Kitabın yazarını hiç tanımıyorum,
Goce Smilevksi. Kitabın üzerinde fikirlerini paylaşan diğer kişiler kim hiç
bilmiyorum. Ama yine de Freud’un ismini görünce almadan duramadım. Aldığıma da
pişman olmadım. 3 günde bitirdim sanıyorum. Gerçi ince bir kitaptı zaten, 242
sayfa.
Kitap okurken benim en çok
karşılaştığım zorluklardan biri çok isim içermesi. Belli bir sayıdan sonra
isimler karışmaya başlıyor ve kitaptan hiç bir şey anlamaz hale geliyorum. O
bakımdan bu kitap çok kalabalık olmayan kişi sayısı ile benim için bulunmaz
nimetti.
Freud benim çok ilgilendiğim
insanlardan biri tabii ki... Bu nedenle de onun en yakınındaki kişinin gözünden
onunla da ilgili olabilecek bilgiler alacak olmak beni çok heyecanlandırdı. Genellikle
çok büyük beklenti ile alınan kitaplar, seyredilen filmler bende bir hayal
kırıklığı yaratır. Bu sefer öyle bir şey de hissetmedim.
Kitap aslında hayatlarının sonu
ile başlıyor diyebilirim. Freud Nazi Almanyası’ndan kaçmak üzeredir. Kendisi ve
ailesi Yahudi’dir çünkü. Her ne kadar böyle bir başvuru talebini ilgili yerlere
kendisi yapmamış olsa dahi böyle değerli birisinin ölmesini içine sindiremeyen
birileri tarafından gitmeye ikna edilmiştir. Hatta kendisinden birlikte gitmek
istediği kişilerin de bir listesini yapması istenmiştir. Freud bu listeyi
hazırlarken eşi ve çocuklarını, eşinin ailesini, doktorunu ve ailesini, küçük
köpeğini ve hatta hizmetçilerini bile listeye yazar. Listeye eklemediği sadece
kız kardeşleridir. Üstelik de kız kardeşleri kendisine daha önce Almanya’dan
gitmeleri gerektiğini söylemişlerdir. Gideceğini öğrendiklerinde kendileri için
de başvuruda bulunması için yalvarmışlardır ancak Freud onlara hiç yardımcı
olmamış. Freud’un taşınmasından kısa bir süre sonra ise kamplara götürülmek
üzere evlerinden alınıyorlar.
Bize bütün hikayeyi anlatan ona
en yakın olan kız kardeşi Adolfina. Adolfina kız kardeşlerin en küçüğü. Birlikte
çok güzel zamanlar geçirmişler. Taa ki çocukluklarında oynadıkları bir oyundan
sonra Adolfina Freud’u yatakta pantolonu dizlerine kadar inik bir halde
masturbasyon yaparken yakalayıncaya kadar. Okuduklarımdan anladığım kadarıyla
belki biraz fazla yakın bir ilişkileri varmış. Adolfina’nın Freud’la evlenmek
isteyeceği kadar yakın. Ancak bu yakalanma ilişkilerinde bir şeyleri
değiştirmiş. Uzunca bir süre Adolfina Freud’un yüzüne bile bakamamış.
Freud bu arada bu kadar herkesin
derdine çare olmaya çalışırken terzi kendi söküğünü dikemez misali en yakınındaki
Adolfina’nın bile dertleri ile ilgilenmemiş. Yaşadığı bazı sorunlardan sonra
(kitapta okuyacaksınız) kendi isteği ile gidip akıl hastanesine yatan Adolfina’ya
psikanaliz yapmamış mesela. Belki de bulacaklarından korkmuştur. Ancak Adolfina
ailenin kaybedeni olarak yaşamış ne yazık ki. Ne evlenebilmiş, ne çocuk sahibi
olabilmiş, ne ressam olabilmiş istediği gibi, ne de (en önemlisi) annesi
tarafından kabul görmüş. Ki sanırım bugününde psikolojik sorun yaşayanların
çoğunun geçmişinde kendi aileleri daha da doğrusu ebeveynleri var. Hep onların
en doğru şekilde hareket etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ama ne yazık ki bu her
zaman mümkü olmuyor. Hele de bahsettiğimiz tarihleri düşünürseniz.
Kitapta çok fazla diyolog yok.
Adolfina’nın iç dünyasına kocaman bir ayna tutmuş bu kitap. Demin de dediğim
gibi ayrıca terzi kendi söküğünü dikemez hesabı Freud’un da hayatında
çözemediği şeyler olduğunu görüyoruz. Bu da belki bizi de daha pozitif bakmaya
sevk edebilir. Freud bile bazı şeyleri çözemediyse...
Netice olarak, kitabı tavsiye
ediyor muyum? Eğer Freud’a ve psikolojiye meraklıysanız oldukça hoşunuza
gidecek bir kitap olabilir. Amerikan sineması ile Avrupa sineması arasındaki
fark gibi bir fark hissedeceksiniz. Çok fazla pazarlama yok, çok fazla hareket
(action) yok. Ama ağırlığı olan, insanı sürükleyen, başka bir insanın iç
dünyasına bir ışık ve ayna tutan, dönemin acılarını önümüze seren bir kitap.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder