolog hikayesi çıkardı bence. Yada Ahmet Ümit bunu daha sonra değerlendirmek üzere bir kenara kaydetsin. Bence o teyze kızında çok potansiyel var :)  )