9 Haziran 2014 Pazartesi

HER GÜN BİRAZ DAHA YAKIN - IRVIN YALOM



Irvin Yalom ile tanışmam aslında biraz komik. Çünkü bir arkadaşım bana bir psikiyatristin kitaplarını önermişti. Ancak ben ismi unuttum. Vamık Volkan’ı ararken Irvin Yalom çıktı karşıma. Böylece oldukça severek okuduğum bir yazar kazandım. Ancak kötü olan tarafı şu, hala Vamık Volkan okuyamadım. Ancak çok değerli bir pskiyatrist ve Kıbrıs Türkü olan Vamık Volkan’a da acilen zaman ayıracağım.

Irvin Yalom hakkında kısa bir bilgi vereyim öncelikle. 1931 yılında Washington D.C.'de doğdu. George Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde okudu. Rus kökenli Yahudi asıllı ABD'li psikiyatrist, varoluşçu, psikoterapist, yazar ve eğitimci. Birçok popüler esere imza atmış olan Yalom ünlü bir psikoterapisttir. Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Psikiyatri Profesörlüğü ünvanını sürdüren Yalom'un dünya çapında milyonlarca okura ulaşan ve Türkçeye de çevrilen kitaplarından bazıları şunlardır: Grup Terapisinin Teori ve Pratiği, Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri, Divan, Varoluşçu Psikoterapi, Nietzche Ağladığında, Bugünü Yaşama Arzusu: Schopenhauer Tedavisi, Her Gün Biraz Daha Yakın, Annem ve Hayatın Anlamı. Irvin Yalom halen Kaliforniya Palo Alto'da eşi Marilyn Yalom'la yaşamaktadırlar.

Her Gün Biraz Daha Yakın bir psikoterapi öyküsü aslında. Ancak sadece tek taraflı yazılmamış bir öykü. Psikiyatristimiz yazma yeteneği çok gelişmiş danışanını (biraz da çalışma disiplini kazanması için) seanslar hakkında yazması karşılığında ücretsiz terapi görebileceğini söylüyor. Aynı zamanda kendisi de seanslar ile ilgili notlar tutuyor ve belli aralıklarla bu notları değişiyorlar.

Daha önce de buna benzer bir kitap okumuştum. Notları değiştikten sonra psikiyatrist bazı noktalarda o kadar şaşırıyordu ki... Kendisi için çok başarılı geçen bir seansın danışanı açısından hiç öyle görülmediğini görüyor. Psikiyatrist kendince hastasına çok iyi ipuçları verdiğini, hastasının gelişimine çok katkıda bulunacak şeyler söylediğini düşünürken bunların hiç birinin notlara yansımadığını görmek onu çok şaşırtıyor.

Bu tip kitapları da okuduktan sonra şuna kanaat getirdim ki; insan beyni aslında kendine odaklı. Kendi söyledikleri onun için önemli. Ve bence bütün terapilerde aslında bu yapılmalı. Her iki taraf da karşılıklı olarak notlar tutmalı veya görüşmeyi daha sonra bir kez daha dinlemek üzere kaydetmeli. Çok daha kısa sürede çok daha fazla mesafe kat edilmesi mümkün olacaktır.
Kitap aslında biraz ağır ilerliyor. Irvin Yalom’un notları da geçen konuşmalar üzerine, sadece kitabın sonunda bir bölüm ayırmış ve çok daha tıbbi bilgi vermiş. Bunları keşke her bölümün sonunda görebilseydim.

Bu arada şunu çok net görüyoruz ki; aslında insanın önündeki tek engel kendisi. Mutsuzluk yaratacak durumları çoğu zaman kendi ellerimizle üretiyoruz ve kimi zamanda ortadan kalkmamaları için elimizden geleni yapıyoruz. Aslında hepsi bugüne kadar gereğinden fazla değer verildiğini düşündüğüm beynimizin bize bir oyunu. Sevdiğim güzel iki sözü paylaşmak isterim sizinle.

BEYİN ÇOK İYİ BİR KÖLE, ÇOK KÖTÜ BİR EFENDİDİR.   

MESELELERİ MESELE ETMEZSENİZ ORTADA MESELE KALMAZ. (SÜLEYMAN DEMİREL)

Bazen o kadar gereksiz yerlere takılıp kalıyoruz ki bir psikiyatrist bile bizi zor çekip çıkarabiliyor o kuyudan. Ancak bu kadar psikoloji okumuş bir insan olarak doktorun bazı yerlerde daha iyi yönlendirmeler yapmasını beklerdim. En son olarak Ginny’nin erkek arkadaşı da son bir kaç seansa katılıyor. Ve kendisinden istenmemiş olmasına rağmen o da görüşlerini yazıyor.


Netice olarak psikoloji ile çok ilgili değilseniz büyük bir ihtimalle kitap size sıkıcı gelecektir. Kitabın yazısında bile zorlayıcı olduğu yazıyor, gerisini siz düşünün J Ancak psikoloji ile ilgiliyseniz bu seanslar çok ilgi çekici. Psikiyatristin bile zaman zaman nasıl el yordamı ile ilerlemek zorunda kaldığını görmek ilginçti. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder