15 Mart 2018 Perşembe
Phantom Tread
Çok uzun zamandır Oscar filmlerini takip etmiyordum. Nerede kasvetli bir film varsa Oscar alması an meselesi gibi geliyor çünkü bana. Ama insanın en yakın arkadaşı "hadi" diyince de akan sular duruyor. Ayrıca Daniel Day-Lewis kolayca hayır denebilecek bir adam değil :)
Üç hatun toplaşıp Kanyon Cinemaximum'a attık kendimizi. İlk yarının başları o kadar ağır geçti ki sol tarafımdaki arkadaşım uyumaya başladı. İşin kötü tarafı az sonra ben de uyumuşum. Neyse ki çok uzun sürmedi uyku faslımız. "Neyse ki" mi? Bakın şimdi düşününce emin olamadım :)
Filmin konusu aslında hepimizin senelerdir seyrettiği, okuduğu, yaşadığı yani bildiği mevzu. Aralarında sınıf farkı olan iki insanın aşkı. Aşk denebilirse buna tabii... Erkek kadının güzelliğine tutulur, her şeyi göz ardı ederek evlenir ve sorunlar başlar.
İlgimi çeken ilk konu Phantom Tread'in Türkçe'ye çevrilmeye çalışılmamış olması. Hani bizimkiler saçma sapan da olsa, konuyla alakasız da olsa Türkçe bir isim koyarlar ya filme, bunda kimsenin aklına gelmemiş sanırım. Ama insanın zeki arkadaşlarının olması güzel bir şey, o sırada Türkçe'sini bulamamış dahi olsak Asum "hayalet dikiş" diyerekten ism çevirdi aslında. Bugün bu yazıyı yazmadan önce araştırmama rağmen öyle bir bilgi bulamamışken sonradan aklıma geldi ki bildiğimiz Teğel yahu bu.
Daniel Day-Lewis'in oynadığı Reynolds Woodcock 1950'ler İngiltere'sinde kız kardeşi Cyril ile birlikte terzilik yapmaktadır. Modacı falan diyen olursa kanmayın, Reynolds Chic (Şık) kelimesini bile kabul etmiş değildir. Öylesine aksi yönleri vardır ki kahvaltıda ekmeğe sürülen tereyağının sesi bile adamı rahatsız eder. Ölmüş annesi ile ilgili takıntıları vardır.
Evlenmemiş ve birlikte çalışan bu iki kardeş aslında bence sadece cinselliği paylaşmayan evli bir çift gibiler. Cyril kardeşinin "kurtulmak" istediği kadınları çevrelerinden uzaklaştırma görevini benimsemiş, her ne kadar ezilen kız kardeş gibi gözükse de yaptığı bir çıkışla aslında her şeyin çok farkında olduğunu ve aslında Reynolds'u yerden kalkamayacak hale getirebileceğini dan dan yüzüne söyleyebilecek bir ağırlığa sahip.
Alma Reynolds'un kahvaltı etmeye gittiği yerde çalışan garson kız. Tüm kadınlar gibi kendi ölçülerini beğenmiyor olsa da onu olduğu gibi beğenen bir adamın elinde ışıldamaya başlıyor. Alt tabakadan olmasına rağmen o da kolay lokma değil. İsteklerini almak için önce kibarca konuşup ondan sonra bildiğini okumak konusunda pek mahir. Ben oyunculuğunda ve havasında hafif bir Meryl Streep gördüm.
Şimdi böyle detaylı detaylı anlatıp, karakter analizleri yapınca film pek hoşmuş gibi geliyor kulağa. Hatta ben bile "Acaba beğendim mi ben bu filmi?" diye düşünmeye bile başladım ama emin olun çok sıkıcı bir filmdi.
Filmin en can alıcı noktası Fungi mantarı sahnesiydi. Magic Mushroom (Sihirli Mantar) bir çoğumuzun bildiği, duyduğu bir şey ancak bu şekilde kullanılabilen bir mantar olduğunu ben pek sanmıyorum. Ya da Reynolds aslında mazoşist bir karakter. Meraklı bir tip olduğumdan araştırdım ancak Fungi mantarının filmdeki gibi bir kullanımına rastlamadım, belki de eski bir büyü kitabı bulmalıydım :)
Ekşi Sözlük'teki yorumlara ve IMBD'sine bakınca (önce 9.2 olarak görmüştüm, 7.8 olduğunu görünce çok mutlu oldum) kendimi biraz salak gibi hissettim, aslında salondaki yorumlardan sonra bile üçümüz de aynı şekilde hissettik, filmi biz mi anlamadık acaba diyerek.
Filmin en kötü tarafı Daniel Day-Lewis'in Phantom Tread ile jübile yapmış olması. Gerçekten büyük kayıp.
Ağır işleyen, kasvetli filmleri seviyorsanız tam size göre... Yok sevmiyorsanız aman uzak durun.
"Midem bulanmadan önce öp beni sevgilim."
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder