6 Ağustos 2014 Çarşamba

İÇİNDE YAŞADIĞIM DERİ – THE SKIN I LIVE IN



Uzun zamandır pek film izlemiyorum, izleyemiyorum. Neden? Çünkü daha isminden sonu belli olan filmleri sevmiyorum. Bilmem Ne Fırtına, Canavar Timsahlar vs gibi... Bütün dünya büyük bir X tehdidi ile karşı karşıyadır, birileri (%99 Amerikalılar) insanlığı kurtarmak üzere çalışır, çabalar veeee mutlu sooonnnn... Çok bilim kurgu da sarmıyor beni, gerçek olması mümkün olmayan şeyler... Korku filmi çok severim. Ama orada da artık o kadar çok teknoloji kullanıyorlar ki bütün heyecanı kaçıyor. Ama neyse ki son yıllarda Türk korku filmlerini oldukça başarılı buluyorum.

Seyredeceğim film beni şaşırtmalı, söylenmemiş, tahmin edilemez bir şeyler söylemeli.

İçinde Yaşadığım Ten’i aslında geçen sene seyretmeye niyetlenmiştim ancak ilk beş dakikasından sonra bir şeyler oldu ve o gün seyredemedim. Sonra da unuttum.

Ne büyük hata yapmışımmmm...

Geçen akşam seyrettim sonunda. Şaşırdım, etkilendim, hatta şoke oldum.
Filmin bir bütünlüğü var ancak flash back’lerle, hangi zamanda olduğunu sana biraz unutturarak kurgulanmış. Cinsellik rahatça kullanılmış. Avrupa filmlerine özgü hafif bir karanlık ve garip aile ilişkileri hikayeyi sarmış. Ancak ilk on dakikadan sonra hiç sıkılmadan izleniyor.

IMBD notu 7,6 ancak bence çok daha fazlasını hak ediyor. (  http://www.imdb.com/title/tt1189073/ )
Öncelikle size fragmanının linkini vereyim;  http://www.youtube.com/watch?v=EolQSTTTpI4  

Eğer seyretmeyi düşünüyorsanız yazının bundan sonrasını okumayın çünkü şimdi seyretmeyecek olanlar için filmi anlatmaya başlıyorum, sonu dahil :)

Bir araba kazasında yanarak ölmekten son anda kurtulan eşini yanıklardan oluşan görüntüden kurtarmak için yeni bir deri yaratmak üzerine çalışmalar yapan estetik cerrahı Dr Robert Ledgard (Antonio Banderas) on iki yıl boyunca evindeki laboratuvarında çalışmaya devam eder ve domuz-insan kanı karışımıyla elde ettiği bir deri üretir. Ancak bilim dünyası insanoğlu hariç herşeyin dna’sı ile oynamakta ancak etik olarak insanınki ile oynanmasına karşı çıkmaktadır.

Doktor evinde bazı hastalara bakmakta ve gizli ameliyatlar da yapar. Senelerdir kendisi ile birlikte çalışan Marilla adında bir kadın var. Bu kadının oğlu şehirdeki bir festival nedeniyle kaplan kılığında eve gelir. Annesi içeri almak istemez, çünkü oğlu manyağın tekidir ve aranmaktadır. Ancak adam yine de içeri girer ve izleme ekranlarından evde bakılan hastalardan Vera’yı görür. Vera çok güzel bir kadın bu arada. Annesini esir alıp, Vera’ya tecevüz ederken doktor gelip adamı öldürür ve cesedi yok eder.

Marilla hikayeyi Vera’ya anlatır. Aslında Doktor ve manyak oğlu kardeştir. Marilla hizmetçilik yaptığı evin beyinden doktor olan oğlunu doğurur, aile çocuğu kadının elinden alır ancak bakıcısı olarak yanında kalmasına izin verir. Diğer oğlu ise öylesine bir ilişkiden dünyaya gelir ve çoğu zamanını annesinden uzakta geçirir. Seneler sonra bir araya geldiklerinde doktorun eşi bu manyak adamla ilişki yaşamaya başlar. Birlikte kaçmaya karar verirler. Ancak bu sırada bir kaza geçirirler ve kadın feci şekilde yanar.

Doktor eşine olan sevgisinden herşeyi içine gömer ve kadını iyileştirmek için çalışmalar yapar. Evdeki bütün aynaları kaldırırlar. Ancak karısı bir gün pencerenin camında kendi yansımasını görür ve camdan atlayarak intihar eder. Küçük kızları da buna şahit olur ve psikolojisi bozulur.

Daha sonra doktor kızıyla bir partiye katılıyor. Orada kızı Vicente isimli bir gençten hoşlanıyor ve birlikte bahçeye çıkıyorlar. Vicente uyuşturucu hapların etkisindeyken kızla bahçede biraz sevişiyorlar. Ancak kız vazgeçiyor, bağırmaya çalışırken çocuk kıza bir tokat atıyor, kız bayılınca da kaçıyor. Ancak kaçarken doktor onu görüyor.

Evdeki hasta kadın ise doktora ilgili davranır ama tam bir karşılık görememesine rağmen doktorun kameralardan kendisini izlediğini bilir.
Bu arada doktorun kızı yaşamış olduğu bu taciz olayını atlatamaz ve annesi gibi intihar edince doktor Vicente’yi kaçırır ve sığınak gibi bir yerde tutar. İşkence yapmaz ama gitmesine de izin vermez. Derken Vicente’yi ameliyat masasına yatırır ve Vicente kalktığında erkek değil, vajinası olan bir kadındır artık.

Olay flashback’lerle geliştiği için her şey tam yerli yerine oturmuyor bir türlü diye düşünürken anlıyoruz ki evdeki hasta kadın aslında Vicente.
Sonunda doktorla da birlikte olur ancak onu ve annesini öldürerek kaçar ve eski hayatına geri döner, ne kadar kendisi olabilecekse...

Filmin karışık yapısı olayların oldukça geç çözülmesine sebep oluyor ancak çok daha etkileyici bir hale getirmiş tabii ki. Evdeki kadının Vicente olduğunu anlamak çok büyük bir şoktu. İntikam soğuk yenen bir yemektir lafını severim ancak sanırım şunu da unutmamak lazım her intikam sonunda dönüp sahibini bir şekilde vuruyor sanırım. Yine de seyrettiğim en garip, şoke edici ve etkileyici filmlerden biriydi.


Almodovar’ın diğer filmlerini de seyredeceğim. Bu kadar şoke edici olan olursa haberiniz olur :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder