Şeytan ve Şair’i okumaya büyük
bir hevesle başlamıştım. Çünkü arka kapak yazısı beni girdap gibi içine
çekmişti.
“.....
Shakespeare, gerçekten bir dâhi
mi, yoksa bir sahtekâr mıydı?
.....
John Underwood'un usta kaleminden
çıkan Şeytan ve Şair, gerçek belgelere dayandırılmış, ezber bozan bir roman.”
Özellikle gerçek(lere) belgelere dayandırılmış
olması beni artık kitaplarda en çok çeken kısmı oluyor. Ancak kitap hakkındaki
yorumlarıma gelmeden önce yazarımız John Underwood’dan bahsetmek istiyorum
biraz. Yazarın Gerçek adı Gene Ayres, ancak hem E.C Ayres adıyla hem de John
Underwood adıyla romanları yayınlanmaktadır. Yaratıcı yazarlık diploması
aldıktan sonra diziler yazıp, yapımcılık yapmıştır. Kendisi ile ilgili
bulabildiğim en net bilgiler başka bir blog sahibine ait. Emeğe saygı açısından
yazar ile ilgili daha fazla bilgi almak isteyenlerin aşağıdaki linki ziyaret
etmesini rica ederim.
Kitaba gelince... Dan Brown tarzı
bir roman olmuş, en öncelikle söylenmesi gereken şey bu. Çok da dikkat çekici
bir konu bulmuş bence. Ancak bir şekilde ben bir türlü romanın heyecanını yakalayamadım.
Bahse konu tarihi kişilerin bir çoğu hakkında bilgi sahibi olmamam mı, aşkın
kitabın taa sonlarında kendini bir gösterip kaybolması mı, yoksa çok fazla Dan
Brown taklidi gibi kalması etkiledi beni bilemiyorum. Ama bu kitabı normalde 5
günde bitirecekken 12 günde falan, ite kaka bitirebildim ancak.
Kitap tam 600 sayfa ama 400 – 450
civarında olsa belki daha iyi olabilirmiş. Ayrıca kitapta bence mantık hataları
veya hadi günümüz Türkiye’sinin sözleriyle söyleyim “hayatın akışına uygun” olmayan
durumlar vardı. Peşlerinde bir çok kişi olmasına rağmen halen büyük bir
rahatlıkla herkesin bildiği otellerinde kalmaya devam etmeleri, ellerini
kollarını sallaya salllaya gezmeleri mantık hatalarından biriydi bence. Çünkü
hiç bir baba bu kitaptaki şartlar altında kızını tehliye atmamak için aynı
otelde kalmaya devam etmezdi bence.
Kitabı bitirdiğimde Shakespeare
hakkındaki fikrim neydi peki? Dediğim gibi kitap gerçek belgeler üzerine kurgulanmış
bir roman. Daha da ilginci orjinal dili İngilizce olmasına rağmen kitabın ne
İngiltere’de ne Amerika’da hala basılmamış olması. Bence bu gerçekler kitaptan
daha heyecan verici. İngiltere halen Shakespeare turizmi üzerinden inanılmaz
paralar kazanıyor. Ki burada aklıma babamın bundan belki 20 yıl önce söylemiş
olduğu bir cümle geliyor “İleride sadece tek bir –izm kalacak, turizm”. Netice
olarak artık aslında Shakespeare yerine ilgilenmemiz gereken kişinin bir başkası olduğuna inanıyorum. Çok
şaşırmadığımı da eklemem gerekiyor. Hristiyanlık ve klise tarihinin benzeri bir
çok pazarlama dehası ortaya koyduğu yer olduğunu çok net görebiliyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder