3 Eylül 2014 Çarşamba

İNCİR KUŞLARI – SİNAN AKYÜZ


Sinan Akyüz yine gazetecilik kökenli yazarlarımızdan. 1972 doğumlu yazar gazeteciliğin çeşitli kademelerinde çalıştıktan sonra 2001’den itibaren ağırlıklı olarak kitap yazmış. Halen Takvim gazetesinde köşe yazarlığı yapmakta.

Kitapları;  Etekli İktidar (2003 - Deneme), Bana Sırtını Dönme (2005 - Öykü) ve romanları; İki Kişilik Yalnızlık (2007), Yatağımdaki Yabancı(2008), Sevmek Zorunda Değilsin Beni (2009), Aşk Meclisi (2010), Piruze: Şamda Bir Türk Gelin (2011), İncir Kuşlari (2012), Şahika Feraye (2013), Piruze ve Oğulları (2014)

Kitaplarından okuduklarım oldu. Bu da güzel bir kitaptı.

Boşnak ve Sırp savaşını anlatıyor kitap. Bu arada gelişen, daha bir fidanken başına olmadık işler gelen bir aşkı anlatıyor.

Kitabın konusu ve sonu ile ilgili bilgi vereceğim buradan sonra.

Suada isimli Boşnak bir kızın konservatuvardaki ilk günü ile başlıyor kitap. Profesör Duşanka Suada’yı oldukça zorluyor ancak o sırada sınıfın kapısından bakan Tarık ile göz göze gelince o zamana kadar hep rüyalarında gördüğü adamı bulduğunu anlıyor. Her şey gayet güzel bir şekilde gelişir ve Tarık da Suada’ya aynı duyguları hissetmektedir. O sırada okuldaki Vukadin isimli genç de Suada’ya aşkını ilan eder. Ancak esas kızımız çok kötü bir şekilde bozar Vukadin’i.

(Burada bir parantez açmak istiyorum. Benzer şeyleri etrafımdan da çok duyarım, birisinin ilgisini insanlar genelde iki şekilde tanımlar “benden hoşlanıyormuşşşş” veya “sapııkk”. Aradaki fark genelde neden kaynaklanır hiç düşündünüz mü? Eğer bizimle konuşan kişiden biz de hoşlanmışsak hoşumuza gider ilgisini göstermesi. Yok hiç beğenmediğimiz bir tipse ne sapıklığı kalır, ne rezilliği. Halbuki ben bu tür şeylerin bile kibarlıkla, karşındakini kırmadan yapılması gerektiğini düşünüyorum. Eğer gerçekten İNSANsak karşımızdakinin de insan olduğunu unutmamalıyız. Evli bir insana da birisi gelip hoşlandığını söyleyebilir, önemli olan kişiden aldığı “evliyim” cevabından sonra nasıl davrandığı. Kimi özür dileyip uzaklaşır. Kimisi şansını denemeye devam etmekte ısrarlıdır ve rahatsızlık yaratır. Hah, sapık olan bu tiplerdir işte.)

Suada teyzesi ile birlikte yaşamaktadır ve teyzesi sürekli bir şekilde savaş çıkacağına dair etrafındakileri uyarmaya çalışır. Ancak kimse inanmaz.

Suada ailesinin yaşadığı bölgeye gittiğinde savaş başlar. Sırplar inanılmaz bir hırsla ve vahşilikle saldırmaktadırlar. Tek bir amaçları vardır; erkekleri öldürmek, kadınlara tecavüz ederek Sırp bebekler doğurmalarını sağlamak. Ve bu vahşet içinde Suada Vukadin’in eline düşer. Vukadin yaşadığı aşağılanmadan sonra okulu bırakmış, babasının gözünde küçük düşmüştür. Ama savaş ona yaramıştır, iyi bir asker olmuştur. Ve bu savaş ona sevdiği kızı getirmiştir. Ama kalbi hala başkasında olan bir kızı. Tabii ki bu Vukadin’i durdurmaz ve Suada’ya sahip olur. Bu işin tek bir iyi tarafı vardır; Vukadin Suada’yı diğer Sırp askerlerinin tecavüzünden korur, taa ki kendi yaralanana kadar.

Savaş boyunca en çok zarar gören sanıyorum kadınlar. Tek amaçları onlara tecavüz ederek kirletmek olan askerler tarafından esir alınmışlar. Yemek yok, temizlik yok.

Ancak sonunda savaş sona eriyor. Suada Tarık’a kavuşuyor. Tarık da gönüllülere katılmış ve tekerlekli sandalyeye mahkum olmuştur.

10 yıl sonra İsveç’te kısmı ile bitiyor kitap. Sanıyorum burada Suada’nın çocuğunun Sırp askerlerden değil de Tarık’tan olduğunu ve gayet mutlu sonla bittiğini belirtmekmiş amaç.


Biraz tarihi bilgi de içeriyor kitap. Leyla’ya göre çok daha yumuşak anlatımlı. Savaş romanlarına ilgi duyuyorsanız beğeneceksiniz. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder