Stephan Hawking sanıyorum bilim ile en alakasız olanımızın bile bir şekilde bir yerde denk geldiği ve tanıdığı, dünyanın en popüler bilim adamlarından biri. Zamanın Kısa Tarihi isimli kitabı tüm dünyada toplamda 9 milyon adet satmış ve en çok satanlar listesine giren ilk bilim kitabı olmuş.
Netice de sinemada izlemeniz şart değil ama ben çok beğendim. Dediğim gibi dünyanın en popüler bilim adamının gerçek bir hayatı...
Kitabını da filmden habersiz bir şekilde kısa bir süre önce almıştım. Tabii fizik kuramlarından çok uzak bir insan olarak anlamaya çalışırken beynim nerede kısa devre yapacak diye endişeyle beklediğimi de itiraf etmeliyim. Bazı şeyleri an la ya mı yo rummmm :) Gerçi belki de konuyu çok da anlamayan birisi çözecek onların sorularını, kim bilir...
Kadın olmak çok zor arkadaşım... Filme giderken adamın halini bildiğimden zaten duygusal bir moda girmiştim. Bir de kızsal mazeretlerimizin en üst noktaya ulaştığı ayın malum dönemlerinden birindeydim. Haliyle sinemaya girdim ve reklamlardaki elele yaşlı çifti gördüğümde gözlerim dolmaya başladı, film bitene kadar ağladım. Hatun kişilere tavsiyem makyaj yapmadan, en azından rimel sürmeden gitmeleri.
Film Hawking'in ilk eşi Jane tarafından kaleme alınan Traveling to Infinity: My Life With Stephen kitabından uyarlanmış. Gerçek bir hikaye olması benim açımdan bir filmi veya kitabı en ilgi çekici hale getiren yanı.
Ajitasyona yok ama ajitasyona gerek de yok. Olayın kendisi o kadar insanın içini acıtan bir durum ki zaten... Dünyanın en muhteşem beyinlerinden biriyle kutsanmış olmak mı onun yaşadığı yoksa öyle bir bedene hapsedilmiş olma laneti mi? Film boyunca zaten hayatı o kadar çok sorgulamanıza sebep olacak başlık var ki...
Günde sadece 1 saat çalışarak hocalarının önüne koyduğu en zorlu soruları bile çözebilecek bir zekaya sahipsin. Genç, sağlıklı bir adamsın. Ancak düşüyorsun, başını çarpıyorsun ve ALS hastası olduğunu ve 2 sene içinde öleceğini öğreniyorsun.
Gencecik güzel bir kadınsın, okulun dahi çocuklarından biriyle birliktesin ve O sana gelip sadece 2 senelik ömrü kaldığını söylüyor. Ne hale gelebileceği bir yana 2 sene içinde tek başına kalacağını bilerek evlenmeye karar vermek...
Vücudunu kontrol edememesine rağmen (anladığım kadarıyla) kontrol edebildiği bir bölgesi var... Ki bu çift sık sık tedavisiz bir şekilde çocuk sahibi oluyorlar. Ancak filmde çocuklar ile ilgili pek bir bilgiye ulaşamıyoruz. Bu kadar çocuk ve yürüyemeyen hasta bir koca ile yardımsız bir hayat sürdürmek her kadın için çok zordur. Kilise de tanışılan bir adam onlara yardımcı oluyor. Eşini daha yeni kaybetmiş bu adam kendi kaybının acısını bu aile ortamında gideriyor. Ama bir çok zorluk yaşayan, kocası tekerlekli sandalyede olan bir kadının burnunun dibindeki bu sağlıklı, kendine her konuda yardımcı bir adama ilgi duymadan durabilir mi? Yada o kadar yaralı bir adam bu güzel kadına bir şey hissetmeyebilir mi? Ancak tabii ki adamın bu kadar içlerinde olması, Stephan ile olmasa da ailesi ile sorunlar yaratıyor. Ve adam uzaklaşıyor.
Ancak bu arada bir nokta var ki; Stephan'ın eşi ile bu genç adam birlikte çocukları tatile götürüyorlar ve o gece birlikte olup olmadıkları bir soru işareti olarak kalıyor. Oldularsa bile... O kadın sizce 2 senelik ömür biçilmiş bir adamı 50 sene (ki hala yaşıyor) yaşatabilecek kadar bütün hayatını Stephan'a adamışken 1 gecelik bir kaçamağı hak etmemiş midir?
Bu arada Stephan iletişim kurmada da zorluklar yaşamaya başlıyor. Karısı her ne kadar her sorunu aşmada çok çabalayarak onu bu günlere getirmiş olsa da kader onlara bambaşka bir hikaye sunuyor. İletişimlerini sağlayacak yardımcı bir kadın alıyorlar yanlarına. Erkeklerin parayı buldukları zaman eşlerini neden değiştirdikleri ile ilgili bir araştırma yapılmış ve çok ilginç bir bulguya ulaşılmış; güçsüz, zayıf anlarını bilen birinin yanında durmak erkeğin egosunu zedeliyor. Bu yüzden o kötü günleri hiç bilmeyen, yanında kendini güçlü ve erkek hissedebileceği yeni bir kadının yanına gitmeyi tercih ediyorlar. İşte burada olan da bu. Hoş, genç bir adamken hastalığınla sana tüm hayatını adayan, yanında tükendiğin, o güzel günlerin anılarının bile silinmeye başladığı bir kadınla olmaktansa dünya çapında ünlü bilim adamına hayran olan bir kadınla birlikte olmak daha cazip geliyor tabii ki...
Aldıkları 2 yardımcı hayatlarının akışını değiştiriyor. Stephan 3 çocuğunun annesi ile hala görüşüyor ve her ikisi de yardımcıları ile evlendiler. Bazen hayat bizleri hiç beklemediğimiz noktalara götürebiliyor. Her ayrılık acıdır. Ama yaşanmış güzellikler unutulmadan, medeni bir şekilde hayatına devam edebilmek de mümkün işte. Türk erkeklerinin de bu bilinç seviyesine bir gün ulaşabilmesini ve eşlerini öldürmekten vazgeçmesini diliyorum.
Eddie Redmayne Theory of Everything'deki rolüyle 2015 En İyi Erkek Oyuncu Oscar'ını aldı. Ve emin olun ki yerden göğe kadar haklılarmış o ödülü vermekle. Mahsun Kırmızıgül'ün Mucize'sini izleyemeyip yarısında çıkmıştım, konu o kadar ağır ilerliyordu ki ara verildiğinde konuya daha yeni giriliyordu. Mert Turak'a bir de Eddie'nin performansını izlemesini öneririm. Stephan'ın eşini oynayan Felicity Jones çok güzel bir kadın ancak oyunculuğuna dair fazla bir şey görmedim.
Sinemada izlemeyebilirsiniz ancak özellikle dünyanın en popüler bilim adamının gerçek hayat hikayesi olması açısından mutlaka seyredilmesi lazım bence.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder