Bugün Instagram'da Psikolog İpek Gökozan'ın bir paylaşımını gördüm. Aşağda paylaşıyorum;
Ayşe Hanım 6 yaşındaki oğlu için diyor ki:
- Ne yalan söyleyeyim; oğlum çok yavaş yediği için onu hala ben yediriyorum.
- Aslında ayakkabılarını bağlayabilir ama kapıdan çıkarken acelemiz oluyor eğilip ben bağlıyorum.
- Kendi yatağında uyumuyor, ben de açıkçası yorgun oluyorum ve yanıma alıyorum.
Adaşım "Çocuğunuzun hayatını küçükken ne kadar kolaylaştırırsanız, büyüyünce onu o kadar zor bir hayat bekler." yazarak paylaşmış.
Ve altta ilk gördüğüm yorum;
"Dünya Sağlık Örgütü annelerin bu tür davranışlarını çocuk istismarı olarak kabul ediyor."
Türk annesi belki de en fedakar annelerden biri. Evladından hiç bir şeyi esirgemez, onun için elinden gelen her şeyi yapmaya hazırdır.
Benim annem de onlardan biridir. 36 yaşında doğurduğu tek çocuğu benim. Haliyle çok kolay bir hayatım olduğunu söyleyemeyeceğim. Çok endişeli bir kadın üstelik benim annem. Haliyle benim eve 10 dakika geç kalmam bile tüm dünyanın başına yıkılması için yeterliydi. Benim en büyük avantajım annemin çalışan bir kadın olmasıydı ve bana her zaman kadının ekonomik özgürlüğünün olması gerektiğini söyleyerek büyüttü beni.
Geleneksel, evde oturan Türk annesi benimkinden daha da zor. Evet fedakarlıkta pek bir sınır tanımazlar, gecenin üçünde börek açmasını isteseniz açar. 20 yaşına gelmiş oğlunun ayağına hala su getirir. Ama bunun ne kadarını aslında gerçekten çocuğu için yapar? Ya da karşılığında ne bekler?
Öncelikle bütün bu hizmetlerin acısı ileriki yaşlarında çocuğundan çıkar. Mesela; annem mutfakta çok becerikli ve çok titiz bir kadındır. Gençlik dönemimde bir kaç kez mutfağa girmek istediğimde "Aman sen ortalığı dağıtırsın şimdi, ne istiyorsan söyle ben yapayım." demiştir.
Netice mi? 27 yaşında sevgilimle ayrı eve çıktığımda çay demlemeyi bile bilmeyen, hayatında makarna bile yapmamış bir insandım. Öğrenmesi çok zor oldu, o zamanki sevgilim, şimdiki eşimle en büyük tartışmalarımızı bu yüzden yaşadık.
Anne verdiği hizmetlerle, saçını süpürge ettiğinin, kendi hayatını çocukları için yaşamadığının altını sürekli çizerken kendine bağımlı çocuklar yetiştirir.
Aslında (genellikle) severek değil de aile baskısıyla, zorlamayla, mecburiyetle evlendiği adamdan alamadığı, yaşayamadığı sevgiyi kendince çok daha garantili bir yere yani çocuklarına kanalize eder.
Çocuğunun hayatından hiç elini çekmez. Evlenecek çocuğunun nerede oturacağına karışır. Çocuğu evlenip çocuk sahibi olsa dahi kararları için annesinin onayını alması gerekir ki bu kimi zaman saçına herhangi bir şey yaptırmak kadar basit bir şey bile olabilir.
Neden genelde bizdeki evlilikler mutsuzdur? Çünkü gelin ve damat evlenip AİLE olamaz çünkü onların bir zaten bir ailesi var; annesi ve babası.
30 hatta 40 yaşına gelmiş evladının ayrı eve çıkmasını bile asla istemez. Sorumluluk almayı öğrenmesi gerektiğini düşünmez.
50 yaşına da gelse çocuğu "Üzerine bir şey al, üşeyeceksin." demeyi asla ihmal etmez çünkü çocuğu üşüdüğünü bile anlayamayacak kadar salaktır.
Sevgili anneler, anneanneler, babaanneler... Çocuğunuza yaptığınız her gereksiz yardım onun hayatına bir sorun olarak dönecektir. Bilir misiniz ki yumurtadan çıkmaya çalışan bir kuşa yardım ederseniz kanatları gelişemez ve hayatı boyunca uçamaz. Bağımlı değil, sizi seven çocuklar yetiştirin.







