4 Aralık 2013 Çarşamba

GİZLİ ANLARIN YOLCUSU – AYŞE KULİN


Zaten çok severdim Ayşe Kulin’i. Ama Gizli Anların Yolcusu beni benden aldı desem yeri var. Devamı olan Bora’nın Kitabı’na başladım şimdi. Sonrasında da Dönüş bekliyor beni heyecanla.

Kitap zaten yeterince sarsıcı bir şekilde başlıyor. Ama öncelikle bilmeyenleriniz için konusunu söyleyeyim; konu daha da çarpıcı; biri evli, diğeri bekar olan iki erkeğin aşkı, gay aşkı. Aslında kitabın isminde de görüyoruz bunu. Ben az  önce fark ettim ama mutlaka yazılmıştır bir yerlerde, Gizli Anların Yolcusu, yani GAY.

İlhami’nin polislere olanı kısaca anlatması ile başlıyor olay. Özel bir konu konuşmak için gittiği yerdeki kişi balkondan aşağı düşerek ölüyor. Ölen kişi kim bilmiyoruz. Ama roman ilerledikçe o balkonu öğreneceğiz.

Demin de dediğim gibi konu zaten sadece bizim topraklarımızda değil neredeyse dünyadaki tüm coğrafyalarda tabu haline gelmiş, tu kaka ilan edilmiş bir konu. Erkek erkeğe ilişkiye ancak şimdilerde gerçekten ileri demokrasiye sahip ülkelerde onay veriliyor, yadırganmıyor. Evlenebiliyorlar. Arap dünyasında ise ölüm sebebi. Bizim kutsal kitabımız bütün dünyada yaşanan tüm kötülüklere rağmen ancak Lut kavmi üzerine bela göndermiştir. Erkek erkeğe ilişkiyi tercih ettikleri için... Bu yüzden bir çoğumuz ön yargılıyız bu konuda. Hatta benim fark ettiğim bir şey var, özellikle erkekler arasında. Kadın eğer kendi cinsi ile birlikte ise, yani lezbiyense “Vaaayyy sosyetik...” derler. Ama kendi cinsini tercih eden bir erkekse “Bırak o’lum o ibneyi” olur. En çok kullanılan hakaret içerikli kelimelerden biridir. Çok zor bir durum. Çok sevdiğim gay arkadaşlarım da olduğundan çok yabancısı olduğum veya uzağında durduğum bir konu değil. Bu konudan en uzak duran, en tiksiniyor gözüken bir çok erkeğin neler yaşadığını bilseniz şok geçirirsiniz. Eğer karşınızdaki adam fazla homofobik davranıyorsa gizli eğilimleri olma ihtimali çok yüksektir. Her zaman derim; eğer o kişiyle yatakta olmayı düşünmüyorsan sana ne kiminle yatağa girdiğinden. Hırsızlık yapanı, namus diye cinayet işleyini yargılamazken neden bu insanlara karşı olan tavır? Bu olmamalı bir insanın iyi mi kötü mü olduğuna karar verme şeklimiz.

Kitaba geri dönecek olursak... Karşımıza çıkan ikinci sahne İlhami’nin eşiyle birlikte bir partiye katıldığı gece. Eşi dans ediyor. Rahat ve mutlu bir hayatları olduğunu zannedersiniz bu sahneyi okuduğunuzda. Ancak hemen peşinden iki çocukları olduğu ama küçük oğullarını bir kaç sene önce kaybettiklerini öğreniyoruz. Bir şekilde kendini işiyle uğraşarak, eşini hayata döndürmeye ve kızına sahip çıkmaya çalışarak toparlanmış bir baba. Tamamen dağılmış, komşusunda gittiği ruh çağırma seanslarıyla oğluna kavuşmaya çalışan bir anne. Bütün bunların ortasında hala var olmaya, bir ailesinin olduğunu hissetmeye çalışan bir kız. Zaten zor olan bu hayat adamın artık hiç bir şeyi sırtlayamaz hale geldiği ve çok sarhoş olduğu noktada karşısına çıkan bir gecelik kaçamakla hepten karışmaya başlıyor. Ertesi sabah gelen pişmanlık, utanma, korku... Ama ne yazık ki bu pişmanlık çok uzun sürmüyor. Eşiyle kaç senedir paylaşamadığı cinselliği kendine koşulsuz sunan bu arkadaş ona bir rahatlık getiriyor. Ama kadın bu... Aşık oluyor adama. Adam kaçıyor, o kovalıyor. Sonra erkek erkeğe gidilen bir iş gezisinde, yine bol rakılı bir gecenin sonunda İlhami’nin hayatı... Bilemiyorum alt üst mü oldu demeli, hayatının aşkını mu buldu demeli...

Kitabın içinde satır aralarını okuduğumuz bir kitap daha var. İlhami’nin sevgilisinin yazdığı kitap. Kendi hayatından satır aralarını okuyoruz. Doğu’da kadın olmanın ötesinde çocuk olmanın bile ne kadar zor olduğunu görüyoruz tüm yalınlığıyla. Çetrefilli cümleler, çok derin betimlemeler sıkar beni her zaman. Ama burada öyle bir sadelik var ki. Doğulu insanımızın saflığı ve güzelliği ile yazılmış. Çok net. Çok acıtıcı. Özellikle benim gibi köyü İstanbul olanların fazla karşı karşıya kalmadığı hayatlar bunlar. Belki gazetelerin üçüncü sayfasında karşımıza çıkan, belki sağdan soldan duyduğumuz ama bizim başımıza pek gelmeyen, yine yakın çevremizden pek duymadıklarıklarımız...


Kitabın gidişatı hakkında çok fazla bilgi vermek istemiyorum. Ancak şunu söylemeliyim, aslında İlhami’nin yaşadığı saf, tertemiz bir aşk. Bugüne kadar eşcinsel bir deneyimi olmamış bir adam. Böyle bir eğilimi de olmamış. Ama kadın, erkek diye ayırmadan, ayıramadan aşık olmuş. Bunu düşünmeye bile vakit kalmadan gelmiş aşk. Gerçek aşk yaş, eğitim, kültür, huy suy gözetmiyorsa cinsiyet de gözetmeyebilir mi? Bence bu kitap bittiğinde herkesin düşünmesi gereken soru bu. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder