Red Sparrow daha önce fragmanını izlediğim ama unuttuğum filmlerden biriydi. Rus ajanı filmi olduğunu biliyordum. Dün bir arkadaşım gidelim diyince bayılarak atladım. Özellikle Putin'den sonra Rus ajanlarına karşı ilgim çok arttı. Adam biliyorsunuz ki eski bir Rus ajanı, üstelik de en iyilerden biri. Hatta şöyle bir bilgi vereyim, Putin'in herkesten sakladığı 2 tane kızı var, medya dahi bulamamış bunları. Bir kaç ay önce birisi açıklama yapmış "Putin'in kızlarından biri şu isimle şu balede çalışan kişidir." diye. Ancak ne hikmetse adam bir kaç gün sonra "Ben öyle bir şey demedim." diyerek inkar etmiş :)
Filmdeki başrolün de balerin olması ve hatta amcası olan zatın Putin'e olan benzerliği çok dikkat çekici.
Kendi değerlendirmelerimde daha detaya inmeden önce filmin konusu hakkında kısaca bilgi vereyim, öyle devam edelim.
Film Jason Matthews'ün aynı isimli romanından uyarlanmış. Peki kim bu Jason? CIA'in Operasyon Direktörlüğü'nden emekli olmuş bir zat. Filmin muhtemelen devamı da gelecek çünkü Palace of Treason ve The Cremlin's Candidate isimli 2 devam kitabı var Kızıl Serçe'nin. Filmin resmi fragmanını da aşağıda bulabilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=PmUL6wMpMWw
Dominika baş dansçı olarak kariyerini sürdürmekte, devletin ona sağladığı evde yaşamakta ve annesinin bakımını da yine devlet sağlamaktadır. Ancak gösteri esnasında geçirdiği bir kaza tüm hayatını değiştirecektir. Putin benzeri amca yardım etme ayağıyla ortaya çıkıp kızı bambaşka bir hayata sürükler.
Filmde oynayan bir tane bile Rus yok ama bütün mevzu Ruslar üzerine kurulu. Rusya'daki Ruslar'ın kendi aralarında İngilizce konuşuyor olmaları da ayrı bir mesele ama Rusça konuşuyor olsalar hiç bir şey anlamayacaktım. Ama Amerikan sineması genelde böyle ucuzluklar yapmazdı, anlayamadım.
Filme girdiğimde biraz izledikten sonra ilk düşündüğüm şey Amerikalılar'ın neden böyle bir film çektiğiydi. Ekşi Sözlük'teki yorumlara bakılırsa Rus ajanları korkunç, Amerikan ajanları daha humanist. Arkadaşlar ajanlardan bahsediyoruz. Benim bakış açıma göre Rus ajanları olması gerektiği gibiyken Amerikan ajanları her işi ellerine yüzlerine bulaştıran, profesyonellikten uzak tiplerdi. Memleketimi onlara emanet etmek istemezdim :)
Jennifer Lawrence'ın donukluğu bence iyiydi, bir ajan olarak poker face denen ifadesiz bir yüze sahip olması gerekiyordu. Vücudu çok iyiydi. Hiç bir şeyi olmayan 0 bedenlerden sonra iyi geldi. Son sevişme sahnesini ise çok kötü buldum. Çok ruhsuz, çok hissiz, adamla sevişir gibi değil de adamı vibratör olarak kullanır gibiydi.
Bu arada tabii ki Amerikan filmlerinin sürekli bizlere empoze ettiği aksiyon sahnelerinden uzak bir casus filmi. Beni en çok bu yanı vurdu, çok beğendim. Çünkü gerçek hayatta o Amerikan filmlerindeki gibi sahneler olmuyor pek. Ki kitabı da gerçek bir ajanın yazdığını göz önünde bulundurursak...
Amerikan ajanı Nathaniel Nash rolündeki Joel Edgerton rolünde Russell Crowe'yi veya nedense Patrick Swayze'yi (Allah rahmet eylesin) aradı gözlerim. Adamı sevemedim bir türlü.
Jeremy Irons her zaman çok sevdiğim oyunculardan biri olmuştur. Bir kenarda ağaç gibi dursa bile çok önemli değil, varlığı yetiyor benim için. Ama adamı gayet İngiliz İngilizcesi ile konuşturup Rus ajanı demek... Artık yönetmenin mi hatası casting'in mi bilemiyorum.
Annesi rolündeki Joely Richardson ve 4 numaralı okulun eğitimcisi rolündeki Charlotte Rampling rollerine güzel oturmuşlar. Ama bir gün hepimizin yaşlanacağını görmek biraz üzüyor insanı.
-- Buradan sonra filmin sonu ile ilgili öğrenmek istemeyeceğiniz bilgiler olabilir. Ama ben mutlaka izlenmesi gerek olarak işaretliyorum. 8/10 --
Film oldukça sert başlıyor. Özellikle Dominika'nın olanların bir kaza olmadığını öğrenmesiyle intikam alışı ve peşinden 4 numaralı okuldaki eğitim şekli. İlk yarının ortalarına gelmeden 3-4 kişi salonu terk etti. Film +18 olarak işaretlenmiş ve her ne kadar ilk yarı filmin daha pornografik olabileceğine dair işaretler verse de daha sonra filmin temposu düşüyor, cinsellik kadrajdan biraz çıkıyor. Filmin hatalarından biri 4 numaralı okuldaki eğitim sahnelerinin gerekli derinlikten uzak olmasıydı. Sanki bir seks okuluymuş gibi bir noktaya getiriyorlar.
Bir de mesela amcanın yeğenine olan "ilgisi"ni biraz dillerine dolamış yorum yapanlar, hani bizim ülkemizde olanları gördükten sonra adamın yine de herhangi bir kuralı ihlal etmediğini, yeğeninden gelen ufak açık kapı çekine rağmen olayı uzatmadığını görüyoruz.
Dominika film boyunca elini çok çok iyi oynuyor. Filmin sonuna kadar hangi tarafta olduğuna veya ne tarafa döneceğine karar veremiyorsunuz. Aaahhh tabii unutmadan söyleyim, Dominika kime benziyor? Nurgül Yeşilçay. Ve bence bizimki kesinlikle daha güzel ve bu rolü o oynasaydı diye düşünmeden de edemedim.
Film kesinlikle süpriz bir sona sahip. Son 15 dakikasını falan neredeyse ayakta izleyecektik. İşkence sahneleri son derece basit ama yeterince etkili. Kesinlikle tavsiye ediyorum.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder