Çok
çok çok ama çok sevdimmmm...
Öncelikle
şimdiye kadar sadece ismine aşinalığım olan Ece Temelkuran hakkında bilgi
vermek istiyorum. 1973 İzmir doğumlu ve Hukuk Fakültesi mezunu. Mesleğini
yapmayan bir çok Türk gibi o da. 1993 yılında Cumhuriyet gibi baba bir gazetede
çalışmaya başlamış. CNN Turk’te muhabirlik yapmış. Bazı kitapları İngilizce’ye,
bir tanesi de Arapça’ya çevrilmiş. Kendisi hakkında daha derin bilgi sahibi
olmak isteyenler aşağıdaki linki kullanabilir.
Kitap
bana bir arkadaşım aracılığıyla geldi. O sıkılmış, okuyamamış. “Ver bir de ben
deneyim.” dedim. Neden bilmiyorum, ilk 50 sayfa kadarı bir zor aktı. Ama ondan
sonra öyle bir açıldı ki... Hızlı okusam bir türlü, ağırlaşsam başka türlü J
Düğümlere
Üfleyen Kadınlar adından da anlaşılacağı gibi bir kadın romanı. Bir yol
hikayesi. Bir Thelma & Louise. Kimi yerde masal, kimi yerde destan...
Normalde düz anlatım severim ben, çok şiirsel, çok betimlemeli anlatımlar bana
fazla edebi ve gereksiz gelir. Ece Temelkuran öyle güzel betimlemeler bulmuş
ki, o kadar yakıştımış ki... Bayıldımmm...
4
kadının hikayesi Düğümlere Üfleyen Kadınlar. 3 genç kadın ve bir olgun kadın (Madam
Lilla’ya yaşlı demek toto ister valla). Tunuslu Amira, Mısırlı Maryam, kitabı
onun gözünden okuduğumuz ve adını bize
hiç bahşetmeyen Türk kadın gazeteci (Ece Temelkuran) ve Madam Lilla...
Tunuslu
Amira bu coğrafyada bir yaşayan bir dansöz, çok güzel, çok çocuk ve çok saf.
Sevmiş ve sevip de terk edilen her kadın gibi yaralanmış.
Mısırlı
Maryam’ın herkesten sakladığı bir sırrı, bir sıkıntısı var. Amira’ya kimi zaman
çocuğu gibi bakıyor, kimi zaman bir erkek gibi. İşin aslı kitabın sonuna kadar
bunlar yakınlaşacaklar herhalde sonunda diye bekleyip durdum. Maryam’ın öyle
bir sahipleniliciliği var Amira’ya karşı.
Ve
Madam Lilla, Thirina, Samira veya Esma... Onu nasıl çağırmak isterseniz. Ben
Lilla ve Thirina’yı sevdim en çok. Thirina aşk demekmiş bu arada. Çok güzel bir
kadınmış gençliğinde. Bu üçlüyü çekirge olarak eğitime alan kadın, bir hayat
gurusu. Tüm hareketleri ölçülü, planlı. Seyirciye oynuyor. Ancak seyircinin bu
oyunlar karşısında büyülenmekten başka seçeneği yok, öyle güzel oynuyor. Çok
aşklar yaşamış. Çok sevilmiş, çok sevişmiş ama bir kere sevmiş. “Aşk yoklukla
oynanan bir oyundur. Yokluğunun derinden hissedileceğine ne kadar güven
duyuyorsan o kadar iyi bir oyuncu olabilirsin. Tereddüt ettiğin anda düşersin
oyundan.” diyen aşk erbabı bu kadın bir kere tereddüt etmiş işte. En
tereddüt etmemesi gereken anda, en tereddüt etmemesi gereken kişide. Aşk acısı
çekip de yaralanmamış insan var mıdır? Madam Lilla da çok acı çekmiş, ama hiç
göstermemiş.
Tesadüfen
bir araya gelen bu dört kadın bazı sebeplerle birlikte yola düşerler. Hepsinin yaraları
ve korkuları da onlarla birlikte olunca bayağı bir kalabalıklaşırlar tabii...
İçlerinde saklı Amazon kadınlarının ortaya çıkması için gereklidir bu yol.
Üstelik gittikleri coğrafya da 4 kadını kabul etmeye hazır da değildir pek.
Mısır, Tunus, Libya ve Beyrut... İnsanın pek kadın olarak bulunmak isteyeceği
yerler değil bence.
Kitaptaki
erkekler neredeyse yardımcı oyuncu bile olamamışlar. Konu mankeni olarak
kullanılıp atılmışlar bir kenara. En esas kadının en esas sevgilisi olan Jezim
bile bir konu mankeni. Madam’ın hikayesine acı kırmızı bir renk katan kenar
süsü. Sonu da pek hayırlı olmadı zaten. Ama Thirina’yı üzmenin bedeli ağır
olmalı ;)
Bu
arada unutulmaması gereken bir nokta var; biz %98’imiz Müslüman’ın diye çok
övünmemize rağmen dinle ilişkimiz hep garip bir eksende seyreder. “Oku” diye
başlayan bir kitabın mensuplarının bu kadar az okuması gibi mesela... Zaten bir
de fobilerimiz var, aslında çok da haksız olmayan... Ama bu kitabın adı Felak
suresinin 4. ayetinden alınmış.
Kitapla
ilgili daha fazla detay vermek istemiyorum. İçindeki Amazon kadınını uyandırmak
isteyen her kadının okuması gerek bence.
Aşağıda
kitaptan bazı alıntılar bulacaksınız. Ben çok sevdim, umarım siz de en az benim
kadar seversiniz.
Seninle
ilgili bir fikre sahip olduğunu sanan o aptallara kulak asma. Ancak sevgisini
esirgemeyenlerdir Müslümanlar. Dinin geri kalanı, uzmanların kendi arasındaki
sıkıcı mülahazalar.
********
İslami
kurallar tatlıcık, kimilerimiz için şapşallığı ve sersemliği düzene koymak için
bir yasaklar silsilesi, senin gibi nadide tipler için ise kalpteki iyi olma
arzusuna çeki düzen veren bir dizginleme müessesesidir.
********
Sık
sık seni delirtmeye çalıştıklarını söylüyorsun. Bir tımarhaneyi kısa bir
süreliğine ziyaret ederken aniden “Bunlar beni delirtmeye çalışıyorlar.” Diye öfkelenen
bir kadın gibi görünmek zarafetine yakışmıyor. Onlar akıllıca bir söz sarf
edebilmeye mezun değilse, bu sana garezlerinden değil. Bu kadarını
becerebiliyorlar.
********
Benim
gibi, üzerine entariler geçirip sandaletlerinin içine çorap giyenler bu
kreasyonla Peygamber’in yolunu bulabileceklerine inanıyorlar. Yeterince garip
görünürsek bir gönlümüz olacağına dair bir inancımız var sanırım. Oysa
çocuğuyla, sokak kedisiyle, sevgilisiyle, hatta yaban kazlarıyla dertleşmeyi
beceremeyenler Allah’ın kelamını nasıl duysun!
********
Aşk,
kadınlar yorulunca biter. Kadınlar bir adamı değil, bir mezarlığı terk eder.
********
Aşk
yoklukla oynanan bir oyundur. Yokluğunun derinden hissedileceğine ne kadar
güven duyuyorsan o kadar iyi bir oyuncu olabilirsin. Tereddüt ettiğin anda
düşersin oyundan.
********
İnsan
ancak sevilince öğreniyor kendini sevmeyi.
********
Ben
bir kraliçeyim, bir kalpsizin tuzağına düşebilirim ama kendime yenilemem.
Savaşı kaybedebilirim ama acıya boyun eğemem. Kendi nefesimle var ettiğim bir
ölümlünün hayali önünde diz çökemem. Kendi gözümden düşersem bir daha ayağa
kalkamam. Şimdi yürümeliyim. Durursam nefes alamam.
********
Olmaması
gereken bir adam olduğu için iç gıcıklayıcıydı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder