Aklından Bir Sayı Tut ile gönlümü fetheden, Gözlerini Sımsıkı Kapat ile yerini sağlamlaştıran John Verdon’ın son kitabı Şeytanı Uyandırma.
İsim diğerlerinden çok daha çarpıcı. Ancak ben kitapta, daha doğrusu kitabın sonunda aradığımı bulamadım. Dave Gurney yine katilin peşinde. Olay yerine baktığında başkalarının göremediği bi rçok şeyi gören emekli dedektif aynı bakışı eşi Madeline’den görüyor. Madeleine kitaba spiritüel bir hava katıyor. Dave ile ilişkileri bu kitapta biraz daha düzelmiş. Hatta Dave geçirmiş olduğu kaza nedeniyle depresyona girmiş olmasına rağmen oğluyla bile ilişkisini düzeltmiş bu kitapta.
Dave çok iyi bir dedektif. Bunu ilk kitaptan beri görüyoruz. Özel hayatı ise profesyonel hayatı kadar başarılı değil. Galip Derviş’in o kadar derin sorunları olmayan hali gibi. Bulmaca çözmeyi seviyor. Olay yerine geldiğinde her şeyi gözünde canlandırabiliyor. Hiç görmediği katilin ruhunu okuyabiliyor. Ancak etrafındakilerin hislerini veya ihtiyaçlarını anlamak onun için çok zor.
Seri katiller üzerine bir belgesel hazırlayan arkadaşının kızı kendisinden yardım istiyor. Good Shepherd cinayetleri olarak anılan bu olayda tüm kurbanlar siyah bir Mercedes araba sürerken öldürülüyorlar. Olayların üzerinden 10 yıl geçmiş ve katil hiç bulunamamış. Ancak katil 10 yıl sonra birilerini bu konuyu araştırmasından, hatta buradan bir belgesel çıkarmaya çalışmasından tabii ki rahatsızlık duyuyor. Bir kedi fare oyunu başlıyor, zaman zaman roller değişiyor, kim kimi kovalıyor karışıyor.
Yazarın daha önceki 2 kitabını okuyanlar bilirler, katil genelde hikayenin en başından beri neredeyse burnunuzun ucunda duran kişi çıkar. Grange’ın kitaplarında da durum buna çok benzerdir. Katili başından beri birlikte aradığın insan bile katil çıkabilir. Ancak bu sefer sonuç öyle değil. Sanıyorum bu beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Çünkü hiç tanımadığın, adını bile hatırlamadığın katil sana o büyük süpriz duygusunu yaşatmıyor. Olayın tüm kurgusu çok iyi. Akış çok iyi. Ama dediğim gibi son bu sefer beni şaşırtmadı ve mutlu etmedi.
Bu kitaptan neler öğrendim peki;
-
- Her zaman söylediğim bir şeyi tekrar gördüm; birine karşı içinizde önüne geçemediğiniz bir öfke duyuyorsanız, bu kendi içsel nedenlerinizi gizlemek için kullandığınız bahanelerdir.
- Duygular kendi mantıklarını oluştururlar. Asla yapmamamız gereken şeyler için beynimiz harika bahaneler üretebilir. “Tutkularımızın bizi en çok yoldan çıkardığı anlarda her şeyi tüm açıklığıyla görebildiğimize ilişkin yargılarımıza bütünüyle inanıyor oluşumuz insan doğasının en büyük çelişkilerinden biridir.”
- Ters insanların herkesten daha büyük zayıflıkları vardır. Çevresine son derece sert savunam mekanizmaları inşaa edenler bunu zayıf yönlerini kapatmak için yaparlar.
- Bize karşı iyi olan insanları iyi görme eğilimindeyizdir. Bir beklentileri olduğu için bize iyi davranıyor olabilecekleri pek aklımıza gelmez genelde.
- İnsan her sabah uykudan önceki günün geçip gittiğini, önünde taptaze bir başlangıç olduğunu, tatsız şeylerin geride kaldığını düşünerek uyanır. Geçmişin sıkıntılarını geride bıraktığını düşünerek. İnsanlar günlük yaşamak üzere dizayn edilmişlerdir. Fasılasız bir bilinç insanın paramparça olmasına yol açabilir. CIA 72 saatlik uykusuzluğu bir işkence olarak uygular. Bu yaşamaya ara vermeme durumu kişide ölme isteği yaratır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder