Gizli Anların Yolcusu ile
başlayan serüven üçüncü kitap olan Dönüş’ü de bitirmemle sanıyorum 10 günde
sonlandı. Çok akıcı ve çok hızlı okunabilen bir seriydi. Tam bir hesaplaşma ve
bence diğer seri kitapların tümünden farklı olarak aynı olayı herkesin
açısından önümüze sermesi ile tam bir tatmin duygusu yarattı bende.
İlk kitapta olayı İlhami’nin
gözünden okuduk, olaylara hakim olduk. İkinci kitapta Bora’nın tarafına geçtik.
Gizli kalmış yönlerini ve geçmişini öğrendik. Üçüncü kitap ise olayın en
dışında gibi gözüken ama aslında hem İlhami’nin kızı olarak her şeyin tam
ortasında yer alan, hem de Bora’nın hayatında bir genç kız olarak kendine yer
bulmaya çalışan Derya’nın gözünden olayları görüyoruz.
Derya olaylar patladığı anda annesi
tarafından Londra’ya neredeyse sürüklenmiş ve babasının kendilerini terk
ettiğini, eski ortağı Handan ile kendine yeni bir hayat kurmak üzere
uzaklaştığını öğrenmiştir annesinden. Kardeşini de kaybetmiş olan Derya babası
tarafından terk edilmeyi çok zor atlatır, bir çocuk böyle bir travmayı ne kadar
atlatabilirse... Annesi ise bu arada yeniden evlenmiş ve kendine yeni bir hayat
kurmaya çabalamaktadır. Annesi Singapur’dayken Derya tamamen tesadüf eseri ayrıldıktan
sonra babasının annesine gönderdiği mektuplarını bulur ve aslında kendisini
asla terk etmediğini, ulaşmak için çok uğraştığını öğrenir. Elindeki tüm
imkanları zorlamasına rağmen babasını bulamamıştır daha önce. Ama bu sefer ulaşır
sonunda. Ve tam bir yüzleşme süreci başlar.
Bu yüzleşme aslında sadece
Derya’nın babası ile yüzleşmesi değildir. İlişkileriyle, annesiyle ve hepsinden
önemlisi kendisi ile bir yüzleşmedir bu. Bence bu tür kitapların aslında en iyi
tarafı bizim kendimizle de yüzleşmemizi sağlaması. Derya zaten sürekli
yurtdışında okuduğundan gaylere yaklaşımı çok daha dostça, ona göre garip bir
durum değil bu. Gayet kabul edilebilir. Ancak olay kendi başına geldiğinde,
kendi yakın çevresinden birisinde bu durumla karşılaştığında verdiği tepkiler
aslında hepimize kendi bakış açılarımızı yeniden düzenlemek açısından örnek
oluşturacak nitelikte. Tabii ki genç bir kızın aşık olduğu adamın aslında
babasının sevgilisi olduğunu anlaması çok travmatik bir durum.
Bu arada Hakan diye birisiyle
tanışır. Seriye bir kitap daha eklenecek olsa sanırım bu da Hakan ile ilgili
bir kitap olurdu. Ama tabii okurken ara ara kararsız da kaldım, acaba Derya’ya
mı yoksa babasına mı yakın olmaya çalışıyor acaba bu Hakan diye.
Ben bu kitapta ilk kitaba göre
çok daha fazla duygusal derinlik buldum. İlhami’nin inzivaya çekilmiş olması,
annenin kendi içinde yaşadığı, kızına aktarmamak için uğraştığı, bir hiç
yüzünden gibi gözüken patlamaları ve bunların arkasında yatan sebepler,
Derya’nın ilişki kurmakta zorlanması... Gerçi hayat da böyle değil mi? Önce
birisini tanırsın biraz, sonra onun hakkında daha fazla bilgi edinirsin ve
sonunda artık onun ile ilgili yorumlar yapabilecek, psikolojisini tahlil
edebilecek duruma gelirsin. İnsanların ortaya koyduğu sert tepkilerin arkasında
aslında ne korkular, ne travmalar, ne kötü olaylar olduğunu görmek açısından da
iyi bir örnek.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder