Sinan Akyüz yine
gazetecilik kökenli yazarlarımızdan. 1972 doğumlu yazar gazeteciliğin çeşitli
kademelerinde çalıştıktan sonra 2001’den itibaren ağırlıklı olarak kitap
yazmış. Halen Takvim gazetesinde köşe yazarlığı yapmakta.
Kitapları; Etekli İktidar (2003 -
Deneme), Bana Sırtını Dönme (2005 - Öykü) ve romanları; İki Kişilik Yalnızlık
(2007), Yatağımdaki Yabancı(2008), Sevmek Zorunda Değilsin Beni (2009), Aşk
Meclisi (2010), Piruze: Şamda Bir Türk Gelin (2011), İncir Kuşlari (2012), Şahika
Feraye (2013), Piruze ve Oğulları (2014)
Kitaplarından
okuduklarım oldu. Bu da güzel bir kitaptı.
Boşnak ve Sırp
savaşını anlatıyor kitap. Bu arada gelişen, daha bir fidanken başına olmadık
işler gelen bir aşkı anlatıyor.
Kitabın konusu ve
sonu ile ilgili bilgi vereceğim buradan sonra.
Suada isimli Boşnak
bir kızın konservatuvardaki ilk günü ile başlıyor kitap. Profesör Duşanka Suada’yı
oldukça zorluyor ancak o sırada sınıfın kapısından bakan Tarık ile göz göze
gelince o zamana kadar hep rüyalarında gördüğü adamı bulduğunu anlıyor. Her şey
gayet güzel bir şekilde gelişir ve Tarık da Suada’ya aynı duyguları
hissetmektedir. O sırada okuldaki Vukadin isimli genç de Suada’ya aşkını ilan
eder. Ancak esas kızımız çok kötü bir şekilde bozar Vukadin’i.
(Burada bir
parantez açmak istiyorum. Benzer şeyleri etrafımdan da çok duyarım, birisinin ilgisini
insanlar genelde iki şekilde tanımlar “benden hoşlanıyormuşşşş” veya “sapııkk”.
Aradaki fark genelde neden kaynaklanır hiç düşündünüz mü? Eğer bizimle konuşan
kişiden biz de hoşlanmışsak hoşumuza gider ilgisini göstermesi. Yok hiç
beğenmediğimiz bir tipse ne sapıklığı kalır, ne rezilliği. Halbuki ben bu tür
şeylerin bile kibarlıkla, karşındakini kırmadan yapılması gerektiğini
düşünüyorum. Eğer gerçekten İNSANsak karşımızdakinin de insan olduğunu
unutmamalıyız. Evli bir insana da birisi gelip hoşlandığını söyleyebilir,
önemli olan kişiden aldığı “evliyim” cevabından sonra nasıl davrandığı. Kimi
özür dileyip uzaklaşır. Kimisi şansını denemeye devam etmekte ısrarlıdır ve
rahatsızlık yaratır. Hah, sapık olan bu tiplerdir işte.)
Suada teyzesi ile
birlikte yaşamaktadır ve teyzesi sürekli bir şekilde savaş çıkacağına dair
etrafındakileri uyarmaya çalışır. Ancak kimse inanmaz.
Suada ailesinin
yaşadığı bölgeye gittiğinde savaş başlar. Sırplar inanılmaz bir hırsla ve
vahşilikle saldırmaktadırlar. Tek bir amaçları vardır; erkekleri öldürmek,
kadınlara tecavüz ederek Sırp bebekler doğurmalarını sağlamak. Ve bu vahşet
içinde Suada Vukadin’in eline düşer. Vukadin yaşadığı aşağılanmadan sonra okulu
bırakmış, babasının gözünde küçük düşmüştür. Ama savaş ona yaramıştır, iyi bir
asker olmuştur. Ve bu savaş ona sevdiği kızı getirmiştir. Ama kalbi hala başkasında
olan bir kızı. Tabii ki bu Vukadin’i durdurmaz ve Suada’ya sahip olur. Bu işin
tek bir iyi tarafı vardır; Vukadin Suada’yı diğer Sırp askerlerinin tecavüzünden
korur, taa ki kendi yaralanana kadar.
Savaş boyunca en
çok zarar gören sanıyorum kadınlar. Tek amaçları onlara tecavüz ederek
kirletmek olan askerler tarafından esir alınmışlar. Yemek yok, temizlik yok.
Ancak sonunda savaş
sona eriyor. Suada Tarık’a kavuşuyor. Tarık da gönüllülere katılmış ve
tekerlekli sandalyeye mahkum olmuştur.
10 yıl sonra İsveç’te
kısmı ile bitiyor kitap. Sanıyorum burada Suada’nın çocuğunun Sırp askerlerden
değil de Tarık’tan olduğunu ve gayet mutlu sonla bittiğini belirtmekmiş amaç.
Biraz tarihi bilgi
de içeriyor kitap. Leyla’ya göre çok daha yumuşak anlatımlı. Savaş romanlarına
ilgi duyuyorsanız beğeneceksiniz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder