Annemin Seda Diker ile
karıştırarak aldığı kitap bizi çok eğlendirdi. Seda Akgül medyanın tanıdığı bir
isim. Hacettepe Üniversitesi İngilizce bölümünü bitirdikten sonra İsveç
Üniversitesi’nin bursu ile “Avrupa Birliği Gazeteciliği” okumuş.TRT’de
spikerlik yaptıktan sonra kuruluşundan itibaren TV8’de görev yapmış. Işık
Üniversitesi’nde medya dersleri vermiş. Burcu ikizler, yükseleni teraziymiş ki
Allah etrafındakilere sabır versin diyorum. Ben bir teraziyim, ne zorluklardan
geçerek şu anki halime geldim bilirim. Bir de bunun üzerine ikizlerin çift
kararkterliliğini eklemek sanırım hem kendisi hem de çevresindekiler için
oldukça yorucudur. Bir de bekarmış ve daha uzun yıllar bekar kalmak niyetindeymiş
kendisi.
Kitap 190 sayfa. Sabah işe
giderken okumaya başladım, akşam dönüş yolunun yarısını geçtiğimde bitmişti.
Evet, akıcı yazılmış, eğlenceli bir kitap ancak yarım bırakılan sayfaları da
atsak sanıyorum 100 sayfa civarındaymış aslında.
Konu aslında klasik kadın – erkek
halleri. “Bir kadın olarak önce dış görünüşümüzle masaya oturur, aklımızla
kalkmaya çalışırız. Bedenimiz ve ruhumuzun nadirdir aynı fikirde olduğu.” Yazıyor
kitabın arka kapağında. Kitapta yazılan bir çok şeyin altına ben de imzamı
atarım. Çok doğru ve haklı buldum. Kadınların, özellikle şehirli kadınların
neredeyse %90-95’i için dış görünüm çok
önemli. Aslına bakarsanız belki de erkeklerden daha çok önem veriyoruz hem
kendimizin, hem de diğer kadınların nasıl gözüktüğüne. Ama bize görünüşümüz
için yaklaşan bir erkek olduğunu hissettiğimiz anda bütün nevrimiz dönüveriyor.
Uzun süredir görmediğimiz bir arkadaşımızla karşılaştığımızda gözlerimiz neredeyse
hassas terazilere dönüşüveriyor. Neresine kaç gram eklemiş, yüzünde kaç tane
kaz ayağı oluşmuş hemen bir muhasebesini yapıveriyoruz. Erkekler inanın bizim
kadar incelemiyorlar kadınları. Erkek gördüğü şeyden, özellikle de kadından
memnun olmak üzere kurmuş dünyasını. Incık cıncık yapan bizleriz, hem de
birbirimize. Bir de tabii kadını hep göz ardı etmeye, eve kapamaya yeltenen bir
coğrafyada yaşadığımızdan belki de bu tavırlarımız. Erkeği ele geçireni gücü
ele geçirmiş olarak algılıyoruz belki de. Evlenmiş kadın başarı kazanmış
sayılıyor kadınların gözünde.
Kitap öncelikle erkekleri
incelemekle ve sınıflandırmakla başlıyor. Gri tilkiler, karabataklar,
metroseksüeller, aşk çocukları, kurbanlar, pintiler, enteller, kıskançlar,
bilgisayar kurtları, 40’lık bekarlar, şıpsevdiler, maçkolikler ve narsistler.
Başlıklar zaten kimin ne olduğunu az çok ortaya koyuyor. Sonra biraz kadın
erkek ilişkilerine giriyor. Bu kadar geniş görüşlü ve komik yazabilen bir
kadının hala “Zor Kadın” olarak koca avlanabileceğini yazması bana ilginç
geldi. Yazımın başında da demiştim, yazdıklarının bir çoğunun altına imzamı
atarım ama bence kadınlar bu “zor kadın” olma meselesini yanlış anlıyorlar.
Türkiye’de kadın ve erkeğin ilişkisinde güç dengesi bence şu şekilde işliyor,
kadını tavlayana ve yatağa atana kadar güç kadında, ama bir kere o yatağa
girdikten sonra güç tamamen el değiştiriyor ve erkeğe geçiyor. Biz kadınlar ise
bunun bütün suçunu, sorumluluğunu erkekte görüyoruz ki bu da bizim kurban
psikolojisine girmemize sebep oluyor. Ancak aslında dengeleri değiştiren
tamamen kadının içgüdüleri ve davranışları. Yetiştirilme tarzımızdan
kaynaklanan bir şekilde bir kere yattıysak ondan sonra erkeğin gözünde
değerimizin düştüğünü düşünüyoruz. O güne kadar adamı peşinden süründürmekten
hiç bir beis duymayan kadın bir anda 180 derece dönerek adamı sıkboğaz eden bir
yaratığa dönüşüyor. Yaşanan belki de anlık bir heyecanın bir ay sonra evlilikle
sonuçlanmasını bekliyor. Paylaştığımız anların mutluluk, rahatlık getirmesini
beklemek yerine bir nedenle bunu yapıyoruz. Aslında erkeğin dürüstlüğü bu
noktada kadında yok. İlişkide kadının bir hedefi var; evlilik. Ancak yine
kadınların unuttuğu bir nokta var; yatakta performansı sorgulanan genelde kadın
değil erkektir. Ve eğer erkek sizin tatmin olmadığınız gibi bir kanıya
kapılırsa, performansından çok memnun kalmadığınızı düşünürse erkekliğini
ispatlamak için zaten mecburen peşinize düşecektir. Yani aslında “zor kadın” olmanız
gereken yer yatağa ne zaman girdiğinizle bağlantılı değil, o yatağa girdikten
sonra yaptıklarınızla bağlantılı. Siz ağır kadın olursanız, erkeğin peşine
düşmek yerine onun sizin hayatınızda yer almak için uğraşmasına izin verirseniz
ama bu sırada da onu aşağılamaktan, kendisini eksik hissetirmekten uzak
durursanız, yanınızda kendini mutlu hissettirirseniz karşınızdaki erkek hangi
tipte olursa olsun sizi kaybetmemesi gerektiğini çözecektir.
Son olarak da kadın tiplerini yazmış.
Burada tek tek sıralamak istemiyorum ancak bence bir iki eksik var; Plaza
kadınları, Nişantaşı kadınları gibi. Onları da müsait bir zamanda ben yazarım.
Leblebi, çekirdek gibi okunacak,
arada kahkahalarla gülünecek, kadın erkek ilişkileri hakkında bilgi verecek, etrafınızdakilerin
hangi sınıfa girdiğini keşfetmenizi sağlayacak bir kitap arıyorsanız tam size
göre bir kitap bu, kaçırmayın.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder