26 Kasım 2013 Salı

DİŞİLİK Mİ? KİŞİLİK Mİ?


Annemin Seda Diker ile karıştırarak aldığı kitap bizi çok eğlendirdi. Seda Akgül medyanın tanıdığı bir isim. Hacettepe Üniversitesi İngilizce bölümünü bitirdikten sonra İsveç Üniversitesi’nin bursu ile “Avrupa Birliği Gazeteciliği” okumuş.TRT’de spikerlik yaptıktan sonra kuruluşundan itibaren TV8’de görev yapmış. Işık Üniversitesi’nde medya dersleri vermiş. Burcu ikizler, yükseleni teraziymiş ki Allah etrafındakilere sabır versin diyorum. Ben bir teraziyim, ne zorluklardan geçerek şu anki halime geldim bilirim. Bir de bunun üzerine ikizlerin çift kararkterliliğini eklemek sanırım hem kendisi hem de çevresindekiler için oldukça yorucudur. Bir de bekarmış ve daha uzun yıllar bekar kalmak niyetindeymiş kendisi.

Kitap 190 sayfa. Sabah işe giderken okumaya başladım, akşam dönüş yolunun yarısını geçtiğimde bitmişti. Evet, akıcı yazılmış, eğlenceli bir kitap ancak yarım bırakılan sayfaları da atsak sanıyorum 100 sayfa civarındaymış aslında.

Konu aslında klasik kadın – erkek halleri. “Bir kadın olarak önce dış görünüşümüzle masaya oturur, aklımızla kalkmaya çalışırız. Bedenimiz ve ruhumuzun nadirdir aynı fikirde olduğu.” Yazıyor kitabın arka kapağında. Kitapta yazılan bir çok şeyin altına ben de imzamı atarım. Çok doğru ve haklı buldum. Kadınların, özellikle şehirli kadınların neredeyse %90-95’i için dış görünüm çok  önemli. Aslına bakarsanız belki de erkeklerden daha çok önem veriyoruz hem kendimizin, hem de diğer kadınların nasıl gözüktüğüne. Ama bize görünüşümüz için yaklaşan bir erkek olduğunu hissettiğimiz anda bütün nevrimiz dönüveriyor. Uzun süredir görmediğimiz bir arkadaşımızla karşılaştığımızda gözlerimiz neredeyse hassas terazilere dönüşüveriyor. Neresine kaç gram eklemiş, yüzünde kaç tane kaz ayağı oluşmuş hemen bir muhasebesini yapıveriyoruz. Erkekler inanın bizim kadar incelemiyorlar kadınları. Erkek gördüğü şeyden, özellikle de kadından memnun olmak üzere kurmuş dünyasını. Incık cıncık yapan bizleriz, hem de birbirimize. Bir de tabii kadını hep göz ardı etmeye, eve kapamaya yeltenen bir coğrafyada yaşadığımızdan belki de bu tavırlarımız. Erkeği ele geçireni gücü ele geçirmiş olarak algılıyoruz belki de. Evlenmiş kadın başarı kazanmış sayılıyor kadınların gözünde.

Kitap öncelikle erkekleri incelemekle ve sınıflandırmakla başlıyor. Gri tilkiler, karabataklar, metroseksüeller, aşk çocukları, kurbanlar, pintiler, enteller, kıskançlar, bilgisayar kurtları, 40’lık bekarlar, şıpsevdiler, maçkolikler ve narsistler. Başlıklar zaten kimin ne olduğunu az çok ortaya koyuyor. Sonra biraz kadın erkek ilişkilerine giriyor. Bu kadar geniş görüşlü ve komik yazabilen bir kadının hala “Zor Kadın” olarak koca avlanabileceğini yazması bana ilginç geldi. Yazımın başında da demiştim, yazdıklarının bir çoğunun altına imzamı atarım ama bence kadınlar bu “zor kadın” olma meselesini yanlış anlıyorlar. Türkiye’de kadın ve erkeğin ilişkisinde güç dengesi bence şu şekilde işliyor, kadını tavlayana ve yatağa atana kadar güç kadında, ama bir kere o yatağa girdikten sonra güç tamamen el değiştiriyor ve erkeğe geçiyor. Biz kadınlar ise bunun bütün suçunu, sorumluluğunu erkekte görüyoruz ki bu da bizim kurban psikolojisine girmemize sebep oluyor. Ancak aslında dengeleri değiştiren tamamen kadının içgüdüleri ve davranışları. Yetiştirilme tarzımızdan kaynaklanan bir şekilde bir kere yattıysak ondan sonra erkeğin gözünde değerimizin düştüğünü düşünüyoruz. O güne kadar adamı peşinden süründürmekten hiç bir beis duymayan kadın bir anda 180 derece dönerek adamı sıkboğaz eden bir yaratığa dönüşüyor. Yaşanan belki de anlık bir heyecanın bir ay sonra evlilikle sonuçlanmasını bekliyor. Paylaştığımız anların mutluluk, rahatlık getirmesini beklemek yerine bir nedenle bunu yapıyoruz. Aslında erkeğin dürüstlüğü bu noktada kadında yok. İlişkide kadının bir hedefi var; evlilik. Ancak yine kadınların unuttuğu bir nokta var; yatakta performansı sorgulanan genelde kadın değil erkektir. Ve eğer erkek sizin tatmin olmadığınız gibi bir kanıya kapılırsa, performansından çok memnun kalmadığınızı düşünürse erkekliğini ispatlamak için zaten mecburen peşinize düşecektir. Yani aslında “zor kadın” olmanız gereken yer yatağa ne zaman girdiğinizle bağlantılı değil, o yatağa girdikten sonra yaptıklarınızla bağlantılı. Siz ağır kadın olursanız, erkeğin peşine düşmek yerine onun sizin hayatınızda yer almak için uğraşmasına izin verirseniz ama bu sırada da onu aşağılamaktan, kendisini eksik hissetirmekten uzak durursanız, yanınızda kendini mutlu hissettirirseniz karşınızdaki erkek hangi tipte olursa olsun sizi kaybetmemesi gerektiğini çözecektir.

Son olarak da kadın tiplerini yazmış. Burada tek tek sıralamak istemiyorum ancak bence bir iki eksik var; Plaza kadınları, Nişantaşı kadınları gibi. Onları da müsait bir zamanda ben yazarım.


Leblebi, çekirdek gibi okunacak, arada kahkahalarla gülünecek, kadın erkek ilişkileri hakkında bilgi verecek, etrafınızdakilerin hangi sınıfa girdiğini keşfetmenizi sağlayacak bir kitap arıyorsanız tam size göre bir kitap bu, kaçırmayın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder