22 Kasım 2013 Cuma

FREUD’UN KIZKARDEŞİ


Kitabın yazarını hiç tanımıyorum, Goce Smilevksi. Kitabın üzerinde fikirlerini paylaşan diğer kişiler kim hiç bilmiyorum. Ama yine de Freud’un ismini görünce almadan duramadım. Aldığıma da pişman olmadım. 3 günde bitirdim sanıyorum. Gerçi ince bir kitaptı zaten, 242 sayfa.

Kitap okurken benim en çok karşılaştığım zorluklardan biri çok isim içermesi. Belli bir sayıdan sonra isimler karışmaya başlıyor ve kitaptan hiç bir şey anlamaz hale geliyorum. O bakımdan bu kitap çok kalabalık olmayan kişi sayısı ile benim için bulunmaz nimetti.

Freud benim çok ilgilendiğim insanlardan biri tabii ki... Bu nedenle de onun en yakınındaki kişinin gözünden onunla da ilgili olabilecek bilgiler alacak olmak beni çok heyecanlandırdı. Genellikle çok büyük beklenti ile alınan kitaplar, seyredilen filmler bende bir hayal kırıklığı yaratır. Bu sefer öyle bir şey de hissetmedim.

Kitap aslında hayatlarının sonu ile başlıyor diyebilirim. Freud Nazi Almanyası’ndan kaçmak üzeredir. Kendisi ve ailesi Yahudi’dir çünkü. Her ne kadar böyle bir başvuru talebini ilgili yerlere kendisi yapmamış olsa dahi böyle değerli birisinin ölmesini içine sindiremeyen birileri tarafından gitmeye ikna edilmiştir. Hatta kendisinden birlikte gitmek istediği kişilerin de bir listesini yapması istenmiştir. Freud bu listeyi hazırlarken eşi ve çocuklarını, eşinin ailesini, doktorunu ve ailesini, küçük köpeğini ve hatta hizmetçilerini bile listeye yazar. Listeye eklemediği sadece kız kardeşleridir. Üstelik de kız kardeşleri kendisine daha önce Almanya’dan gitmeleri gerektiğini söylemişlerdir. Gideceğini öğrendiklerinde kendileri için de başvuruda bulunması için yalvarmışlardır ancak Freud onlara hiç yardımcı olmamış. Freud’un taşınmasından kısa bir süre sonra ise kamplara götürülmek üzere evlerinden alınıyorlar.

Bize bütün hikayeyi anlatan ona en yakın olan kız kardeşi Adolfina. Adolfina kız kardeşlerin en küçüğü. Birlikte çok güzel zamanlar geçirmişler. Taa ki çocukluklarında oynadıkları bir oyundan sonra Adolfina Freud’u yatakta pantolonu dizlerine kadar inik bir halde masturbasyon yaparken yakalayıncaya kadar. Okuduklarımdan anladığım kadarıyla belki biraz fazla yakın bir ilişkileri varmış. Adolfina’nın Freud’la evlenmek isteyeceği kadar yakın. Ancak bu yakalanma ilişkilerinde bir şeyleri değiştirmiş. Uzunca bir süre Adolfina Freud’un yüzüne bile bakamamış.

Freud bu arada bu kadar herkesin derdine çare olmaya çalışırken terzi kendi söküğünü dikemez misali en yakınındaki Adolfina’nın bile dertleri ile ilgilenmemiş. Yaşadığı bazı sorunlardan sonra (kitapta okuyacaksınız) kendi isteği ile gidip akıl hastanesine yatan Adolfina’ya psikanaliz yapmamış mesela. Belki de bulacaklarından korkmuştur. Ancak Adolfina ailenin kaybedeni olarak yaşamış ne yazık ki. Ne evlenebilmiş, ne çocuk sahibi olabilmiş, ne ressam olabilmiş istediği gibi, ne de (en önemlisi) annesi tarafından kabul görmüş. Ki sanırım bugününde psikolojik sorun yaşayanların çoğunun geçmişinde kendi aileleri daha da doğrusu ebeveynleri var. Hep onların en doğru şekilde hareket etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ama ne yazık ki bu her zaman mümkü olmuyor. Hele de bahsettiğimiz tarihleri düşünürseniz.

Kitapta çok fazla diyolog yok. Adolfina’nın iç dünyasına kocaman bir ayna tutmuş bu kitap. Demin de dediğim gibi ayrıca terzi kendi söküğünü dikemez hesabı Freud’un da hayatında çözemediği şeyler olduğunu görüyoruz. Bu da belki bizi de daha pozitif bakmaya sevk edebilir. Freud bile bazı şeyleri çözemediyse...

Netice olarak, kitabı tavsiye ediyor muyum? Eğer Freud’a ve psikolojiye meraklıysanız oldukça hoşunuza gidecek bir kitap olabilir. Amerikan sineması ile Avrupa sineması arasındaki fark gibi bir fark hissedeceksiniz. Çok fazla pazarlama yok, çok fazla hareket (action) yok. Ama ağırlığı olan, insanı sürükleyen, başka bir insanın iç dünyasına bir ışık ve ayna tutan, dönemin acılarını önümüze seren bir kitap. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder