24 Nisan 2013 Çarşamba

Tılsım


Tılsım - Bram Stoker

1800'lü yıllarda yaşamış ve yazmış olduğu Dracula kitabı ile hepimizin korku dünyasında bir yer edinmiş olan yazar Bram Stoker'ın 5 kitabından biri Tılsım. O kadar gerçekçi ve olası bir şekilde yazmıştır ki bugün hala vampir serileri en çok satanlar listelerinin en üstlerinde kendilerinde rahatlıkla yer bulabiliyor. Bir çoğumuzun yarasalardan korkmasının sebebidir bu adam yahu :)

Tılsım bir vampir hikayesi değil ama yine benzeri bir şekilde bir çoğumuzun Mısır ve Piramit'lerine farklı bir şekilde bakmasına neden olan kitapların temeli sanıyorum. Yeniden dirilişler, açıklanamayan ölümler ve yaralanmalar, tabii ki kediler, genç bir kadın ve babası... Onlara yardımcı olmaya çalışan, hem bu kaosun ortasında sağlam durmaya çalışan, hem de etkilenmiş olduğu genç kadını korumaya çalışan Malcolm Ross. Kovalanan tarihler, belirli bir güne yetişmek üzere garip yerlere yapılan geziler... Arka fondaki müziği duyup gerildiniz mi?

Piramit'lerin esrarı sanırım bir çoğumuzu kuşatmaya devam edecek, özellikle böyle kitaplar olduğu sürece :)

Şahitler Kulubü


Şahitler Kulubü - Tami Hoag

Tami Hoag bu işi biliyor demekten başka bir şey gelmiyor elimden. Çok fazla kitabını okumadım ancak okuduklarım bana yetti. Herkes etrafınızda, hepsi zanlı, elinizde bir çok delil, ipucu var ancak siz katilin kim olduğunu o yazana kadar bulamıyorsunuz. Tami Hoag; bir bilmece ustası...

Kitabın başrolünde tabii ki yine bir cinayet var ve katili bulmaya çalışıyoruz. Daha önce okuduysanız (ben okumadım) Kapalı Kutu'da yarattığı kadın karakter Elena Estes'i devam kitabı olmayan bu kitapta da kullanmış ki eğer konu Elena Estes'in hikayesi ise ilk kitabın da mutlaka okunması gerek sanıyorum. Kanalda bulduğu kadın cesedi ile birlikte Elena'nın zor elde ettiği yeni yaşamı alt üst oluyor. Arkadaşının katilini bulmaya çalışırken kendini yeniden arkasını dönmüş olduğu zengin Palm Beach sosyetesinin kenarlarında gezerken buluyor.

İsminden anlaşılacağı gibi birbirlerini kötü durumlardan kurtarmak üzere bir arada olan sıkı erkek arkadaşlar kulübüdür Şahitler Kulubü. Belki şimdiye kadar bu kadar ileri gitmemişlerdi ancak bu sefer bir cinayetin üzerini örtmeye çalışıyorlardı.

Sırtını döndüğü zengin yaşantısı ve babası ile olan kötü ilişkisine rağmen Elena arkadaşının katilini aramakta ısrarlıdır. Zalim Rus mafyası ve egzotik bir yakışıklı ile aşk, araya karışan ve nefret edilen eski nişanlının yarattığı hengame arasında Elena katili nasıl bulacak merak ediyorsanız kaçırmayın. 

Süper Zeki Bir Kadının Über Salak Hikayesi


Süper Zeki Bir Kadının Über Salak Hikayesi - Arzum Uzun

Bir gazetede denk geldim bu kitaba, adına çok güldüm. Çünkü tüm iyi eğitimli, İstanbul'lu ve kurumsal yada büyük yerlerde çalışan kadınlar gibi ben de kendimi süper zeki bir kadın gibi tanımlayabilirdim :) Ve pek tabii ki arada süperliğin de ötesinde über salak olaylara karıştığım olmuştu :)

Aklımda bunlar ile aldım kitabı. Çok şanslıydım ki D&R'daki son kitabı aldım. Oldukça eğlenceli bir kitap. Kahramanımız harika bir tebrik yazısı aldığı gün ofisindeki öküzden az beri patronu tarafından işten çıkarılan Bilun'un o günlerde başına gelecek tek felaket ne yazık ki bu değildi.

Eğlenceli, bir çok yerde kendimizi bulduğumuz, günlük konuşma lisanına oldukça yakın yazılmış, hatta benim yerli yazarlarda pek denk gelmediğim şekilde küfürler de içeren bir kitap. Bridget Jones'un biraz daha sert hali gibi Bilun, ondaki naiflikten, beceriksizlikten eser yok Bilun'da. Becerikli, kafası çalışan, kazıklar yiyen ama dobralığını kaybetmemek için uğraşan, zaman zaman (hepimiz gibi) ağır arızaya bağlayan, arada dağıtan bir kadın Bilun.

Yazar Arzum Uzun'a internette bir bakarsanız, yazar olmaktan çok model olması gerekecek kadar güzel bir kadın göreceksiniz. Güzelliği kadar kalemi de insanı hoş yerlere sürüklüyor. Kitap "devam edecek" diye bitiyor. 

Lamia


Lamia

Demet Altınyeleklioğlu bana sorarsanız Türkiye'nin Plihilppa Gregory'si olma yolunda çok sağlam adımlar atmış durumda. Tarihin önemli Türk kadınlarının hayat öykülerinin temellerini alıp onları öyle güzel ete kemiğe bürüyor ki gerçekten bu şekilde olduğuna inanmaktan başka çareniz kalmıyor.

Lamia da o kitaplardan biri. Sanıyorum yasal bir problem olmaması için gerçek ismi kullanılmamış ancak Lamia Türkiye'nin Greta Garbo'su Cahide Sonku'nun olası hikayesi. Filmlerinden çok daha fazla filme benzeyen bir hayat... Kenar mahallede başlayıp ayakkabısından şampanya içilen bir kadına dönüşen Lamia...

Geri dönüşlerle anlatılan hikayede gözlerinizin dolmaması imkansız. Çıktığı en tepe noktadan uçurumun dibine hızla çakılması, Beyoğlu'nda bir kadeh içki için yalvarması, alkolikliği, hastalıkları, tandığınız insanların ne denli acımasız olabileceği, hiç tanımadıklarınızın ise size nasıl kol kanat gerebileceğini görmek çok
yaralayıcı.

Gerçek bir hayatın temel taşlarının üzerine yazılmış olması insanı okurken çok daha fazla etkiliyor. Bu tür kitaplar ilginizi çekiyorsa kaçırmamalısınız.

Korku


Korku - Thierry Serfaty

Herkesin bir korkusu vardır. Seninki ne?

Böyle çarpıcı bir kapak yazısı benim gibi psikolojisi meraklılarını sanıyorum mıknatıs gibi kendine çekiyordur. Ancak her zaman aradığınızı bulamayabiliyorsunuz tabii. Belki de benim beklentilerim çok yüksek ancak daha fazla psikolojik analizi kaldırabilecek bir kitap olduğunu düşünüyorum Korku'nun.

Kendini panterlerin, jaguarların kafesine atan bir bakıcının yırtıcı kediler tarafından paramparça edilmesi ile başlıyor kitap. Yüksek bir binanın tepesinden atlayarak intihar eden başkasıyla ve yine benzeri garip şekillerde intihar eden kişilerle devam ediyor. Ancak bunların gayet planlı intiharlar olduğunu düşündüren bir şey olmaktadır. Bir el tarafından yönlendirildiklerini hissettiren bir şey. Hep tam o anda, o sırada, orada bir fotoğrafçı kurbanların ölmeden önce tam da kameraya bakarken resimlerini çekmekte ve ölümlerden sonra kısa bir süre boyunca bir internet sitesinde paylaşmaktadır. Komiserimiz Eric Flamand bu korku dolu intiharları araştırırken aynı zamanda da kendi korkusuyla yüzleşmek zorunda kalıyor tabii ki.

Yazarımız Fransa'da yaşıyor ve aslında bence bir yerde FBI ile dalga geçmek için kendince çok güzel bir fırsat yaratmış. Seri katil, mükemmel eğitimli FBI ajanına karşı yerine benzeri bir kedi fare oyununu biz Fransa'da sıradan komiserlerle oynuyoruz demeye çalışmış olabilir mi acaba :)

Hipnozcu


Hipnozcu - Lars Kepler

Öncelikle İngilizce isimlerle işlenmemiş bir kitabı okumanın bazı zorlukları var tabii ki. Karakterlerin kadın mı erkek mi olduğunu anlamak insanı oldukça zorluyor.

Spor salonunda işlenen vahşice bir cinayeti kurbanın evindeki tüm ailesini vahşice yok eden katliam izler. Tek kurtulan adamın ağır yaralı oğludur. Ancak ailenin evde olmayan ve katilden önce bulunması gereken bir kızı daha vardır.

Bu şartlar altında komadaki çocuktan herhangi bir bilgi alınabilmesi çok uzun süre mümkkün olmayacağından Müfettiş Joona Linna bir çıkış yolu düşünmektedir. Hipnozu bırakmış olan Doktor Bark'ın kapısını çalar. Öğrendikleri hepsinin kanını dondurmakla birlikte her şey çok daha karışır.

Hipnozcunun kendi ailesindeki sarsıntı hepsini etkilemekteyken bir de yaptığı hipnoz seansının duyulması işleri daha da zor hale sokar.

Oyun içinde oyun... Kimi noktalarda hikaye birbirinden kopmuş gibi gözükse de garip bir şekilde bağlanıyor. Kimi noktalarda yazar fazla detaya girmeden okuyucunun hayal gücüne bırakıyor ki bu çok daha ürkütücü ve ürpertici sonuçlar doğuruyor. Hayal gücümüze bırakmadığı noktalarda ise daha da zorlanacaksınız okumakta. Yeni bir Ejderha Dövmeli Kız olacağı The Daily Mail gazetesinin yorumu. 

Gelin Koleksiyoncusu


Gelin Koleksiyoncusu - Ted Dekker

Klasik bir zeki seri katil ve FBI ajanı kovalamacası. Sıkıcı mı? Değil. Okurken kalp atışlarınıza etki edebilecek kadar başarılı olduğunu bile söyleyebilirim hatta.

Her şey terk edilmiş bir ahırda bulunan topukları delinmiş, başındaki gelin duvağı haricinde çırılçıplak ancak hala çok güzel bir kadın cesedinin bulunması ile başlar. Seri katilimiz Tanrı ile olan karışık ilişkisinde 7 sayısına ulaştığında yani 7 kurban verdiğinde hayatındaki büyük problemin düzeleceğini varsaymaktadır. Ajanımız Brad Raines ise bir taraftan kendi iç hesaplaşmasını yaşarken, diğer tarafta katilin ayak izlerini takip ederek bir adım öne geçmenin ve kalan diğer kurbanlarını kurtarmanın yolunu aramaktadır. Çok zeki katilin aynı zamanda bir ruh hastası da olduğunu anladığında, bu yol onu Sağlık ve Zeka Merkezi'ne götürür. Çok zeki ancak ciddi psikolojik sorunlar yaşayanların bulunduğu bu merkezde Brad Raines hayatını ve kafasını iyice karıştıracak Paradise ile tanışır. Şizofreni tanısı ile merkezde bulunan Paradise'ın bir özelliği vardır; cesetlere dokunduğunda onların en son dakikalarını görebilmektedir. İnsan psikolojisine dair, psikolojik sorunlar yaşayan insanlara dair ilginç bilgiler elde edebileceğiniz bir kitap.

Bildiğimiz kovalamaca, bir kedi fare oyunu çerçevesinde devam ediyor. Sonucu söylemeye gerek yok, ancak FBI'ın katili yakalamadığı bir kitap okudunuz mu siz hiç :)

Bir Kırmızı Ataç


Bir Kırmızı Ataç - Kyle MacDonald

Kyle MacDonald'ın kendi gerçek hikayesini adım adım anlattığı bir kitap bu. Ne yapmışş bu adam da kitap yazmaya gerek duymuş derseniz... Asrın belki de en büyük sihirini yapmış, bir kırmızı ataçı bir eve dönüştürmüş.

Tabii ki sihirle değil ancak Kyle'ın hikayesini en kısa böyle tanımlayabiliriz. İşsiz olan Kyle ne yapacağını, hayatını nasıl kazanacağını düşünürken masanın üstündeki bir kırmızı ataç gözüne çarpar. Zamanımız internet çağı ve o da kendini Craiglist'te buluyor. Takas dünyasına hoş geldin. Kyle aslında Daha Büyük Daha İyi diye bir çocukluk oyununun peşinden gidiyor. Elindeki atacı takas edebileceği daha büyük ve daha iyi bir şey arıyor. Bir çok takas yapıyor, binlerce kilometre yol katediyor, resimler çekiyor ama hedefinden hiç bir zaman vazgeçmiyor. O bir atacı bir eve dönüştürecek bir yol hikayesi yazıyor ve bu arada çok eğleniyor. Bir internet yıldızı haline gelmiş bu arada, bir rock yıldızı ile tanışmış ve bir günlüğüne vali bile olmuş.
Eğer ulaşmak istediğiniz bir hedef varsa, vaktiniz bolsa ve elinizin altındaki interneti doğru kullanabiliyorsanız bir atacı eve dönüştürebilmenin bile mümkün olduğu bir çağda yaşıyoruz. Çok motive edici bir kitap. 

Kapağında "Şimdiye kadar imkansız dediğiniz her şeyi unutun..." yazıyor. Kyle Amerika ve Kanada arasında geziyor ve evin aslında bir jest olarak verildiğini düşünürsek belki de Amerikan Rüyası denen şey budur diye de düşünmeden edemiyorum. Ama siz yine de bana bakmayın, biraz motivasyona ihtiyacınız varsa hayallerinizi gerçekleştirmek için bu kitap size gerekli gücü verecektir. 

Begüm


Begüm / Bir Devrimin Ruhu - Kenize Mourad

Kenize Mourad ismi bir çoğumuz için çok bir şey ifade etmiyor olabilir. Ancak o bizim tarihimizden bir isim. Padişah V. Murad'ın torunu Selma Sultan'ın kızı. Paris'te doğup büyüyen Kenize Mourad ancak 21 yaşında babası ile tanışabildi. Yüksek öğretimini bitirdikten sonra 15 yıl boyunca çeşitli Fransız dergilerinin Ortadoğu muhabirliğini yaptı. Daha önceki 2 kitabı annesi Selma Sultan'ın prenseslikten yokluğa ve yoksulluğa uzanan hayatı ve devam kitabı olan kendi hayatını yazdığı kitabı. Kaçırdıysanız her ikisini de tavsiye ederim; Saraydan Sürgüne ve Badalpur Bahçesi. Özellikle yaşanmış hikayeler olması ve Atatürk ile ilgili bazı noktalarda verdiği çok enterasan bilgiler dikkat çekici. Kendisi halen İrlanda'da yaşıyor. Fransızca yazmış olduğu romanlar bir çok dile çevrildiği gibi Türkçe'ye de tercüme edilmiştir.

Begüm kitabında ise Hindistan'ın bir İngiliz sömürgesi olmaktan çıkmaya çalışırken ortaya koyduğu bağımsızlık savaşında ilk adımı atan Begüm'ü anlatıyor. Gayet kapalı bir toplum olan Hindistan'da bir kadının cesaretini görüyorsunuz, tarihe tanıklık ediyorsunuz. İngilizler'in sömürgeci sisteminin, kendi ten renklerine sahip olmayan insanları nasıl kaale bile almadıklarını görerek inanamıyorsunuz. İngiliz asilzadesi kavramı belki gözünüzdeki değerini yitirecek bu kölelik sistemini okuduğunuzda. Nasıl zulmettiklerini, Hintliler'in bir çoğunun nasıl bir boyun eğişle bu durumu kabullendiklerini okuyacaksınız. İnsanın kendi topraklarında, kendi zenginliklerinin içinde nasıl sefil hale düşebileceğini göreceksiniz. Kimi zaman sadece güçlü olmanın, cesaretli olmanın yetmediğini yine de nasıl büyük bir fark yaratabildiğini ve ileriye yönelik bir adım bırakabildiğini görüp belki de kendinizi artık daha güçlü hissedeceksiniz.

Kolay okunan üslubuyla, akıcı tarzıyla ve yine tarihin bilmediğimiz bir noktasına hayatların detaylarına inerek ışık tutmasıyla tadı damağınızda kalacak bir roman. 

Psiko Analist - John Katzenbach


Takip eden arkadaşlar bilirler psikoloji ile ilgili bir kitap gördüğümde dayanamam. Psiko analist o yüzden daha ilk bakışta dikkatimi çekti. 491 sayfalık kitabı bir kaç gün içinde bitirmiş olmam size aradığımı bulup bulmadığım hakkında bir bilgi verecektir.

12 kitabından 3'ü filme de çekilmiş olan 1950 doğumlu yazar John Katzenbach daha önce gazetecilik ve ceza mahkemelerinde muhabirlik de yapmış.

Kitap tam bir kedi fare oyunu. Kim av, kim avcı birbirine giriyor. Eşini kaybettikten sonra zor bir dönem geçiren Doktor Starks 53. doğum gününde hayatını mahvetmek isteyen birinden gizemlerle dolu bir mektup alır. Rumplestiltskin olarak imzalanmış mektup doktora kendisini bulmak için 15 gün süre vermektedir. Bu süre sonunda eğer kendisini bulamazsa ya doktorun kendisini öldürmesi gerekecek yada  katil onun yerine akrabalarından birini öldürecektir.

Rumplestiltskin i araştırdığımda ilginç bir bilgiye ulaştım. Bu karakter Grimm masallarından birinin baş karakteri. Zorda kalan bir prensese bir takım şeyler karşılığında yardım eden ancak prensesin verecek bir şeyi kalmadığında ise ya kendi ismini bilmesi gerektiğini yoksa 1 sene sonra çocuğunu alacağını söyleyen bir cüce. Merak edenler için ekleyim, prenses tamamen tesadüf eseri bu cücenin adını öğreniyor ve gökten üç elma düşmüş şeklinde bitiyor masal.

Kaybedecek bir şeyi kalmayan bir insanın neler yapabileceğinin, sınırlarının dışına nasıl çıkabileceğinin çok net bir öyküsü bu aslında. Bir dönüşüm hikayesi, her iki taraf için de... Hikayenin ilk kısmını biraz ağır bulabilirsiniz ancak ikinci bölümde heyecan yükseliyor ve üçüncü bölüm sizi öyle bir sürüklüyor ki kitabı elinizden bırakmak istemiyorsunuz.