Yine Philippa Gregory, yine bir
solukta okumak için kıvrandıran ama bitmesin istenen bir roman. Tam bir
sevgi-nefret kardeşliği.
Öncelikle kitap 763 sayfa. Yani
boş zamanlarında takoz olarak görev yapabilecek kapasiteye sahip. Ama okuduktan
sonra takoz yapmaya kıyabilir misiniz bilemem.
Phillpa Gregory üçleme yazmayı
seviyor. Beatrice de Wideacre serisinin ilk kitabı. 18. Yüzyıl İngiltere’sinde
geçiyor. Zamanımızdan da çok çok uzak değil. Hikaye İngiltere’nin en güzel
topraklarından birinde geçiyor. Wideacre topraklarına sahip bir ailede doğan
Beatrice’in hikayesi bu. Çocukluğundan başlayarak sonuna kadar gideceksiniz
onunla. Kimi yerde bir kız çocuğu olmanın ne kadar zor olduğunu göreceksiniz,
kadınlara yapılan haksızlıklara sahip olacaksınız. Neden sadece önümüzde
pipimiz yok diye bu kadar saçma adetlerle, törelerle bu dünyanın şekillenmiş
olduğunu düşüneceksiniz. Sonra kitabın sertliğinin arasında fırsat
bulabilirseniz İngiltere’nin bu sorunları çoktan çözmüş olduğunu ama 21. Yüzyılda
ülkemizde hala neden yaşadığımızı sorgularsınız.
Beatrice sahip olduğu topraklara
aşık. Toprakla birlikte nefes alıyor, yağmurla birlikte ağlıyor, ekinleriyle
büyüyor. Ama o büyüdükçe işler karışıyor. Tabii aslında, işlerin karışmadığı
hiç roman okudunuz, film seyrettiniz mi? Ne kadar kötü ki; mutluluğun
anlatılabilecek hiç bir yeri bulunamamış.
Beatrice’in problemi bir miras
sorunu. O zamanın şartlarına göre baba öldükten sonra her şey erkek evlada
kalıyor. Beatrice ise Wideacre’ı topraktan fazla anlamayan beceriksiz abisine
bırakmamak için elinden ne gelirse yapmaya kararlı. İşte o zaman görüyorsunuz
isteklerimizin nasıl korkularla çevrili olduğunu, o korkuların nasıl bizim
içimizdeki kötülüğü ortaya çıkarttığını, o kötülüğün nasıl gözümüzü
kararttığını ve insanı mahva sürükleyebildiğini. En başta sevdiğiniz Beatrice’den
bir süre sonra nefret etmeye başlayacaksınız. Bir insan, bir kadın tüm bunları
nasıl yapabilir diyeceksiniz. Ama elinizden bırakamayacaksınız. Beatrice – Kötü
Tohum sizi de esir alacak. Eğer okuduysanız, Terzi romanındaki gibi. Sarsıcı,
sert...
İkinci kitap Julia’yı da aynı
hislerle okudum. En kısa sürede onu da yazacağım size.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder