rte etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rte etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2014 Salı

RUHLAR KUYUSU / GERÇEKLİK TEORİSİ – TURGAY GÜLER


Kitap okumaya devam ediyorum ancak yoğunluktan paylaşmaya vakit bulamıyorum. Bu işin kötü tarafı da şu ki üzerinden geçen zaman uzadıkça o kitapla ilgili yazabileceklerin de azalıyor. Amaaa... Neyse ki kitap okurken altlarını çizemesem de sayfaların alt kenarlarını kıvırıyorum ;) Böylelikle en önemli noktaları yine de yakalama şansım oluyor ;)

Bu kitabı bizim oradaki küçük büfede gördüm. İkinci eli midir bilemiyorum. Turgay Güler’i ÜlkeTV’de Sıradışı programını yaparken tanıdım. Şimdinin moda deyimi ile “yandaş”lığına hiç aldırmadım. Çünkü birbirimizi bu kadar kategorize etmemek gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca programlarından da çok değişik bilgiler edinmişliğim vardır. Kendisi ile ilgili araştırma yaparken internette biyografisine rastlayamadım. Wikipedia’da olmamasına ise inanamadım. Ekşi Sözlük’te ise seveni de var, sevmeyeni de... Herkes gibi yani J Ben halini tavrını sempatik bulurum. O yüzden de kitabını görünce almadan duramadım. Hatta serinin 3. kitabı olmasına ve diğer ikisini okumamış olmama rağmen aldım. Biraz daha detaylı bilgi edinmek isteyen varsa bir röportajına denk geldim; http://www.ayasofya-zeitschrift.de/turgay-gueler-ile-siradisi-bir-roeportaj/ 

Kitap bir kurgu gibi gözükmesine rağmen daha çok Kurtlar Vadisi gibi gündemi odak noktasına alarak sanki RTE’ye destek olmak için yazılmış. İster Derin Dünya Devleti deyin, ister Gladyo, peşine Cemaat’i de takın ve hepsine karşı duran bir adam; ismi zikredilmeyen Türkiye’nin Başbakanı. Arka kapaktaki yazı sizlere biraz fikir verecektir;

"Yarın, gelecek hafta, gelecek ay, gelecek yıl, gelecek yüzyılda neler olacağını; hatta dün, geçen hafta, geçen ay, geçen yıl ve geçmiş yüzyılda neler olduğunu öğrenmek istiyorsanız bu kitabı mutlaka okumalısınız!

Siz bu kitabın kapağını açtığınız andan itibaren, bilin ki dünya aydınlık bir sabaha uyanmakta.

Bir zamanların hasta adamı artık iyileşti, gücü ve kudreti eskiden olduğu gibi yerine geldi. Dünyanın neresinde olursa olsun, mazlumun çığlığını duyan, ona kulak veren bir millet var artık.

Bilin ki kandan, gözyaşından, acılardan beslenenler yok olmaya yok olmaya mahkûmlar. Her nerede birini öldüren kardeşler gördüyseniz, arkasındakiler onlardı. Her nerede açlıktan ölenler varsa, ekmeğini çalanlar onlardı.
Nihayet yıllardır ülkemizde ördükleri kirli ağları deşifre edildi. Ne yaptılar, nasıl yaptılar, nerelerde yaptılar; hepsi ortaya döküldü. Bütün dünya görsün ve bilsin ki, asıl mücadelemiz şimdi başlıyor.

Soru sormanıza lüzum yok! Soracağınız soruların cevaplarını bu sözlerin arasında mutlaka bulacaksınız. Kalanını da gerçekleştikçe göreceksiniz zaten..."

Bu arada kitap ile ilgili araştırma yaparken bir de ne göreyim???

Sabah gazetesinde bir haber...

“Başbakan’ın Okuduğu Son Kitap” başlığıyla... (Haber 17.3.2014 tarihli. Haliyle RTE başbakandı o zaman.)

Neyi okuyormuş tahmin ettiniz tabii :) Elinde kitap ile çekilmiş bir resmi bile var.

Neyse, kitaba devam edelim. Benim çok sevdiğim bir konu olan Tapınak Şövalyeleri’nden başlayıp günümüze kadar getiriyor olayları. Bazı noktalarda kendisine katılmak pek mümkün gözükmüyor. Çünkü mesela Derin Dünya Devleti (DDD) her kıtanın sorumlusu olarak birini belirlemiş ve kendilerinin haberi olmadan oralarda hiç bir şeyin olmamasını sağlıyor. Ancak sistemlerini tehdit eden en ciddi tehlike olarak İslam dünyasını ve Müslüman’ları görüyor, “ne yaparsak yapalım her seferinde ayağa kalkabiliyorlar” diyorlar. Müslüman ülkelerin genelinin haline ve durumuna baktığım zaman ve DDD’nin amacının paraya hakim olmak olduğunu bildiğinizde bu cümle kendi kendini yalanlıyor hale geliyor zaten.

Bütün bu DDD’nin organizasyonunun temelinde ise İngiltere gözüküyor. İngiltere’yi seven bir insanım. Bu kadar uzun süre kadınlar tarafından yönetilmiş başka bir ülke olduğunu da sanmıyorum. Bu yüzden belki de bu kadar güçlüler ve her yeri bu şekilde yönetebilme becerisine sahipler. Her ne kadar Euro, Dolar çok daha fazla kullanılan para birimleri olsa da petrolsüz bir ülke olarak Türkiye karşısında en güçlü para birimi İngiltere. (Diğerlerini de görmek isterseniz http://onedio.com/haber/turk-lirasi-karsisindaki-en-guclu-paralar-238591 ) AB’ye girmiş olmasına rağmen para birimini tek değiştirmeyen ülke yine İngiltere. Yani DDD’nin temelinde İngiltere olması muhtemel.

Türkiye ile ilgili ise DDD şunları söylüyor; “Dillerini tahrip ettik. Kültürlerini yozlaştırdık. Ahlaklarını, inançlarını paramparça ettik. ...... Önce yeni kurulan devleti kıskaca alarak (Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’ten bahsediyor. - İÜ) köklerinden koparmak için radikal değişiklikler (Atatürk devrimleri burada da bahsettiği sanırım. – İÜ) yaptık. Sonra çok partili demokrasi dedik. Bununla da ekonomik hakimiyetimizi perçinledik. Baktık kontrolümüzden çıkıyor, askeri darbelerle sık sık hizaya getirdik.”


Bu cümleler ne yazık ki benim bakış açımla hiç uyuşmuyor. Hele de şu andaki Ortadoğu bataklığındaki ülkerin haline her baktığımda kitapta kıskaca alınmış olduğundan bahsettiği Cumhuriyet’imizin, bizi köklerimizden koparan (!) devrimlerin bizi ne kadar farklı bir noktada tuttuğunu gayet net görebiliyorum. 

Kitabı okumanız bence çok şart değil. Hele ki benim gibi Ataürkçü bir insansanız ve ülkenin şu andaki gidişini darbelerden bile daha zarar verici görüyorsanız sinir olursunuz muhtemelen. 

14 Mayıs 2014 Çarşamba

BERABER YÜRÜDÜK BİZ BU YILLARDA – YILMAZ ÖZDİL



Özellikle Facebook profilimden beni takip edenler varsa sıkı bir Hürriyet ve Yılmaz Özdil takipçisi olduğumu bilirler. Tabii bir de AKP’den hiç hoşanmadığımı... Aslında belki de bu kitabı seçimlerden önce okumalıydım ancak zaten iki dünya bir araya gelse bu bakış açılarıyla benim AKP’ye oy vermem mümkün olmayacağından benim açımdan bir şey değişmezdi.

Yılmaz Özdil kimdir diye tanıtmaya pek gerek görmüyorum. Üstteki satırlardan Hürriyet’te köşe yazdığını ve gazeteci olduğunu anlamışsınızdır zaten tanımıyorsanız da. Terbiye sınırlarının pek dışına çıkmadan, öyle incelikle, öyle kibarlıkla söyleyeceğini söyler ki... Bunu ancak bir İzmirli yapabilir belki de :) (İzmirli olduğumu söylemiş miydim?)

Kitap Beraber Yürüdük Biz Bu Yıllarda şarkısını pek severek söyleyen Başbakanın iktidardaki 11 yılını anlatıyor. Gazeteleri takip edenlerin hep bildikleri haberler aslında. Süpriz hiç bir şey yok. Ama birisi sizin yerinize bu 11 yılın dökümünü haberlerle alt alta koyduğunda daha iyi anlıyorsunuz Türkiye’nin nereden nereye geldiğini. Benim Özdil’e bir önerim olacak; bu kitabın ikincisini çıkartmak isterse ismi benden olsun; Beraber Yürüttük Biz Bu Yıllarda.

AKP’nin bakış açısı bana hiç  bir zaman yakın gelmedi. Yaptıkları işlerden bahsetmiyorum, o yüzden ne olursunuz kimse bana yapılan yollardan, binalardan, Avrupa’nın en büyükleri bizde diye salak gibi övündüğümüz adalet saraylarından bahsetmesin. Adamların belediyeciliği bildiği ortada. Ama hayata bakışları, politikaları, döneklikleri, bugün dediğine 3 gün sonra demedim demesi, kadına bakış açıları... Benimkinin taban tabana zıttı. “Demokrasi benim içim araçtır, amaç değil. Gideceğimiz durağa kadar gider, vardığımızda ineriz.” diyen bir adama asla güvenmem.

Kitaptan en çarpıcı bilgileri sizinle paylaşmak isterim. Malum balık hafızalı bir toplumuz, okuduysanız bile unutmuş olabilirsiniz;

-   - İktidar olduklarında ilk iş “vergi barışı” yasasını çıkartmaktı. “Nereden buldun”u falan kaldırmışlardı bu arada. Maliye Bakanı bu yasadan ilk faydalanan oldu. Haksız malvarlığı davasından yargılanan RTE beraat etti. Hazine avukatı itiraz bile etmedi.

- - Ergün Poyraz’ın yazdığı satış rekorları kıran “Musa’nın Çocukları, Tayyip ve Emine” ve “Musa’nın Gül’ü” isimli kitapların toplatılması için ileri demokrat RTE mahkeme açtı, reddedildi.

-   - ABD’den buğday, Kanada’dan mercimek, Arjantin’den mısır ve çeşitli ülkelerden susam, arpa, bakla, sarımsak, pamuk, elma, portakal, muz, vişne, fasulye ve nohut ithal etmeye başladık. Kitaptan aynen alıyorum “Şahane tarım politamız (!) nedeniyle kendi kendine yeten yedi ülkeden birinin son hali buydu.”. Pirinç fiyatları zamlanınca harika öngörü sahibi Tarım Bakanı pirinç yerine bulgur yememizi tavsiye etti. Öyle ya, beyaz pirinç zararlıydı zaten, bulgur daha sağlıklı.

- - Cumhuriyet’le (ve Feto’ya karşı olanlarla) hesaplaşma sürecinde emrinde 700 bin kişilik silahlı askeri gücü olan Genel Kurmay Başkanı internet siteleriyle hükümeti yıkmaya çalışmakla suçlanıyordu. Teröristler tanık, tüm ordumuz sanık konumuna düşürüldü. Terörist sözüyle kendi ordusunu içeri tıkan ilk ülke olduk sanırım dünya tarihinde.

--“Atatürkçü olmayı kendime hakaret sayarım. Atatürk ideolojisi darbeler ideolojisidir, faşist ideolojidir.” diyen Mümtazer Türköne Cumhurbaşkanı Gül tarafından Atatürk Tarih Yüksek Kurumu yönetim kurulu üyeliğine atandı. Tarihi yeniden yazmayı planlıyorlardı herhalde. Bu Mümtazer Kürt sorununa çözüm olarak da Apo’nun paşa yapılmasını, Bodrum’a yerleştirilmesini ve maaşa bağlanmasını önermiş mesela.

- - 19 Mayıs şenlikleri Hitler Almanyası’nı çağrıştırdığı nedeniyle YASAKLANDI. Atatürk’ü ne zaman yargılamaya başlayacaklar çok merak ediyorum.

-  - IMF’ye borcumuz bitti. Aşağıdaki tabloya ek olarak özelleştirme ile (yani ülkeye para kazandıran fabrikaların, üretim merkezlerinin satımıyla) 38 milyar $ elde etmişlerdi.


2002
2012
DIŞ BORÇ
129 milyar $
337 milyar $
KAMU BORCU
64 milyar $
103 milyar $
VATANDAŞIN  TÜKETİCİ KREDİSİ
2 milyar TL
206 milyar TL
KREDİ KARTI BORCU
4 milyar TL
73 milyar TL
-
 -
Ordumuz terörist olurken Avrupa Konseyi’nin Türkiye raporlarında PKK aktivist örgüt oldu. Toplantılarda olası senaryoları konuşmak terörizm, karakol basmak, pusu kurmak, askeri şehit etmek, mayın döşemek, bebek katili olmak aktivite olmuştu.

PKK çekilmeye (!) başladığında RTE televizyonlarda üstüne basa basa “Silahlarıyla çıkamazlar” diyordu. Zaten bu adam ne zaman, nerede bir şeyi böyle üstüne basa basa söylese 3 gün sonra tam tersi oluyordu, uyanmamız lazımdı ama uykumuz çok derindi. Haber ajansları poz poz fotoğraflar yayınlar, hatta günlük haline getirirken Genelkurmay elinde görüntü ve bilgi olmadığını söylüyordu. E bütün orduyu içeri terörist diye tıkarsan bi boktan haberin olamazdı tabii.

- - Türk demeyelim Türkiyeli diyelim diye bir laflar atıldı ortaya. Fransa’da Fransızlığı, İngiltere’de İngilizliği yasaklayabildiğiniz zaman gelin canım, burası Türkiye! diyoruz en azından şimdilik.

- - Cumhurbaşkanı bile Başbakan’ın sansürüne uğruyordu. Cumhurbaşkanı Portekiz’e gitti, yandaş basın muhabir bile göndermedi. Cumhurbaşkanı ile ilgili haberlerin kendi haberlerinden büyük çıkmasını, kendi haberlerinin önüne geçmesini istemiyor, bu haberler ya hiç yer bulamıyor yada arka sayfalarda ufak ufak yer alıyordu.

- - Mısır’da darbe oldu. Şeriatçı Cumhurbaşkanı Mursi bizzat kendisi tarafından göreve getirilen Genelkurmay Başkanı tarafından devrildi. Mursi’nin yanında bir tek AKP hükümeti ve yandaşları yer aldı.

 - Halbuki Hüsnü Mübarek de aynı yöntemle devrilmişti. Bizim hükümet ve şakşakçıları alkış tutumuştu.
Laik firavun devrilince “halk devrimi”,
Şeriatçı firavun devrilince “darbe” oluyordu.


AKP’yi günahım kadar sevmezdim, bu kitabı okuduktan sonrasını ise ne siz sorun ne ben söyleyeyim.

Mutlaka okuyun ve hatta mümkün olduğu kadar okutmaya, duyurmaya çalışın.