İlk kitabı Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer'i çok büyük bir keyifle okumuştum. Okuduğum en iyi kişisel gelişim kitabıydı ve en iyi romanlardan biriydi aynı zamanda. İnsanın gözüne sokmadan, didaktik olmadan anlatmak istediğini örtülü mesajlarla veren, okuyucunun kendisinin sonuca ulaşmasını sağlayan bir kitaptı.
Mutlu Olmak İsteyen Adam çıktığında biraz mesafeli durdum ve almadım. Çünkü çocuk kitabı gibi olacağını düşündüm isminden dolayı. Ama çok sevgili sahaf arkadaşımın yanına gittiğimde (Ortaköy - Sahaf Volga) bu kitabını görünce dayanamadım. Keşke biraz daha düşünseymişim. Okuduğum en kötü kitaplardan biriydi diyebilirim. Vaktinize, paranıza, her şeyinize yazık.
Hani çok tutulan filmler olur, sonra ikincisi, üçüncüsü çekilir ama ilkinin verdiği tadı asla vermez. Bu kitap da aynen öyle olmuş. Yazar ilk kitabı gerçekten içten gelen bir ilhamla ve çok güzel, heyecan uyandıran bir kurgu ile yazmış. İntihar etmek üzereyken birisi tarafından kurtarılan bir adamın öyküsüydü. Ancak satır aralarında iki psikolojik tedavi yöntemini karşı karşıya getiren ve aslında geçmişi kurcalayarak, acıları gün yüzüne çıkarmak (psikanaliz) yerine sadece yapılması gerekene odaklanan bir yöntemi gözler önüne seren, çözüm odaklı, çok keyifli bir kitaptı. Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer ile ilgili yorumlarıma bu linkten ulaşabilirsiniz;
http://ipeksiden.blogspot.com.tr/2012/11/laurentgounelle-katolik-anne-ve.html
(Bu arada linkin son kısmında gözüken isim blogger'daki bir hata sanırım. "katolik-anne-ve" kısmı benim koyduğum bir başlık değil. Ancak oraya nasıl geldiğini bilemiyorum ve silemiyorum.)
Bu kitaba gelecek olursak... Öncelikle kitabın arka kapak yazısını paylaşayım.
"Gözlerinizi kapatın ve bir düşünün... Öyle bir yer var ki ırada kötü olan hiç bir şey yok! Nefret, intikam, kıskançlık, hırs, açgözlülük bilinmiyor...
Hayatının aşkının ölümünden sorumlu tuttuğu kabileden intikam almak için Amazon Ormanları'nın en derin ve en karanlık yerine giden filozofun karşı karşıya kaldığı tam da böyle bir dünyadır. Filozof, karısının ölümüne sebep olanların mutluluğunu elinden almak için onları kıskançlık, rekabet, haset ve hırs gibi hiç bilmedikleri kavramlarla tanıştırır. Modern dünyanın tüm olumsuz duygularını taşıyan bu adama engel olmak ve halkını korumak kabilenin şamanına düşer. Huzurlarınızda şamanın, filozofun ruhuna ulaşıp acısına deva olma ve kabilesini koruma çabasının okuru derinlemesine düşündürecek hikâyesi."
Bahsedilen yer ikinci paragrafta adı geçen Amazon Ormanları'ndaki yer. Yerlilerin yaşadığı, teknolojinin, sanayileşmenin girmediği, tamamen bakir bir alan. "Sahip olmak" diye bir kavramları bile yok neredeyse, mülkiyet hakkı gelişmemiş.
Filozof diye bahsettiği ise bir felsefe hocası ki filozof olmakla felsefe hocası olmak arasında dağlar dağlar kadar fark vardır. Bir felsefe bölümü mezunu olarak bunu gayet net söyleyebilirim. Gerçi kitabın orjinal ismi "le philosophe qui n'était pas sage" Bilge Olmayan Filozof'muş ki çok daha mantıklı bir isim olurmuş. Pegasus Yayınları biraz uyanıklık yapmış ismi farklı çevirerek. Tutmamış değil gerçi, beni kitabı almaya sevk ettiğine göre doğru bir isim seçmişler.
Bu adam eşinin bu yerlilerin arasında öldürülmesiyle onlara düşman oluyor ve onları mutsuzluğa sürüklemek için oraya doğru yola çıkıyor. Bir noktadan sonra orada rehberlik yapan adamlarla buluşuyor ve onlarla birlikte bu "iyi insanlar" olduklarının altı kalın kalemlerle çizilmiş olan yere varıyorlar. Bu noktadan sonra filozof (!) tüm işi birlikte gittiği ekibin başındaki kötü adama satıyor ve filozof kitabın sonlarına kadar neredeyse hiç ortaya çıkmıyor.
Ekibin başında olduğunu sanan kötü adam ise hain planlarla oradaki iyi insanları birbirlerinden ve doğadan koparıyor, içlerine haset duyguları salıyor, kötü haberler yayıp duruyor. Ancak bu hain planlar neredeyse ilkokul çocuklarına yakışır seviyede. Ve tabii ki bu iyi insanlar o kadar saflar ki bu kötü adamın her türlü numarasını yutuyorlar. Burası biraz da Avatar'ı hatırlattı bana. Yapım yılına ve kitabın tarihine baktığımda bunun da mümkün olabileceğini gördüm.
Kabilenin şamanı diye bahsettiği, kitabın başında ölen esas şamanın yerine bıraktığı çömez şaman. Henüz rüştünü ispat etmemiş, kabile tarafından şamanlığı kabul görmemiş genç bir kadın. Ki filozof (!) bu kadar derin bir aşk acısı ile yıkılmışken sadece uzaktan iki kere gördüğü bu genç kadına aşık oluyor. Kadın da ona neredeyse ilk görüşte aşık oluyor.
Neticede adamın karısını öldürenin bu kötü rehber grubu olduğu ortaya çıkıyor. Kötü adam ölüyor. Köy eski haline dönüyor. Filozof ve şaman aşk içinde sonsuza kadar mutlu yaşıyorlar.
Bu yazardan bir daha hiç bir şey okumayacağım diyerek bitireyim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder