Irvin Yalom ile tanışmam aslında biraz komik.
Çünkü bir arkadaşım bana bir psikiyatristin kitaplarını önermişti. Ancak ben
ismi unuttum. Vamık Volkan’ı ararken Irvin Yalom çıktı karşıma. Böylece oldukça
severek okuduğum bir yazar kazandım. Ancak kötü olan tarafı şu, hala Vamık
Volkan okuyamadım. Ancak çok değerli bir pskiyatrist ve Kıbrıs Türkü olan Vamık
Volkan’a da acilen zaman ayıracağım.
Irvin Yalom hakkında kısa bir bilgi vereyim
öncelikle. 1931 yılında Washington D.C.'de doğdu. George Washington
Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde okudu. Rus kökenli Yahudi asıllı ABD'li
psikiyatrist, varoluşçu, psikoterapist, yazar ve eğitimci. Birçok popüler esere
imza atmış olan Yalom ünlü bir psikoterapisttir. Stanford
Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Psikiyatri Profesörlüğü ünvanını sürdüren
Yalom'un dünya çapında milyonlarca okura ulaşan ve Türkçeye de çevrilen
kitaplarından bazıları şunlardır: Grup
Terapisinin Teori ve Pratiği, Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri,
Divan, Varoluşçu Psikoterapi, Nietzche Ağladığında, Bugünü Yaşama Arzusu:
Schopenhauer Tedavisi, Her Gün Biraz Daha Yakın, Annem ve Hayatın Anlamı. Irvin
Yalom halen Kaliforniya Palo Alto'da eşi Marilyn Yalom'la yaşamaktadırlar.
Her Gün Biraz Daha Yakın bir psikoterapi öyküsü
aslında. Ancak sadece tek taraflı yazılmamış bir öykü. Psikiyatristimiz yazma
yeteneği çok gelişmiş danışanını (biraz da çalışma disiplini kazanması için)
seanslar hakkında yazması karşılığında ücretsiz terapi görebileceğini söylüyor.
Aynı zamanda kendisi de seanslar ile ilgili notlar tutuyor ve belli aralıklarla
bu notları değişiyorlar.
Daha önce de buna benzer bir kitap okumuştum.
Notları değiştikten sonra psikiyatrist bazı noktalarda o kadar şaşırıyordu
ki... Kendisi için çok başarılı geçen bir seansın danışanı açısından hiç öyle
görülmediğini görüyor. Psikiyatrist kendince hastasına çok iyi ipuçları
verdiğini, hastasının gelişimine çok katkıda bulunacak şeyler söylediğini
düşünürken bunların hiç birinin notlara yansımadığını görmek onu çok
şaşırtıyor.
Bu tip kitapları da okuduktan sonra şuna kanaat
getirdim ki; insan beyni aslında kendine odaklı. Kendi söyledikleri onun için
önemli. Ve bence bütün terapilerde aslında bu yapılmalı. Her iki taraf da
karşılıklı olarak notlar tutmalı veya görüşmeyi daha sonra bir kez daha
dinlemek üzere kaydetmeli. Çok daha kısa sürede çok daha fazla mesafe kat
edilmesi mümkün olacaktır.
Kitap aslında biraz ağır ilerliyor. Irvin Yalom’un
notları da geçen konuşmalar üzerine, sadece kitabın sonunda bir bölüm ayırmış ve
çok daha tıbbi bilgi vermiş. Bunları keşke her bölümün sonunda görebilseydim.
Bu arada şunu çok net görüyoruz ki; aslında
insanın önündeki tek engel kendisi. Mutsuzluk yaratacak durumları çoğu zaman
kendi ellerimizle üretiyoruz ve kimi zamanda ortadan kalkmamaları için
elimizden geleni yapıyoruz. Aslında hepsi bugüne kadar gereğinden fazla değer verildiğini
düşündüğüm beynimizin bize bir oyunu. Sevdiğim güzel iki sözü paylaşmak isterim
sizinle.
BEYİN ÇOK İYİ BİR KÖLE, ÇOK KÖTÜ BİR EFENDİDİR.
MESELELERİ MESELE ETMEZSENİZ ORTADA MESELE
KALMAZ. (SÜLEYMAN DEMİREL)
Bazen o kadar gereksiz yerlere takılıp kalıyoruz
ki bir psikiyatrist bile bizi zor çekip çıkarabiliyor o kuyudan. Ancak bu kadar
psikoloji okumuş bir insan olarak doktorun bazı yerlerde daha iyi
yönlendirmeler yapmasını beklerdim. En son olarak Ginny’nin erkek arkadaşı da son
bir kaç seansa katılıyor. Ve kendisinden istenmemiş olmasına rağmen o da
görüşlerini yazıyor.
Netice olarak psikoloji ile çok ilgili değilseniz
büyük bir ihtimalle kitap size sıkıcı gelecektir. Kitabın yazısında bile
zorlayıcı olduğu yazıyor, gerisini siz düşünün J Ancak
psikoloji ile ilgiliyseniz bu seanslar çok ilgi çekici. Psikiyatristin bile
zaman zaman nasıl el yordamı ile ilerlemek zorunda kaldığını görmek ilginçti.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder