11 Eylül 2018 Salı

Eşiniz, Anneniz, Aileniz



Evlenmek, yeni bir yuva kurmak neredeyse tüm toplumlarda önemsenen ve bir çok insanın hayalini kurduğu bir olgu. Aşk romanları "Ondan sonra ölene kadar hep mutlu yaşadılar." diye biter. Çünkü mutlu aşkın anlatılacak bir tarafı bulunmamıştır. Ayrıca mutlu bir aşkı yürütmek sanıldığı kadar kolay değildir. 

İki gönül bir olunca samanlık üç gün seyran olur. Bir dört duvarın arasına girince geçen seneler en sevdiğiniz şeylerin bile batmasına sebep olabilir, aşkınızı doğru şekilde besleyip, bakmazsanız...

Evlilik veya bir evi paylaşma başladığında ilişki iki kişilik olmaktan çıkar. Aileler de konuya dahil olur. Özellikle Türk ailesinin evlatlarına karışma konusunda sonsuza dek kredisi vardır. 20, 40 veya 60 yaşında olmanız fark etmez. Hele de iyice ataerkil yapıda olanlarda. 

Kadın tüm gençliğini aile baskısı altında, namusuna (!) bir zarar geleceği korkusuyla mümkün olduğunca altın kafeste geçirir. Eğer şanslıysa istediği bir adamla evlenir, değilse istemediği bir adamın koynuna belki de daha çocukluktan çıkmadan atılır. 

Hayatı boyunca göremediği değeri görebilmek için tek şansı kocasına ve onun ailesine (!) evlatlar doğurmaktır. Kendine bağ(ım)lı çocuklar yetiştirerek kendi krallığını kurabilmesinin ve hayatı boyunca görmek istediği sevgiyi görebilmenin en iyi yolu budur çünkü.

Türk annesi fedakardır. Gecenin üçünde börek de döktürebilirsiniz, helva da kavurtabilirsiniz. Eve biraz geç kalsanız balkonun köşesinde sizi bekler. 

Ama bütün bunların bir bedel var tabii ki... 

Evlilikler belki iki kişi kalmak mümkün olsa çok daha uzun sürebilir. Ama her iki tarafın da ailesi işin içine girince, bir de çocuklar eklenince işler sarpa sarmakta gecikmez.

Peki bu bıçak sırtı durumda ne yapmalı?

Kadınlar, gelin kaynana ikilisi bu işi daha tehlikeli oynayabilir. Kaynana "Evlenmişler artık, elimden gelen desteği vereyim de oğlum mutlu olsun." bari diye düşünmez. Oğluna verdiği bunca senelik emeğinin heba olması olarak görür. Oğlu eninde sonunda zaten bu haspa ile mutsuz olacaktır, yol yakınken ayırmak için elinden geleni yapar.

Gelin ise dantel gibi, ince ince işler kocasını.

Erkeklerin tavrı bu konuda daha nettir aslında. Bir sıkıntı varsa kavga çıkartmakta beis yoktur. Damat kayınpeder kavgası diye bir şey pek dymuyoruz öyle değil  mi?

Öncelikle unutulmaması gereken şey evlenmiş bu iki kişinin artık bir AİLE olduğudur. 

İnsanlar kendi anne babalarını ASIL aileleri olarak kabul ettikleri sürece evliliklerinin yürümesi oldukça zor. Çocukları olmadan aile olmayı başaramamış insanların çocuklarına sağlıklı bir ortam sunabilmeleri de aynı oranda zor. 

Bu annenizi babanızı unutmak, onlara değer vermemek anlamına gelmiyor elbette. Ama her iki taraf da kendi ebeveynlerini kontrol altında tutmak zorunda. 

İlişkiler her zaman için saygı çerçevesinde yürümeli. Özellikle damat ve gelin eşlerinin ailesiyle kavgaya dönebilecek tartışmalara girmemeli. 

Eşler anne ve babalarını kendi iç işlerine karıştırmamalı. Eşinizle yaptığınız her tartışmayı anne, babanız bilmek zorunda değil. Hatta mümkün olduğu kadar son raddeye gelmeden ebeveynlerinize yansıtmayın. 

Doğrular veya yanlışlar ama hemen hemen bütün anne babalar evlatlarını sever ve iyi olmasını ister, bir başkasının kendi evladını üzüyor olması ise savaş boyalarını çıkartmaya yeter. Siz bugün tartışır yarına unutursunuz ama anneniz unutmaz. O yüzden anlatmayın. El oğlu / el kızı sizi üzüyor durumuna düşmesin. 

Nerede oturacağınız, çocukların hangi okula gideceği gibi konular sadece sizi ilgilendirir, unutmayın. 

Anne ve babalar damat veya gelini rencide etme, aşağılama, horlama gibi haklara sahip değildirler. Bu sıkıntıları ülkemizde genellikle gelinler yaşamaktadır. Haksızlığa uğradıkları yetmiyormuş gibi eşlerinden de bir destek göremezler. 

Oysa kadın rahat bırakılmak ister. Kendi kararlarını kendisi alabilmek ister. Bir gelin eğer kayınvalidesine kırılmışsa onu sürüye sürüye kayınvalidesinin yanına götürmek sorunları çözmek yerine iyice kötüleştirir. Bir erkeğin yapması gereken eşinin ailesi tarafından ezilmesine engel olmaktır. 

İnsanız hepimiz hata yapabiliriz, ancak ne eşinin ne de anne babasının hatasını herkesin ortasında konuşmak yakışık almaz.

Gelinlerimizin de unutmaması gerekenler var tabii. Bir insan her şeyi söyleyebilir ama saygı çerçevesinde kalmak şartıyla.

Beğenmediğiniz o kadın sizin sevdiğiniz adamı doğurdu. Evladının üstüne titredi bugüne kadar. Bırakın azıcık gönlü olsun, değer gördüğünü hissetsin. Siz kayınvalidenizi el üstünde tutarsanız aklı başında her damat da sizi el üstünde tutar. Aklı başında bir adam değilse zaten hızla uzaklaşın oradan :)

Burada kısa bir hikaye anlatmak istiyorum. Bir gelin kaynanasından o kadar çok çekiyormuş ki, sonunda bir hocaya gidip ondan kurtulmasını sağlayacak bir iksir istemiş. Hoca istediği iksiri hazırlamış, geline teslim etmeden önce uyarmayı ihmal etmemiş "Bu iksir neticesini 3-4 ayda gösterir. Her gün yemeklerine bir kaç damla damlat. Sen bu süre zarfında kaynanana o kadar iyi davranmalısın ki kimse senden şüphelenmesin."

Gelin iksiri alır eve gider, hocanın dediklerini harfiyen uygulamaya başlar. Her öğünde yemeklerine zehiri damlatır ama kaynanasını el üstünde tutar. Böyle 2-3 ay geçer ama gelin vicdan azabı duymaya başlamıştır yaptığından. Tekrar hocanın yolunu tutar.

"Hoca efendi ben çok pişmanım, vicdan azabından uyku uyuyamaz oldum. Yok mu bu işin bir geri dönüşü?" der ve ekler "Ayrıca kayınvaldem bana artık o kadar iyi davranıyor ki, ne yapacağımı bilemiyorum.".

Hoca efendi gülümser ve verdiği iksirin sadece su olduğunu söyler. Hocanın aslında bütün amacı gelinin kayınvalidesine iyi davranmasını sağlayarak ikisinin de inatlarını kırmaktır. 

Arada çok ümitsizliğe düştüğünüzde sorun kendinize "Haklı olmak mı, mutlu olmak mı?". Tabii ki her zaman bu kadar yüce gönüllü davranamayabiliriz ama her şeyi de kendimize tehdit olarak algılamaktan vazgeçmeliyiz. 

Ebeveynleriniz ile olan ilişkilerinizi eşinizle kıyaslamayın. Bayramlarda önce kimin annesine gidildi, kimle daha çok görüşüldü. Bunları bir dengeye oturtun tabii ki. Ancak ben öyle zamanlarımızı bilirim ki evden annelerimizi görmeye çıkıp eşim kendisininkine, ben de kendi anneme gittik. Vaktimiz kısıtlıydı ve her ikimiz de kendi annemiz ile vakit geçirmek istiyorduk ve bu gayet güzel bir çözümdü. 

Kayınvalidem bize kalmaya geldiğinde, ben işteyken evimin şeklinde değişiklikler yapmaya bayılır. Bunu bir kavga konusu yapabilmek çok mümkün ama gerek var mı?

Annem gidene kadar ev onun istediği gibi dursun. Ondan sonra da bakarım benim için gerçekten kullanışlı mı, estetik olarak aklıma yatmış mı. Beğendiysem öyle kalabilir yoksa değiştiririm. 

Ne eşinizi anne babanıza, ne de anne babanıza eşinizi ezdirmeyin. Hele de çocuklarınız varsa artık siz bir AİLEsiniz, aklınızdan çıkarmayın. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder