17 Eylül 2018 Pazartesi

Beyniniz Nasıl Çalışıyor? Beyin Testi


Beyin insan vücudundaki en karışık organdır. Karakterimizi, davranışlarımızı belirlemede çok büyük rol oynar. Aynı zamanda kendi ürettiği hormonlara ve kimyasallara da bağımlı yaşar. Her beyin kendine özeldir yani hepimizin beyninin güçlü ve zayıf yönleri farklıdır. 

Hayatımızı, kendimizi ne kadar değiştirmeye çalışırsak çalışalım sahip olduğumuz makinenin yani beynimizin ne şekilde çalıştığını bilmezsek sürekli tökezleyebiliriz. 

Beyninin nasıl çalıştığını bilmeden yaşamak kullandığın arabanın özelliklerini bilmeden ralliye katılmak gibidir. 

Beyin testine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. Bu test beyninizin nasıl çalıştığı ile ilgili bilgi edinmenizi amaçlamaktadır. Testin sonucu mail adresinize gönderilecektir. 

Beyninizin kölesi değil, efendisi olmak için buyrun testimize...


https://goo.gl/forms/4WJYp8uTajm0fDPb2

16 Eylül 2018 Pazar

BEYİN TESTİ SONUÇLARI

Beyin testi beyninizdeki 5 bölgenin (Alın korteksi, Bazal Gangliya, Derin Limbik Sistem, Singulat Sistemi ve Şakak Lobları) çalışma yoğunluğunu ölçmek üzere tasarlanmıştır. 

Psikolojik gibi görünen davranış bozuklukları aslında biyolojik bir temele sahiptir. Yukarıda sayılan bölgelerde aşırı etkinlik gözlenmesi (tıpkı yüksek tansiyon gibi) olumsuz sorunlar doğuracaktır. 

Testi çözümlerken geçtiğiniz bölümlerde beş veya daha fazla soruya 3'ün üzerinde not verdiyseniz ilgili başlıkları takip etmeniz hem sizin, hem de etrafınızdakiler için faydalı olacaktır ;)

(Testi çözmeden bu sayfayı bulduysanız aşağıdaki linkten teste ulaşabilirsiniz.

Beyin Testi )

Beyin testi, bilinçaltı temizliği seansı ve kendine koçluk etmenin temelleri hakkında bilgi verdiğim yarım günlük ücretsiz eğitim paketinizi almak için bana ulaşmanızı rica ederim.











(Beyin testi Dr. Daniel Amen G. Amen'in Beyninizi Değiştirin Hayatınız Değişsin kitabından derlenmiştir. )

11 Eylül 2018 Salı

Eşiniz, Anneniz, Aileniz



Evlenmek, yeni bir yuva kurmak neredeyse tüm toplumlarda önemsenen ve bir çok insanın hayalini kurduğu bir olgu. Aşk romanları "Ondan sonra ölene kadar hep mutlu yaşadılar." diye biter. Çünkü mutlu aşkın anlatılacak bir tarafı bulunmamıştır. Ayrıca mutlu bir aşkı yürütmek sanıldığı kadar kolay değildir. 

İki gönül bir olunca samanlık üç gün seyran olur. Bir dört duvarın arasına girince geçen seneler en sevdiğiniz şeylerin bile batmasına sebep olabilir, aşkınızı doğru şekilde besleyip, bakmazsanız...

Evlilik veya bir evi paylaşma başladığında ilişki iki kişilik olmaktan çıkar. Aileler de konuya dahil olur. Özellikle Türk ailesinin evlatlarına karışma konusunda sonsuza dek kredisi vardır. 20, 40 veya 60 yaşında olmanız fark etmez. Hele de iyice ataerkil yapıda olanlarda. 

Kadın tüm gençliğini aile baskısı altında, namusuna (!) bir zarar geleceği korkusuyla mümkün olduğunca altın kafeste geçirir. Eğer şanslıysa istediği bir adamla evlenir, değilse istemediği bir adamın koynuna belki de daha çocukluktan çıkmadan atılır. 

Hayatı boyunca göremediği değeri görebilmek için tek şansı kocasına ve onun ailesine (!) evlatlar doğurmaktır. Kendine bağ(ım)lı çocuklar yetiştirerek kendi krallığını kurabilmesinin ve hayatı boyunca görmek istediği sevgiyi görebilmenin en iyi yolu budur çünkü.

Türk annesi fedakardır. Gecenin üçünde börek de döktürebilirsiniz, helva da kavurtabilirsiniz. Eve biraz geç kalsanız balkonun köşesinde sizi bekler. 

Ama bütün bunların bir bedel var tabii ki... 

Evlilikler belki iki kişi kalmak mümkün olsa çok daha uzun sürebilir. Ama her iki tarafın da ailesi işin içine girince, bir de çocuklar eklenince işler sarpa sarmakta gecikmez.

Peki bu bıçak sırtı durumda ne yapmalı?

Kadınlar, gelin kaynana ikilisi bu işi daha tehlikeli oynayabilir. Kaynana "Evlenmişler artık, elimden gelen desteği vereyim de oğlum mutlu olsun." bari diye düşünmez. Oğluna verdiği bunca senelik emeğinin heba olması olarak görür. Oğlu eninde sonunda zaten bu haspa ile mutsuz olacaktır, yol yakınken ayırmak için elinden geleni yapar.

Gelin ise dantel gibi, ince ince işler kocasını.

Erkeklerin tavrı bu konuda daha nettir aslında. Bir sıkıntı varsa kavga çıkartmakta beis yoktur. Damat kayınpeder kavgası diye bir şey pek dymuyoruz öyle değil  mi?

Öncelikle unutulmaması gereken şey evlenmiş bu iki kişinin artık bir AİLE olduğudur. 

İnsanlar kendi anne babalarını ASIL aileleri olarak kabul ettikleri sürece evliliklerinin yürümesi oldukça zor. Çocukları olmadan aile olmayı başaramamış insanların çocuklarına sağlıklı bir ortam sunabilmeleri de aynı oranda zor. 

Bu annenizi babanızı unutmak, onlara değer vermemek anlamına gelmiyor elbette. Ama her iki taraf da kendi ebeveynlerini kontrol altında tutmak zorunda. 

İlişkiler her zaman için saygı çerçevesinde yürümeli. Özellikle damat ve gelin eşlerinin ailesiyle kavgaya dönebilecek tartışmalara girmemeli. 

Eşler anne ve babalarını kendi iç işlerine karıştırmamalı. Eşinizle yaptığınız her tartışmayı anne, babanız bilmek zorunda değil. Hatta mümkün olduğu kadar son raddeye gelmeden ebeveynlerinize yansıtmayın. 

Doğrular veya yanlışlar ama hemen hemen bütün anne babalar evlatlarını sever ve iyi olmasını ister, bir başkasının kendi evladını üzüyor olması ise savaş boyalarını çıkartmaya yeter. Siz bugün tartışır yarına unutursunuz ama anneniz unutmaz. O yüzden anlatmayın. El oğlu / el kızı sizi üzüyor durumuna düşmesin. 

Nerede oturacağınız, çocukların hangi okula gideceği gibi konular sadece sizi ilgilendirir, unutmayın. 

Anne ve babalar damat veya gelini rencide etme, aşağılama, horlama gibi haklara sahip değildirler. Bu sıkıntıları ülkemizde genellikle gelinler yaşamaktadır. Haksızlığa uğradıkları yetmiyormuş gibi eşlerinden de bir destek göremezler. 

Oysa kadın rahat bırakılmak ister. Kendi kararlarını kendisi alabilmek ister. Bir gelin eğer kayınvalidesine kırılmışsa onu sürüye sürüye kayınvalidesinin yanına götürmek sorunları çözmek yerine iyice kötüleştirir. Bir erkeğin yapması gereken eşinin ailesi tarafından ezilmesine engel olmaktır. 

İnsanız hepimiz hata yapabiliriz, ancak ne eşinin ne de anne babasının hatasını herkesin ortasında konuşmak yakışık almaz.

Gelinlerimizin de unutmaması gerekenler var tabii. Bir insan her şeyi söyleyebilir ama saygı çerçevesinde kalmak şartıyla.

Beğenmediğiniz o kadın sizin sevdiğiniz adamı doğurdu. Evladının üstüne titredi bugüne kadar. Bırakın azıcık gönlü olsun, değer gördüğünü hissetsin. Siz kayınvalidenizi el üstünde tutarsanız aklı başında her damat da sizi el üstünde tutar. Aklı başında bir adam değilse zaten hızla uzaklaşın oradan :)

Burada kısa bir hikaye anlatmak istiyorum. Bir gelin kaynanasından o kadar çok çekiyormuş ki, sonunda bir hocaya gidip ondan kurtulmasını sağlayacak bir iksir istemiş. Hoca istediği iksiri hazırlamış, geline teslim etmeden önce uyarmayı ihmal etmemiş "Bu iksir neticesini 3-4 ayda gösterir. Her gün yemeklerine bir kaç damla damlat. Sen bu süre zarfında kaynanana o kadar iyi davranmalısın ki kimse senden şüphelenmesin."

Gelin iksiri alır eve gider, hocanın dediklerini harfiyen uygulamaya başlar. Her öğünde yemeklerine zehiri damlatır ama kaynanasını el üstünde tutar. Böyle 2-3 ay geçer ama gelin vicdan azabı duymaya başlamıştır yaptığından. Tekrar hocanın yolunu tutar.

"Hoca efendi ben çok pişmanım, vicdan azabından uyku uyuyamaz oldum. Yok mu bu işin bir geri dönüşü?" der ve ekler "Ayrıca kayınvaldem bana artık o kadar iyi davranıyor ki, ne yapacağımı bilemiyorum.".

Hoca efendi gülümser ve verdiği iksirin sadece su olduğunu söyler. Hocanın aslında bütün amacı gelinin kayınvalidesine iyi davranmasını sağlayarak ikisinin de inatlarını kırmaktır. 

Arada çok ümitsizliğe düştüğünüzde sorun kendinize "Haklı olmak mı, mutlu olmak mı?". Tabii ki her zaman bu kadar yüce gönüllü davranamayabiliriz ama her şeyi de kendimize tehdit olarak algılamaktan vazgeçmeliyiz. 

Ebeveynleriniz ile olan ilişkilerinizi eşinizle kıyaslamayın. Bayramlarda önce kimin annesine gidildi, kimle daha çok görüşüldü. Bunları bir dengeye oturtun tabii ki. Ancak ben öyle zamanlarımızı bilirim ki evden annelerimizi görmeye çıkıp eşim kendisininkine, ben de kendi anneme gittik. Vaktimiz kısıtlıydı ve her ikimiz de kendi annemiz ile vakit geçirmek istiyorduk ve bu gayet güzel bir çözümdü. 

Kayınvalidem bize kalmaya geldiğinde, ben işteyken evimin şeklinde değişiklikler yapmaya bayılır. Bunu bir kavga konusu yapabilmek çok mümkün ama gerek var mı?

Annem gidene kadar ev onun istediği gibi dursun. Ondan sonra da bakarım benim için gerçekten kullanışlı mı, estetik olarak aklıma yatmış mı. Beğendiysem öyle kalabilir yoksa değiştiririm. 

Ne eşinizi anne babanıza, ne de anne babanıza eşinizi ezdirmeyin. Hele de çocuklarınız varsa artık siz bir AİLEsiniz, aklınızdan çıkarmayın. 

8 Ağustos 2018 Çarşamba

Duygusal ve Zihinsel Olarak Tükenmiş Olduğunuzun 7 İşareti



Yaz günlerinde kendimizi daha az tükenmiş hissederiz, çünkü güneş, güzel hava bizi ister istemez daha mutlu kılar. Hatta biliyor musunuz kişisel gelişim kitaplarının satışı bile yaz aylarında %30 kadar düşer. 

Ama unutmayın bu günler geçecek, yani yazıyı bir kenara saklayın... Winter is coming :)

İşyerinde uzun, stresli bir günün ardından eve gelip etrafta koşuşturan ve ortalığı dağıtan çocuklarla birlikte olmak birisinin zihinsel ve duygusal durumunu gerçekten zorlayabilir. Ama  depresyonla birlikte bu duygusal ve zihinsel yorgunluk doğuştan gelen bir şey mi yoksa kesinlikle travma mı? Ottawa Üniversitesi'ne bağlı Royal'in Ruh Sağlığı Araştırmaları Enstitüsü'nün başkanı ve CEO'su Dr. Zul Merali'ye göre ikisi de bir arada.


Dr. Merali Providr'a şunları açıkladı "Hepimiz beyin reseptörlerine bağlanan serotonin ile doğarız. Yüksek veya düşük seviyelerde serotonin üreten genler ile doğmuş olabiliriz. Düşük serotonin seviyeleriyle doğanlar düzgün bir şekilde işlev görebilirler, ancak bir kaç stresli ya da travmatik olay onları depresyona sokabilir veya zihinsel ve duygusal olarak tüketebilir.


Bununla birlikte, zihinsel ve duygusal tükenmeyi, depresyonun uyarı işaretlerini tanımak önemlidir. Bunlardan bazıları.



1. İrritasyon / Sinirlilik / Az uyarana karşı gösterilen fazla tepki : Dr. Merali'ye irritasyon ile depresyon, zihinsel yorgunluk arasında herhangi bir bağlantı olup olmadığı soruldu. İlk sözleri, ikisinin “karmaşık bir şekilde bağlanmış” olmalarıydı. Bir insanın hayatında her şey iyi gittiği zaman, hiçbir şey için üzülmediğini veya endişelenmediğini açıklıyor. Ama birileri küçük ya da büyük olsun, belli şeylerle baş edemediğinde, irrite olmaya başlar. Bu kalıplaşmaya başladığında insanın belini büker. Stres, birey için çok fazla hale gelir ve artık günlük hayatının da bir parçası haline geldiği için sinirli olur çünkü kalıbı kıramaz. Bunun gerçekleşmesinin nedenlerinden biri, belirli olayların farkında olmasından kaynaklanıyor. Merali bir araba kazası örneği verdi. Belirli olayların veya yerlerin zihnimizi tetikleyebileceğini açıkladı. Stresli veya travmatik bir yeri veya olayı hatırladığınızda, bunu size nasıl hissettirdiği ile ilişkilendirirsiniz. Öyleyse hayatınızda sürekli olarak aynı strese sahipseniz, bu zihinsel ve duygusal olarak bitkin hale gelmenize neden olur.



2. Motivasyon Eksikliği: Dr. Merali ile konuşurken kendisine motivasyon eksikliğinin zihinsel tükenmişliğin bir parçası olup olmadığı soruldu. Çabucak “evet” cevabını verdi ve insanların motive olamamasının nedenlerinden birinin tükenmişlik olduğunu açıkladı. Örnek olarak, maraton koşmayı seven birisine atıfta bulundu, “Eğer bir sprinter veya maraton koşan bir koşucunuz varsa, koşuyu tamamladıktan sonra koşmaktan hoşlanmayacaksınız ve tükeneceksiniz.” Ruhsal ve duygusal motivasyonun aynı şey olduğunu, eğer motive hissedemeyecek kadar çok yorulduysanız, motivasyonunuzu yitirdiğini söyledi. Dr. Merali, zihinsel ve duygusal tükenme, özellikle depresyon gibi birçok durumda anhedoni'nin sıklıkla bulunduğunu belirtti. Anhedoni, insanların keyif aldıkları etkinliklere olan ilgilerini kaybettikleri ve baskı hissetme kabiliyetlerini azalttıkları zamandır.



3. Uyku Bozukluğu: Dr. Merali'ye uyku bozukluklarının depresyon, zihinsel ve duygusal tükenmenin doğrudan bir işareti olup olamayacağı soruldu. Deneyimlerinden öyle olduğunu söyledi. Birisine bunaldığını, zihinsel ve duygusal olarak tükendiğini ilk ne zaman fark ettiklerini sorduğunda cevapları uyku bozukluğudur. Şimdi, uyku bozukluğuyla ilgili uyarı işareti olabilecek iki yön var; çok uyumak veya çok az uyumak. Merali, insanların depresyon veya zihinsel ve duygusal tükenme halindeyken uykuya dalamamalarının nedeninin biyolojik ritimlerinin bozulması olduğunu söylüyor. Ayrıca depresyonun mevsimsel duygudurum bozukluğu ile ilişkili olabileceğini de ekliyor. Bu, insanların saat kaydığında ya da zaman değiştiğinde ve günler kısaldığında insanların depresyona girmesidir. Ayrıca Dr. Merali, eğer birisi antidepresan kullanıyorsa, yeterli derecede uykunun gerekli olduğunu çünkü vücudun uygun şekilde dinlenmemesi durumunda ilacın etkili olmayacağını da ekliyor.

4. Sabırsızlık: Dr. Merali'nin daha önce açıkladığı gibi, sabırsızlığı da içerebilen kızgınlık, yaygın bir depresyon ve zihinsel ve duygusal tükenme belirtisidir. Yaşın özelliklerine göre; daha genç yaştakiler sabırsızlık ve kızgınlık daha yaygınken, yaşlılarda üzüntüye daha çok rastlanır. Merali'ye göre insanların meslektaşları ve aileleriyle sık sık tartışmasının nedeni boğulmuş hissetmeleridir. Konuşmaktan hoşlanmadıklarını çünkü zihinlerinin milyonlarca farklı yerde olduğunu ve tek bir şeye odaklanamayacağını ekliyor. Küçük şeyler büyük şeyler haline gelir ve büyük şeyler daha da büyür.

5. İştahın Bozulması: Dr. Merali, vücudun belirli hormonları ve nörotransmitterleri olduğunu ve aç olduğumuzda, bazılarının vücudumuz tarafından üretildiğini açıkladı. Ancak vücut hormonal dengesizliğe sahip olduğunda, düşük seviyelerde serotonin gibi, bu süreçte yer alan tüm hormonlar ve nörotransmiterler işlev bozukluğuna yol açar, bu da iştah kaybına yol açar. Leptin ve ghrelin'in iştahınızı düzenlemede önemli rol oynar. Yüksek leptin seviyesi iştahınızı azaltırken, yüksek düzeyde ghrelin iştahınızı açar.

6. Üzüntü: Dr. Merali'ye göre, üzüntü, eski nesil ile daha çok ilişkilidir. İnsanlar depresyona girdiklerinde ya da zihinsel ve duygusal olarak tükendiklerinde üzülmelerinin nedeninin onunla ilgili stresle başa çıkamamaları olduğunu açıklar. Zihinsel ve duygusal olarak tükendiğinde, zihnin koşturur ama sen onu durdurmaya çalışırsın. Bu ezici duygular, insanların parçalanmasına ve daha fazla duygu üretemeyecek hale gelene kadar ağlamasına sebep olur. Aşırı üzüntü yaşayanlar genellikle düşük serotonin seviyelerine sahiptir.

7. Dışa Odaklanmak Yerine İçe Odaklanmak: Dr. Merali, depresif ya da zihinsel ve duygusal olarak tükenmiş bir kişinin, daha büyük resme bakmak yerine onları yansıtan şeylere odaklanma eğiliminde olduğunu açıkladı. Öyle olmasa bile, her şey onlar hakkındadır. Bu durumda insanlar kendilerini de izole edip, dünyanın geri kalanından da ayrılır. Oysa ki gerçekte, insanların etrafında olmak ve konuşmak, depresyon ya da zihinsel ve duygusal tükenmeyi tedavi etmenin yollarından biridir. Ama bunlardan acı çeken biri bunu böyle görmez. Sosyal etkileşimi, streslerine katkıda bulunacak başka bir yük olarak görürler.

Depresyon, Zihinsel ve Duygusal Tükenmeyi Tedavi Etme: Dr. Merali'ye göre, egzersiz ve meditasyon depresyon, zihinsel ve duygusal tükenme için iyi tedavilerdir. Ancak şunu da ekliyor: Birisi bu koşullardan herhangi birini yaşıyorsa, motivasyon eksikliği de mevcut olabilir, bu yüzden söylemek yapmaktan daha kolay. İnsanların motivasyon eksikliğini deneyip görmeye çalıştıklarını, egzersiz ve meditasyonun yalnızca durumlarına yardımcı olmayacağını, aynı zamanda diğer sağlık sorunlarının ortaya çıkmasını önlemeye de yardımcı olacağını vurgulamaktadır. Ayrıca, Dr. Merali, insanların arkadaşlarıyla ve aileleriyle bir araya gelerek sorunlarını tartışmalarını ya da bir psikolog ya da terapistle konuşmaları gerektiğini ileri sürmektedir.

Konuştuğunuz kişinin doğru kişi olup olmadığını şuradan anlayabilirsiniz; sonrasında kendinizi daha iyi, daha güçlü ve pozitif hissedersiniz. 

6 Ağustos 2018 Pazartesi

Benli Belkıs Efsane Aşkların Kadını - Şaziye Karlıklı

Araya yaz girdi, okumaya devam etsem de gezmekten yazmaya vakit bulmak zor oluyor. Gerçi Bodrum'a gidip gelip de bir kitabı bitiremedim, okuma hızımda da düşüş var sanırım :)

Gelelim Benli Belkıs'a. Hani bizde çok insan der ya "Hayatımı yazsam roman olur." diye, işte Belkıs Söylemezoğlu'nun hayatı bir gazeteci tarafından romanlaştırıldı. Biyografi değil, çünkü tamamen gerçeklere dayanarak yazılmış değil. Ancak tamamen kurmaca da değil çünkü Şaziye Karlıklı'nın gazetecilik hayatı boyunca topladığı belgelere dayanıyor. 

Benli Belkıs 1917 yılında doğmuş, 1972'de vefat etmiş. Ama 60 yıllık ömrüne öyle maceralar sığdırmış, öyle bir yaşamış ki gerçekten roman olmuş sonunda hayatı.

Düşünsenize 1. Dünya Savaşı'nın bitimine yakın doğmuş, daha Osmanlı imparatorluk, Türkiye Cumhuryeti bir kişinin hayalleri hariç hiç bir yerde yok. Osmanlı'da kadını düşünün bir de... Böyle bir ortamdan Benli Belkıs gibi cüretkar bir kadının çıkması... 

Gerçi cüretkar olmuş da ne yapmış diyeceksiniz. O zamanda bir kadının en yapmaması gereken şeyleri yapmış, evlenmiş, ayrılmış, sevgililer edinmiş, lüks içinde yaşamış, aşıkları ile Avrupalar'da gezmiş.

Osmanlı'da kadının adı yokken sarışın, Marlene Dietrich havasında bir Osmanlı kadını Avrupa'yı güzelliğiyle ve bilgisi ile kendine hayran bırakıyor. O zamanın tüm şartlarına karşı istediği gibi bir hayat yaşamayı başarıyor. Gerçi bir erkek için ne kadar sıradan bir şey, değil mi?

Biyografi tarzı, gerçeklere dayanan kitaplar okumayı seviyorsanız en afilisinden bir hayat hikayesi karşınızda, kaçırmayın.

Arka kapak yazısı ve yazarın özgeçmişini aşağıda bulabilirsiniz.



Benli Belkıs
Şaziye Karlıklı

Kitap Hakkında:

Hilafet Ordusu komutanı Süleyman Şefik Paşa'nın kızı Belkıs, Hicaz'dan İstanbul'a, Kahire'den Paris'e masal gibi bir hayat yaşadı. Zarafeti ve güzelliğiyle sadece Türkiye'yi değil, dünyayı büyüledi. Ömrü boyunca aşkları ve evlilikleriyle gazetelerin manşetlerinden inmedi. Belkıs, krallarla flört edip kraliçelerin sırlarını dinledi, Ortadoğu'nun namlı casuslarının şatolarına misafir oldu, Avrupa sosyetesinin davetlerinde boy gösterdi. Gazetecilerin ona taktığı ama pek sevmediği lakabı "Benli Belkıs" gündelik dilin bir parçası oldu. ;


Gazeteci Şaziye Karlıklı'nın kaleminden, devrinin güzellik efsanesi Belkıs Kemali Söylemezoğlu'nun, namıdiğer Benli Belkıs'ın belgelere dayanan ve bir roman kadar sürükleyici yaşamöyküsü...

Yazar Hakkında

Şaziye Karlıklı, 1961 yılında İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nu bitirdi. 1982 yılında Türk Haberler Ajansı’nda başladığı gazeteciliğe 1985 yılından itibaren Nokta dergisinde devam etti. Ercan Arıklı yönetimindeki Nokta dergisinde toplum ve ekonomi üzerine araştırma ağırlıklı haberleriyle dikkat çeken Şaziye Karlıklı, bu dönemde “ileride yazabilirim” düşüncesiyle Türkiye’nin önemli figürleri ve olayları hakkında bilgi ve belge arşivlemeye başladı. Daha sonra Ekonomist dergisinin Haber Müdürlüğü de dahil olmak üzere çeşitli dergilerde yöneticilik yapan Şaziye Karlıklı, Para dergisinin Genel Yayın Yönetmenliğinden sonra medyadaki aktif yöneticilik görevini bıraktı. Gazete ve dergilerde yazmayı sürdürmekle birlikte ağırlıklı olarak kurum tarihi kitapları üzerinde çalıştı. Migros, İGS, YKM için hazırladığı kitapların yanı sıra Cumhuriyet Kıyafetleri, Suyla Buluşan Kent: Şanlıurfa, Değişimin Simgesi: Kahramanmaraş ve Yaşayan Anadolu Takıları’nın da yazarıdır. Uzun yıllar Türkiye’nin önemli bir grubuna yayın ve iletişim danışmanlığı da yapmış olan Şaziye Karlıklı, günümüzde bütün profesyonel sorumluluklarını bıraktı ve “ileride yazabilirim” dediği kişi ve olayları kitaplaştırmaya başladı. Evli ve bir çocuk sahibi olan yazar, Ayvalık’ta yaşıyor.

25 Mayıs 2018 Cuma

Huawei Mate 10 Lite

Yeni bir telefon bakarken, seçenekler de bu kadar bolken her türlü kullanıcı yorumu çok işe yarıyor. 

Çok teknolojik bir insan değilim. Telefonlarımı genellikle bir şekilde kullanılmaz hale gelmeden değiştirmem. Benim gibi olanlara biraz olsun faydam dokunsun diye bu yazı. 

3 senedir Samsung Note 4 kullanıyordum. Ocak ayından beri telefona yapmadığım kalmadı. Önce denize düşürdüm. Bir geceyi Marmara'nın soğuk sularında geçirdi. Ertesi gün telefonum bana geldi ama yıkamadan açtığım için sanıyorum, ellerimde son nefesini verdi. Açtıktan sonra yıkadım ve tekrar kuruttum gerçi ama o tuz ciğerlerine kadar işlemiş benim zavallı telefonumun. Onun ekranı, bunun kasası diyip derleme bir Note 4 daha yaptı elektronikçi bir arkadaşım, kendisine buradan en derin teşekkürlerimi de iletiyorum. Çünkü ben telefonu her yok ettiğimde uğraşıp bana yeni bir telefon çıkarttı ama bazen insanın basireti bağlanıyor işte, yeni Note 4'ün ekranını kırdım. Hadi ekran aldık yine toparladık durumu. Ve ben ekranı tekrar kırdım. Allah'ım ben telefondan değil, telefon benden şikayetçi olacak... Neyse, nihai darbeyi Cevahir'in orada aldım, telefonun ekranını yaptırmaya giderken kırık telefonumu çaldılar. 

Ne alsam derken, Samsung Pro 7 gibi bir şeye karar vermiştim. Hattım eşimin üstüne olduğu için işi ona havale ettim. Huawei Mate 10 Lite ile tanışmam işte böyle oldu.

Resim çekmeyi çok severim. Note 4'ü alırken 45 dakika gibi bir sürede hızlı şarj ediyor olmasına çok tav olmuştum. Bir de kamerası. Samsung gerçekten kamera konusunda çok üstün. 

Ancaaakkk... Huawei Mate 10 Lite da Samsung'u çok ciddi zorlar. Gerçi Samsung Note 9'ların kamerası da çok iyi bence. (İtiraf ediyorum, hala bir Samsungsever'im) 


Huawei Mate 10 Lite'da iki ön, iki arkada olmak üzere 4 tane kamera ve bir ön, bir arkada olmak üzere 2 tane flaş var. Resim kalitesi çok iyi. 

Ve inanın bitmeyen şarj yapmışlar. Eğer şarjı GERÇEKTEN uzun giden bir telefon istiyorsanız bu telefon bir şahane. Telefon elimden pek düşmez, Kelimelik oynuyorum, arada Candy Crush oynuyorum, mutfakta iş yaparken dizi izliyorum... Sabah şarjdan aldığım telefonun gece 2-3 gibi şarjını zor bitirebiliyorum, o derece iyi. 

Telefonu aldığımızda internette 3 saat gibi bir zamanda şarj ettiğini duyup çok üzülmüştüm ama hiç öyle değil, 1 saat gibi bir sürede doluyor. 

Hani akıllı telefonlar çıktığında "Akıllı telefon mu aldık, prizin yanından yer mi kiraladık belli değil..." diyorduk ya... Prizin yanını diğer arkadaşlarınıza bırakın, şarj bankalarınızı satın, şarjınızı da evde bırakın. 

Bu arada berbat bir telefon kullanıcısıyım, 50 tane uygulama açıktır genelde, bana mısın demiyor. Takılmıyor. Yazılımı da gayet iyi yani. 

Samsung Note'larda sanıyorum bir anten problemi vardı, evde çeşitli yerlerde telefonum açık olmasına ve arama yapabilmeme rağmen arayanlar telefonumu kapalı bulabiliyorlardı. Huawei'ye geçince bu problem ortadan kalktı. 

Bir tek SAR değerinden korkuyordum, hani fazla radyasyona falan maruz kalıyor muyumdur diye, ona da şimdi baktım Huawei Mate 10 Lite 1.14 W/kg, iphone 8 1.35 W/kg. Ancak Samsung 0.17, 0.36 W/kg ile çok daha iyi bir SAR oranı sunuyor. 

Netice fiyat performans olarak bakılırsa çok çok memnunum telefondan, tavsiye ederim. 

30 Nisan 2018 Pazartesi

Romantika



Romantika'yı sanırım ilk kez Facebook reklamlarında gördüm. O kadar hoş bir yorum yazılmıştı ki Okunacaklar listeme kaydettim. Uzun bir süre süründü, alamadım. Ve sonunda annemle yaptığımız bir D&R ziyareti esnasında kitabı aldık. Önce annem okudu ve sonunda sıra bana geldi. 

Aslında ince romanları pek sevmem, bu 162 sayfa. Ama dedim ya çok azimliyim, çok meraklıyım, okuyacağım. Ve başladım.

Takipçilerim bilirler 600-800 sayfa arası bir kitabı bitirmem 5 gün sürer. 162 sayfa çıtır çerez tadında :) 3 güne uzamış olmasının sebebi gelen gidenin hiç bitmemesi ama hepsi iyi ki geliyorlar...

Aslında konu o kadar bilindik ki, evli bir adamın evli bir kadınla yaşadığı gizli aşk. Ama bir aşk bu kadar mı hoş anlatılır???

Memur kenti, gri, kasvetli sevmediğim Ankara'yı bile gözüme hoş gösterecek kadar hoş anlatılmış bir aşk hikayesi Romantika.

Kalabalık ailelerdeki gruplaşmalar, birbirine uymayan iki insanın mutsuz ve uyumsuz evliliğinin iz düşümleri, hiç bir şey aramazken bir anda avcunun içinde bulduğun, kimselere göstermeye kıyamadığın, gözünden sakındığın uğur böceği gibi bir aşk... Hayatı daha katlanılır kılan, her acıyı O'nu yanında hissetmenle unutturan, darbe döneminde içeriye alınıp işkence görürken bile O'nu merakta bırakmanın canını daha çok acıttığı bir aşk... 

(Buraya bu parantezi açıp şimdi aşkların durumunu söylemezsem çatlayacağım. Bu eski bir duvar yazısı ama bence şimdiki aşklar kesinlikle böyle "Sevgilim, senin için dağları deler, denizleri aşarım. Cumartesi görüşürüz (yağmur yağmazsa)." )

Gerçekten ihtilaldir aşk. Geldiğinde yeni bir dünyanın kurulduğu, bütün kuralların bozulduğu, değiştirildiği, rafa kaldırıldığı, yok sayıldığı... Mantığını kullanabiliyorsan aşık değilsindir zaten bence. Kullanabildiğin tek mantık hep O'ndan yana işler. O'ndan ayrılmak için, O'na hayır demek için değil ona koşmak için çalışır mantığın. 

Ne detaylarına girmek istiyorum, ne de karakterleri anlatmak. Öyle hoş, öyle büyülü ki bozasım yok. Romantika'yı okuyun diyorum sadece...

... Ve aşkla kalın

Arka kapak yazısı

'Romantika', Turgut Özakman'ın 'Korkma İnsancık Korkma'dan sonra, ikinci romanı.

Yine şaşırtıcı bir aşkın öyküsü. Bir aşk güzellemesi. 1960-1987 dönemine özgü çalkantılar. Sürprizler, oyunlar, dönüşümlerle dolu, gizemli bir ilişkinin gizli tarihi. Kuşaklar arası çatışmalar. Renkli, ilginç, şaşırtıcı karakterler. Kıvrak, akıcı, neşeli bir dil, yalın bir üslup.

Çok açılı bir anlatım tekniği, usta işi bir kurgu.

Konusu, kişileri, tekniği, kurgusu ile farklı bir roman.

...

Aşk keyifli bir işemedir! Metabolizma hastalığıdır! Afyondur! Köleliktir! Yanılsamadır!, Doğanın aldatmacasıdır! Aşk havuzunda kazlar yüzer. Yaşasın seks!"

...

"Kendinden başkasını sevmeyen, bedenini kutsayan, kafası yerine bilmemnesi ile düşünen birinin aşkı anlamasını, övmesini beklemenin, bir kurbağadan arya söylemesini istemek kadar gülünç olduğunu bilirim."

...

"Sevene yılan bile dokunmaz. Bu büyük ve önemli sözü daha duymamış olabilirsin. Çünkü az önce uydurdum. Ama bir gün kalbi olan herkesin, bu sözü benimseyeceğine inanıyorum."

...

"Olayları özel bir yöntemle not ettim. Aklını çalıştırırsan kolayca çözebilirsin."

..

"Her şey şu basit, çocukça, sefil işaretlerin içindeydi ve çözemiyorduk. Hani kolaydı baba?"

...

"Bir gün 'aşk ihtilaldir' demiştiniz. Bu sözün anlamını şimdi anlıyorum. Aşk gelince, gerçekten yeni bir dünya kuruluyormuş. İçimde, varlığından haberli bile olmadığım yeni duygular keşfediyorum. Eskiden göl balığıydım. Şimdi akıntıya karşı yüzen bir sazanım."

...

bin yıllık özlemle sarılmak istiyorum

rüyalarını bile kucaklamak için.










Sayfa Sayısı: 163




Baskı Yılı: 2000







Dili: Türkçe

Yayınevi: Bilgi Yayınevi


İlk Baskı Yılı : 2000


Sayfa Sayısı : 163


Dil : Türkçe


ISBN: 9789754948554