Gülseren
Budaycıoğlu'nun 3 kitabını almıştım ve bu (ne yazık ki) sonuncu kitabı. Diğer
kitaplarında bir kaç hikaye birden anlatırken bu kitabında Ala'yı anlatmış
(neredeyse) sadece.
Daha önce de
yazmıştım, Gülseren Budaycıoğlu'nu televizyonda görüp almıştım kitaplarını.
Psikiyatrist kendisi. Psikiyatrist diyince aklıma Artist geldi, sanıyorum her
psikiyatristin biraz artistlik taşıması gerekiyor. Bunu kitabı okuduğunuzda çok
daha iyi anlayacaksınız.
3 kitabı
sanıyorum 2,5 hafta gibi bir sürede bitirdim. O kadar akıcı ve o kadar
heyecanlı yazıyor ki... Hem bir an önce okumak istedim, hem de hiç bitmesin
istedim. Bu hikayelerin gerçek olması ise insanı çok daha derinden etkiliyor.
Her biri bir filme konu olabilecek kadar farklı hikayeler. Genellikle
ailelerimizin çocukluğumuzdaki hatalarının bizim bugünümüzü nasıl derinden
sarstığını, beceriksizliklerimizin, huysuzluklarımızın aslında nasıl birer
yardım çığlığı olduğunu görmek ve aslında hep o içimizdeki küçük çocuğu normale
döndürmeye çalıştığımızı fark etmek hem üzücü, hem tedavi edici.
"Ala"
kelimesini bilmeme rağmen bir dönem dizisinde denk geldiğimde yeniden
sevmiştim. Bu kez bir kadın ismi olarak çıkıyor karşıma ve ben yine çok
seviyorum.
Ala,
Gülseren Hanım’ın ofisine bir bomba gibi düşüyor. Önce senelerdir kendisine
asistanlık yapan Tuna’yı çıldırtıyor, peşinden bir psikiyatristi bile çileden
çıkartıyor. Ortalığı çamur ediyor, bağırıp çağırıyor... Bir de çirkin ki kimse
yüzüne bakmak istemiyor. Gülseren Hanım durumu toparlamaya çalışıyor ama
bakıyor ki işin içinden çıkılacak gibi değil kovuyor Ala’yı. Hem de gayet sert
şekilde, başından savarak falan değil yani.
Ala her
nedense (ki nedenlerini ileride öğreneceğiz) bu kovulmadan sonra Gülseren Hanım’ın
peşini bırakmıyor. Mutlaka kendisinin doktoru olmasını istiyor. Hem Tuna’ya,
hem Gülseren Hanım’a çiçekler gönderiyor. Sanki bütün yaptıklarını affettirmek
ister gibi. Gülseren Hanım ise kendini bile çözemiyor bu Ala konusunda. Her
insanda bir güzellik, sevilecek bir özellik bulabilirken Ala’nın yüzüne bile
bakmak istemiyor, ona karşı içinde bir şeyler bir türlü oluşmuyor. Hatta Tuna’dan
da aynı şeyi duymuş ve çok şaşırmış, Ala’yı dövmek istiyorlar neredeyse.
Ala çok ama
çok zor bir hasta. Hem hasta, hem çok zeki. Hem hasta, hem inanılmaz kültürlü. Üzerinde
döküntü kıyafetler var ama hukuk fakültesinden yeni mezun olmuş ve en iyi hukuk
bürolarından birinde avukatlık stajı yapıyor. Kıyafet almaya parası yok gibi
duruyor ama ofise gönderdiği çiçekler ile en iyi yerlerden giyinebilir. Kendini
anlatmayı hiç sevmeyen, hatta anlatamayan birisinin psikiyatristte ne işi var
peki? O anlatamayınca, bu sefer Gülseren Hanım ona değişik hikayeler anlatıyor.
Bu kıza değişik hikayeler anlatmak için çeşitli kitaplar alıp, akşamları evinde
bir nevi ders çalışıyor Gülseren Hanım. Freud ve Hitler’in ilişkisinden,
Tutankamon’un esrarına, Eva Peron’a, Prenses Süreyya’ya varana dek anlatıyor.
Aldığı tepkilerden bir Ala portresi oluşturmaya çalışıyor. Her yorum Gülseren
Hanım için bir ipucu. Alt alta toplayarak, el yordamı ile ilerlemeye çalışırken
Ala çözülmeye başlıyor. Ağır ağır çıkıyor hikaye ortaya. Ama ne hikaye. Korku,
gerilim, şiddet, cinayet, intihar... Hepsi var bu hikayede.
Daha
fazlasını anlatıp kitabın keyfini kaçırmak istemem. Ama bence bu kitap
kesinlikle filme çekilmeli. Ve bence herkesin Gülseren Budaycıoğlu’nun 3
kitabını da okuması lazım, ama özellikle bunu kimse kaçırmasın.



