12 Aralık 2013 Perşembe

DÖNÜŞ – AYŞE KULİN


Gizli Anların Yolcusu ile başlayan serüven üçüncü kitap olan Dönüş’ü de bitirmemle sanıyorum 10 günde sonlandı. Çok akıcı ve çok hızlı okunabilen bir seriydi. Tam bir hesaplaşma ve bence diğer seri kitapların tümünden farklı olarak aynı olayı herkesin açısından önümüze sermesi ile tam bir tatmin duygusu yarattı bende.

İlk kitapta olayı İlhami’nin gözünden okuduk, olaylara hakim olduk. İkinci kitapta Bora’nın tarafına geçtik. Gizli kalmış yönlerini ve geçmişini öğrendik. Üçüncü kitap ise olayın en dışında gibi gözüken ama aslında hem İlhami’nin kızı olarak her şeyin tam ortasında yer alan, hem de Bora’nın hayatında bir genç kız olarak kendine yer bulmaya çalışan Derya’nın gözünden olayları görüyoruz.

Derya olaylar patladığı anda annesi tarafından Londra’ya neredeyse sürüklenmiş ve babasının kendilerini terk ettiğini, eski ortağı Handan ile kendine yeni bir hayat kurmak üzere uzaklaştığını öğrenmiştir annesinden. Kardeşini de kaybetmiş olan Derya babası tarafından terk edilmeyi çok zor atlatır, bir çocuk böyle bir travmayı ne kadar atlatabilirse... Annesi ise bu arada yeniden evlenmiş ve kendine yeni bir hayat kurmaya çabalamaktadır. Annesi Singapur’dayken Derya tamamen tesadüf eseri ayrıldıktan sonra babasının annesine gönderdiği mektuplarını bulur ve aslında kendisini asla terk etmediğini, ulaşmak için çok uğraştığını öğrenir. Elindeki tüm imkanları zorlamasına rağmen babasını bulamamıştır daha önce. Ama bu sefer ulaşır sonunda. Ve tam bir yüzleşme süreci başlar.

Bu yüzleşme aslında sadece Derya’nın babası ile yüzleşmesi değildir. İlişkileriyle, annesiyle ve hepsinden önemlisi kendisi ile bir yüzleşmedir bu. Bence bu tür kitapların aslında en iyi tarafı bizim kendimizle de yüzleşmemizi sağlaması. Derya zaten sürekli yurtdışında okuduğundan gaylere yaklaşımı çok daha dostça, ona göre garip bir durum değil bu. Gayet kabul edilebilir. Ancak olay kendi başına geldiğinde, kendi yakın çevresinden birisinde bu durumla karşılaştığında verdiği tepkiler aslında hepimize kendi bakış açılarımızı yeniden düzenlemek açısından örnek oluşturacak nitelikte. Tabii ki genç bir kızın aşık olduğu adamın aslında babasının sevgilisi olduğunu anlaması çok travmatik bir durum.

Bu arada Hakan diye birisiyle tanışır. Seriye bir kitap daha eklenecek olsa sanırım bu da Hakan ile ilgili bir kitap olurdu. Ama tabii okurken ara ara kararsız da kaldım, acaba Derya’ya mı yoksa babasına mı yakın olmaya çalışıyor acaba bu Hakan diye.


Ben bu kitapta ilk kitaba göre çok daha fazla duygusal derinlik buldum. İlhami’nin inzivaya çekilmiş olması, annenin kendi içinde yaşadığı, kızına aktarmamak için uğraştığı, bir hiç yüzünden gibi gözüken patlamaları ve bunların arkasında yatan sebepler, Derya’nın ilişki kurmakta zorlanması... Gerçi hayat da böyle değil mi? Önce birisini tanırsın biraz, sonra onun hakkında daha fazla bilgi edinirsin ve sonunda artık onun ile ilgili yorumlar yapabilecek, psikolojisini tahlil edebilecek duruma gelirsin. İnsanların ortaya koyduğu sert tepkilerin arkasında aslında ne korkular, ne travmalar, ne kötü olaylar olduğunu görmek açısından da iyi bir örnek. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder