İstanbul
– Ankara hızlı trenimiz açıldı malum. Teyzem de Eskişehir’de ve rahatsız olduğu
için annemle gidelim dedik. Buyrun maceramıza...
İlk
problemi biletleri alırken yaşadık. Pazartesi günü Cuma’ya gidiş bileti almak
için internet sitelerine girmemle başladı. Çünkü Cuma gidebiliyorduk ama
Cumartesi dönemiyorduk, sefer yok gözüküyordu. Bir iki uğraştım sonra call
center’ı aramaya karar verdim. O biletler henüz satışa çıkmadı dediler.
Çarşamba’ya geldik biletler hala satışa çıkmadı. Ve haliyle o hafta gidemedik.
Bir
sonraki hafta Pazartesi, yine aynı senaryo. Gidişiniz olsun, dönüşünüz olmasın
diyor hızlı tren bize. Çarşamba – Perşembe gibi satışa çıkıyormuş dönüş
biletleri. Neden??? Sistem böyle. Hani ING Bankası’nın reklamı var ya “Mantık
yok, sistem var...” diye, hahhh aynen öyle. Dedim ki bari yer ayırtayım Cuma
için, dönüş de satışa çıktığında alırım.
O
kadar kolay sanıyorsunuz dimiii... Aslaaa... Gidişleri rezerve ettim, Çarşamba
öğleden sonra dönüş biletleri de açıldı, süper. Aradım hemen call center’ı,
rezervasyonlu biletleri internet üzerinden alamıyormuşuz, gişeden almamız
lazımmış. Gişe nerede? Pendik. Ben neredeyim? Sarıyer!!!
O
biletin iptal olmasını bekledim. Bu arada 4 farklı bilet tipi var, ekonomi,
ekonomi +, business, business +. Ama hangisinin neleri içerdiğine dair
internette bir bilgi yok. Bu noktaya kadar yaşadıklarımı da göz önünde
bulundurarak call center’dan tek seferde alayım bileti dedim. Perşembe sabah
ofise geldim ve aradım, rezervasyonu yapıyoruz, görevli tam beni kredi kartı
numaramı girmek üzere sisteme aktarıyor, hooop “Türkiye Cumhuriyeti Devlet
Demiryolları’na hoşgeldiniz, rezervasyon için bire...” başa dönüyoruz. Tam 3
kere. Ve her seferinde bütün rezervasyonu baştan yaptırmam gerekiyor. Üçüncüden
sonra sistemde bir arıza olduğuna ve bileti bu şekilde alamayacağıma yada bu
yolda kafayı sıyıracağıma karar verip vazgeçtim. Döndüm yine internete. Neyse,
uzatmayacağım, 2 seferde alabildim bileti.
Bakın
sayfanın yarısını geçtik, biletleri daha yeni alabildim.
Neyse
olay günü annemi aldık, Pendik’e vardık. İstasyon neresi? Hiç bir ibare yok
ki... 1-2 kişiye sorduk, güç bela bir giriş bulabildik. Metrolarda daha çok
ibare var, salak olsan kaçıramazsın. Trende saldım çayıra, Mevlam kayıra olmuş.
İndik aşağı yine sora sora, el yardımı ile bir yere geldik. Biraz bekledik, geçiş
açıldı. Bir merdivenler inmiştik, diğer taraftan da yukarı rayların oraya
çıktık. Ama nerede duracağımıza dair en ufak bir işaret yok. Bizimki 7.vagon.
Eski tren istasyonları daha düzgündü vallahi.
Tam
o sırada tren geldi, pardon hızlı tren geldi. Görüntü güzel. Vagon sayılarını
takip ettik, bizimki 7 ya, 6’da vagonlar bitti. Haydaaaa... Meğerse 7.vagon
sonradan eklenmiş. Onu da en öne eklemişler, aslında 1. vagonmuşuz yani.
İçi
falan gayet düzgün. Koltuklar büyük, baba koltuklarına benziyor, ama çok rahat
ettiğimi söyleyemeyeceğim. Koltuklarda ekran da var, o iyiydi, ancak seyredecek
bir şey bulamadım ben 4 kanal arasında.
Bu
arada arkamızda 3 tane AKP’li birileri oturuyorlardı. Bütün yol boyunca iş
takibi yaptılar. Bir de bakan aradı, tabii trendeyiz sürekli kesiliyor telefon.
Birisinin sınav sonucuna müdahale etmeye çalışıyorlardı sanırım. Bu adamlar
öğretim üyesi falandı. Bütün yol boyunca arkamızda AKP seçim bürosu gibi
çalışıp bizim kısımda oturan herkesi deli ettiler.
Hız
kısmına gelince, ekranlarda sürekli kaç kilometre hızla gittiğimiz yazdığından
rahatlıkla takip edebildik. Eskişehir’e yaklaşırken 2 kere 255km’ye çıktı tren.
Onun dışında 80-100km civarı gidiyordu. Gerçi Türkiye’de çok da hızlı olmasına
gerek yok bence, insanın başına ne gelir belli değil çünkü.
İndikten
sonra da nereden çıkacağımıza dair herhangi bir işaret bulamadık, aynı şekilde
dönerken de herkes birbirine soruyordu. Bir kaybolmuşluk haliydi ki sormayın.
Dönüşte tabii bir de şu handikap vardı; İstanbul’dan binerken trenin ilk durağı
olduğu için kısa sürede binmek zorunda değildik. Ancak Eskişehir’de Ankara’dan
gelecek olan trene bineceğimiz için çok hızlı olmak zorundaydık. Ki koşmak
zorunda kaldık, çünkü yine olmayan 7. Vagonu arıyorduk.
İnerken,
pusette bir bebeği, elinde bir çocuğu ve bir de bavulu olan genç bir kadına yardım
ettik. Asansörü kapatmışlar, halbuki çalışıyor. Oradaki görevlilere rica minnet
açtırdık asansörü. Ancak daha binmeye çalışırken kapıları kapatmaya kalktı
asansör. Durduk. Annem, kadın ve çocukları bindi, kapılar kapandı ve gitti asansör...
Ben kaldım orada. Neyse geldiler tekrar, bindim. Bu seferde aşağı indik
açılmadı.
Yani
kısacası, cumhurbaşkanlığı seçimine yetiştirmek üzere kalan küçük tefek işleri
tamamlamadan açmışlar. Okyanusu aşıp, çayda boğulmuşlar. 2 haftada değişen bir
şey olmuş mudur bilemiyorum. Sinir sisteminiz sağlamsa rahat bir yolculuk yapabilirsiniz :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder