Gülseren Budaycıoğlu'nu evde kaldığım bir gün, gündüz kuşağı kadın programlarından birinde keşfettim. O kadar tatlı tatlı anlatıyordu ki... Bir de kitapları olduğunu söyleyince hemen not aldım. Üç kitabı olduğunu öğrenip hepsini sipariş ettim. Madalyonun İçi, Günahın Üç Rengi (Madalyonun öteki yüzü) ve Hayata Dön.
Öncelikle biraz Gülseren Budaycıoğlu kimdir ona bakalım. 1947 Ankara doğumlu kendisi. TED Koleji, Ankara Üniversitesi Tıp Bölümü ve Psikiyatri üzerine ihtisas yapmış. Öğrenimi esnasında Ankara Radyosu'nda ve TRT'de kadrolu spikerlik yapmış. Ülkemizin en büyük psikiyatri kliniği olan Madalyon'un başkanlığına devam etmekte.
Benim uzun zamandan beri okuyup da bulamadığım tarzda bir psikiyatri kitabı çıktı bu kitap, 3 ayrı hikayeyi anlatıyor. Hikayeler birbirinden ilginç. Bir psikiyatristi bile şaşırttığına göre, gerisini siz düşünün.
İlk hikaye Şevket Ağa. Anadolu'nun bağrından, yoksulluğun içinden kopup gelmiş, zaman içinde çok güçlenmiş, zenginleşmiş ama her zaman fakir babası olmaya devam etmiş, 4 kız çocuk babası bir adam. Kadınlardan ödü kopuyor ama. Karısı ve kızları köyde, kendisi Ankara'da tek başına. Cinsel tercihi farklı. Varoşlarda, orta yaşlı ve kasketli erkeklerde yakınlık arıyor. Eşcinselliğin rengi GRİ.
İkinci hikaye mevlüt okuyarak hayatını kazanan ve kazınmış saçları ile kızı tarafından zorla getirilen Meliha. Hayat onun yüzüne neredeyse hiç gülmemiş. Trajik bir hikayesi var. Kendisi çok yaralanmamış belki ama etrafında, ailesinde o kadar kötü şeyler olmuş ki Meliha yaşamayı unutmuş, kadın olmayı unutmuş. Üç kuşak boyunca devam eden fahişelik öyküleri Meliha'yı yıkmış. Ne yüzü gülmüş, ne eşini mutlu edebilmiş. Fahişeliğin rengi KIRMIZI.
Son hikaye ise Salih. Genç, yakışıklı, iyi bir işe sahip, evlenmiş, çok kısa sürede boşanmış. Mazoşizmde bulmuş mutluluğu. Henüz sınırlarda gezmiyor dahi olsa limitlerinin giderek artması korkutuyor onu. Ölüme yaklaştıkça hissedilen doyumun kendisini ölüme taşımasından korkuyor. Mazoşizmin rengi SİYAH.
Gülseren Budaycıoğlu (G.B.) pek bizim bildiğimiz psikiyatristler gibi değil sanırım. Psikiyatristler sizin anlattıklarınızı dinler, size sorular sorarak doğrunuzu kendi içinizde bulmanıza yardımcı olurlar. Direkt olarak yönlendirmelerde bulunmazlar. Bu da bence aslında hasta/danışan açısından oldukça zorlayıcı bir durum. Çünkü insanın içinde bulunduğu durumu net görmesi her zaman mümkün olmuyor veya çok uzun zaman alabiliyor. Ayrıca psikiyatrist veya psikologların hastalarının anlattıklarına karşı genelde mümkün olduğunca ifadesiz kaldıklarını, sarılarak destek olma gibi huylarının pek olmadığını bilirim. Ancak G.B. bütün bunların dışında hareket etmiş kitabından anladığım kadarıyla. İnsani yönünü de fazlasıyla işine katarak danışanlarına çok daha fazla yardımcı olduğunu düşünüyorum.
Kitabı 2 günde bitirdim. Hikayelerin sonlarını o kadar merak ettim ki... Bu arada okuduğum hikayelerde ailelerimizin bugünümüzü nasıl etkilediğini çok net göreceksiniz. Eğer bugününüzde büyük sorunlar yaşıyorsanız temellerini dönüp ailenizin içinde aramanız gerekiyor. Benim her zaman dediğim bir şey vardır; Türk aile yapısında yetişen bireyler çoğunlukla mutsuz evlilikler yaşamaya mahkumdur. Nedenlerini, niçinlerini bu kitapta daha iyi gördüm. Kesinlikle kaçırılmaması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder