Kitap
okumaya devam ediyorum ancak yoğunluktan paylaşmaya vakit bulamıyorum. Bu işin
kötü tarafı da şu ki üzerinden geçen zaman uzadıkça o kitapla ilgili
yazabileceklerin de azalıyor. Amaaa... Neyse ki kitap okurken altlarını çizemesem
de sayfaların alt kenarlarını kıvırıyorum ;) Böylelikle en önemli noktaları
yine de yakalama şansım oluyor ;)
Bu
kitabı bizim oradaki küçük büfede gördüm. İkinci eli midir bilemiyorum. Turgay
Güler’i ÜlkeTV’de Sıradışı programını yaparken tanıdım. Şimdinin moda deyimi
ile “yandaş”lığına hiç aldırmadım. Çünkü birbirimizi bu kadar kategorize
etmemek gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca programlarından da çok değişik bilgiler
edinmişliğim vardır. Kendisi ile ilgili araştırma yaparken internette
biyografisine rastlayamadım. Wikipedia’da olmamasına ise inanamadım. Ekşi Sözlük’te
ise seveni de var, sevmeyeni de... Herkes gibi yani J Ben halini tavrını sempatik
bulurum. O yüzden de kitabını görünce almadan duramadım. Hatta serinin 3. kitabı
olmasına ve diğer ikisini okumamış olmama rağmen aldım. Biraz daha detaylı
bilgi edinmek isteyen varsa bir röportajına denk geldim; http://www.ayasofya-zeitschrift.de/turgay-gueler-ile-siradisi-bir-roeportaj/
Kitap
bir kurgu gibi gözükmesine rağmen daha çok Kurtlar Vadisi gibi gündemi odak
noktasına alarak sanki RTE’ye destek olmak için yazılmış. İster Derin Dünya
Devleti deyin, ister Gladyo, peşine Cemaat’i de takın ve hepsine karşı duran bir
adam; ismi zikredilmeyen Türkiye’nin Başbakanı. Arka kapaktaki yazı sizlere
biraz fikir verecektir;
"Yarın,
gelecek hafta, gelecek ay, gelecek yıl, gelecek yüzyılda neler olacağını; hatta
dün, geçen hafta, geçen ay, geçen yıl ve geçmiş yüzyılda neler olduğunu
öğrenmek istiyorsanız bu kitabı mutlaka okumalısınız!
Siz bu kitabın kapağını açtığınız andan itibaren, bilin ki dünya aydınlık bir sabaha uyanmakta.
Siz bu kitabın kapağını açtığınız andan itibaren, bilin ki dünya aydınlık bir sabaha uyanmakta.
Bir zamanların hasta adamı artık iyileşti, gücü ve kudreti eskiden olduğu gibi yerine geldi. Dünyanın neresinde olursa olsun, mazlumun çığlığını duyan, ona kulak veren bir millet var artık.
Bilin ki kandan, gözyaşından, acılardan beslenenler yok olmaya yok olmaya mahkûmlar. Her nerede birini öldüren kardeşler gördüyseniz, arkasındakiler onlardı. Her nerede açlıktan ölenler varsa, ekmeğini çalanlar onlardı.
Nihayet
yıllardır ülkemizde ördükleri kirli ağları deşifre edildi. Ne yaptılar, nasıl
yaptılar, nerelerde yaptılar; hepsi ortaya döküldü. Bütün dünya görsün ve
bilsin ki, asıl mücadelemiz şimdi başlıyor.
Soru sormanıza lüzum yok! Soracağınız soruların cevaplarını bu sözlerin arasında mutlaka bulacaksınız. Kalanını da gerçekleştikçe göreceksiniz zaten..."
Soru sormanıza lüzum yok! Soracağınız soruların cevaplarını bu sözlerin arasında mutlaka bulacaksınız. Kalanını da gerçekleştikçe göreceksiniz zaten..."
Bu
arada kitap ile ilgili araştırma yaparken bir de ne göreyim???
Sabah
gazetesinde bir haber...
“Başbakan’ın
Okuduğu Son Kitap” başlığıyla... (Haber 17.3.2014 tarihli. Haliyle RTE
başbakandı o zaman.)
Neyi
okuyormuş tahmin ettiniz tabii :) Elinde kitap ile çekilmiş bir resmi bile var.
Neyse,
kitaba devam edelim. Benim çok sevdiğim bir konu olan Tapınak Şövalyeleri’nden
başlayıp günümüze kadar getiriyor olayları. Bazı noktalarda kendisine katılmak
pek mümkün gözükmüyor. Çünkü mesela Derin Dünya Devleti (DDD) her kıtanın
sorumlusu olarak birini belirlemiş ve kendilerinin haberi olmadan oralarda hiç
bir şeyin olmamasını sağlıyor. Ancak sistemlerini tehdit eden en ciddi tehlike
olarak İslam dünyasını ve Müslüman’ları görüyor, “ne yaparsak yapalım her
seferinde ayağa kalkabiliyorlar” diyorlar. Müslüman ülkelerin genelinin haline
ve durumuna baktığım zaman ve DDD’nin amacının paraya hakim olmak olduğunu
bildiğinizde bu cümle kendi kendini yalanlıyor hale geliyor zaten.
Bütün
bu DDD’nin organizasyonunun temelinde ise İngiltere gözüküyor. İngiltere’yi
seven bir insanım. Bu kadar uzun süre kadınlar tarafından yönetilmiş başka bir
ülke olduğunu da sanmıyorum. Bu yüzden belki de bu kadar güçlüler ve her yeri
bu şekilde yönetebilme becerisine sahipler. Her ne kadar Euro, Dolar çok daha
fazla kullanılan para birimleri olsa da petrolsüz bir ülke olarak Türkiye
karşısında en güçlü para birimi İngiltere. (Diğerlerini de görmek isterseniz http://onedio.com/haber/turk-lirasi-karsisindaki-en-guclu-paralar-238591
) AB’ye girmiş olmasına rağmen para birimini tek değiştirmeyen ülke yine İngiltere.
Yani DDD’nin temelinde İngiltere olması muhtemel.
Türkiye
ile ilgili ise DDD şunları söylüyor; “Dillerini tahrip ettik. Kültürlerini yozlaştırdık.
Ahlaklarını, inançlarını paramparça ettik. ...... Önce yeni kurulan devleti
kıskaca alarak (Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’ten bahsediyor. - İÜ) köklerinden
koparmak için radikal değişiklikler (Atatürk devrimleri burada da bahsettiği
sanırım. – İÜ) yaptık. Sonra çok partili demokrasi dedik. Bununla da ekonomik
hakimiyetimizi perçinledik. Baktık kontrolümüzden çıkıyor, askeri darbelerle
sık sık hizaya getirdik.”
Bu
cümleler ne yazık ki benim bakış açımla hiç uyuşmuyor. Hele de şu andaki
Ortadoğu bataklığındaki ülkerin haline her baktığımda kitapta kıskaca alınmış
olduğundan bahsettiği Cumhuriyet’imizin, bizi köklerimizden koparan (!)
devrimlerin bizi ne kadar farklı bir noktada tuttuğunu gayet net görebiliyorum.
Kitabı okumanız bence çok şart değil. Hele ki benim gibi Ataürkçü bir insansanız ve ülkenin şu andaki gidişini darbelerden bile daha zarar verici görüyorsanız sinir olursunuz muhtemelen.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder