27 Ağustos 2014 Çarşamba

BİR HIZLI TREN MACERASI

İstanbul – Ankara hızlı trenimiz açıldı malum. Teyzem de Eskişehir’de ve rahatsız olduğu için annemle gidelim dedik. Buyrun maceramıza...

İlk problemi biletleri alırken yaşadık. Pazartesi günü Cuma’ya gidiş bileti almak için internet sitelerine girmemle başladı. Çünkü Cuma gidebiliyorduk ama Cumartesi dönemiyorduk, sefer yok gözüküyordu. Bir iki uğraştım sonra call center’ı aramaya karar verdim. O biletler henüz satışa çıkmadı dediler. Çarşamba’ya geldik biletler hala satışa çıkmadı. Ve haliyle o hafta gidemedik.
Bir sonraki hafta Pazartesi, yine aynı senaryo. Gidişiniz olsun, dönüşünüz olmasın diyor hızlı tren bize. Çarşamba – Perşembe gibi satışa çıkıyormuş dönüş biletleri. Neden??? Sistem böyle. Hani ING Bankası’nın reklamı var ya “Mantık yok, sistem var...” diye, hahhh aynen öyle. Dedim ki bari yer ayırtayım Cuma için, dönüş de satışa çıktığında alırım.

O kadar kolay sanıyorsunuz dimiii... Aslaaa... Gidişleri rezerve ettim, Çarşamba öğleden sonra dönüş biletleri de açıldı, süper. Aradım hemen call center’ı, rezervasyonlu biletleri internet üzerinden alamıyormuşuz, gişeden almamız lazımmış. Gişe nerede? Pendik. Ben neredeyim? Sarıyer!!!

O biletin iptal olmasını bekledim. Bu arada 4 farklı bilet tipi var, ekonomi, ekonomi +, business, business +. Ama hangisinin neleri içerdiğine dair internette bir bilgi yok. Bu noktaya kadar yaşadıklarımı da göz önünde bulundurarak call center’dan tek seferde alayım bileti dedim. Perşembe sabah ofise geldim ve aradım, rezervasyonu yapıyoruz, görevli tam beni kredi kartı numaramı girmek üzere sisteme aktarıyor, hooop “Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’na hoşgeldiniz, rezervasyon için bire...” başa dönüyoruz. Tam 3 kere. Ve her seferinde bütün rezervasyonu baştan yaptırmam gerekiyor. Üçüncüden sonra sistemde bir arıza olduğuna ve bileti bu şekilde alamayacağıma yada bu yolda kafayı sıyıracağıma karar verip vazgeçtim. Döndüm yine internete. Neyse, uzatmayacağım, 2 seferde alabildim bileti.

Bakın sayfanın yarısını geçtik, biletleri daha yeni alabildim.

Neyse olay günü annemi aldık, Pendik’e vardık. İstasyon neresi? Hiç bir ibare yok ki... 1-2 kişiye sorduk, güç bela bir giriş bulabildik. Metrolarda daha çok ibare var, salak olsan kaçıramazsın. Trende saldım çayıra, Mevlam kayıra olmuş. İndik aşağı yine sora sora, el yardımı ile bir yere geldik. Biraz bekledik, geçiş açıldı. Bir merdivenler inmiştik, diğer taraftan da yukarı rayların oraya çıktık. Ama nerede duracağımıza dair en ufak bir işaret yok. Bizimki 7.vagon. Eski tren istasyonları daha düzgündü vallahi.

Tam o sırada tren geldi, pardon hızlı tren geldi. Görüntü güzel. Vagon sayılarını takip ettik, bizimki 7 ya, 6’da vagonlar bitti. Haydaaaa... Meğerse 7.vagon sonradan eklenmiş. Onu da en öne eklemişler, aslında 1. vagonmuşuz yani.

İçi falan gayet düzgün. Koltuklar büyük, baba koltuklarına benziyor, ama çok rahat ettiğimi söyleyemeyeceğim. Koltuklarda ekran da var, o iyiydi, ancak seyredecek bir şey bulamadım ben 4 kanal arasında.

Bu arada arkamızda 3 tane AKP’li birileri oturuyorlardı. Bütün yol boyunca iş takibi yaptılar. Bir de bakan aradı, tabii trendeyiz sürekli kesiliyor telefon. Birisinin sınav sonucuna müdahale etmeye çalışıyorlardı sanırım. Bu adamlar öğretim üyesi falandı. Bütün yol boyunca arkamızda AKP seçim bürosu gibi çalışıp bizim kısımda oturan herkesi deli ettiler.

Hız kısmına gelince, ekranlarda sürekli kaç kilometre hızla gittiğimiz yazdığından rahatlıkla takip edebildik. Eskişehir’e yaklaşırken 2 kere 255km’ye çıktı tren. Onun dışında 80-100km civarı gidiyordu. Gerçi Türkiye’de çok da hızlı olmasına gerek yok bence, insanın başına ne gelir belli değil çünkü.

İndikten sonra da nereden çıkacağımıza dair herhangi bir işaret bulamadık, aynı şekilde dönerken de herkes birbirine soruyordu. Bir kaybolmuşluk haliydi ki sormayın. Dönüşte tabii bir de şu handikap vardı; İstanbul’dan binerken trenin ilk durağı olduğu için kısa sürede binmek zorunda değildik. Ancak Eskişehir’de Ankara’dan gelecek olan trene bineceğimiz için çok hızlı olmak zorundaydık. Ki koşmak zorunda kaldık, çünkü yine olmayan 7. Vagonu arıyorduk.

İnerken, pusette bir bebeği, elinde bir çocuğu ve bir de bavulu olan genç bir kadına yardım ettik. Asansörü kapatmışlar, halbuki çalışıyor. Oradaki görevlilere rica minnet açtırdık asansörü. Ancak daha binmeye çalışırken kapıları kapatmaya kalktı asansör. Durduk. Annem, kadın ve çocukları bindi, kapılar kapandı ve gitti asansör... Ben kaldım orada. Neyse geldiler tekrar, bindim. Bu seferde aşağı indik açılmadı.


Yani kısacası, cumhurbaşkanlığı seçimine yetiştirmek üzere kalan küçük tefek işleri tamamlamadan açmışlar. Okyanusu aşıp, çayda boğulmuşlar. 2 haftada değişen bir şey olmuş mudur bilemiyorum. Sinir sisteminiz sağlamsa rahat bir yolculuk yapabilirsiniz :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder