11 Mayıs 2015 Pazartesi

Kedimin Ardından



Yazmazsam, eğer anlatmazsam, içimdekini dökmezsem rahatlayamayacağım, hiç geçmeyecek sanırım… Yazınca da geçecek mi bilmiyorum ya…

Daha önce de kayıplar yaşadım. 42 yaşında hiç yaşamamış olmak mümkün mü?  Babaannemi, iki dedemi, teyzemi ve babamı kaybettim. Bazıları anlamayacak, bazıları ayıplayacaktır bile belki. Ama ben babamı kaybettiğimde bile 14 yıllık kedimi kaybettiğim kadar üzülmedim, ağlamadım. Aynı evin içinde değildik çünkü babamla, evlenmiştim. Ama kedisi olanlar, kedisi ölenler ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaktır; aileden birini kaybetmekten bile çok daha farklı bu. 05 her zaman evdeydi. Evin bir parçası değil, evin ruhuydu sanki. Hani kediler sahiplerine değil evlerine bağlı olurlarmış ya… Bizden daha çok o evdeydi. Ev onun eviydi ve biz misafirdik. O yüzden evde olmaması öyle büyük bir boşluk ki… Ve bu kadar o kadar ağır bir acı ki… 15 gün olacak yarın. Hala evin içinde her yerde onu görmeyi bekliyorum. Eve her girişimde sağırlığına rağmen kapıda beni karşılamasını, Eyüp’le geldiysek eve merdivenlerde öpüşüp koklaşma faslımızı, her gece koynumuza gelişini, hatta son zamanlarda yastığımda yatışını, her sabah benimle kalkışını, bacaklarımı her uzatışımda kucağıma gelişini, kokusunu, çıkardığı komik sesleri…



Tam toparlanıyorum, atlatıyorum derken yeni bir şey çıkıyor karşıma darmadağınık oluyorum. Dün ortada hiçbir şey yokken ve annemdeyken cep telefonumun hatırlatıcısı açıldı ve 05’in pire ilacını yapmam gerektiğinin notu geldi.

Böbrek yetmezliğinden gitti kızım. Belirtileri kusma ve tüylerde dökülme… Geçen sene kustu 1-2 kez, veterinerini aradım. “Tüy yutmuştur .” dedi, pastil önderdi, “Geçmezse getir bakalım.” dedi, ama geçti. Peşinden pirelendi ve tüylerini yolmaya başladı. 3-4 veterinerle konuştum, pire ilacı aldık ve o da geçti. Sadece çok su içiyordu, ben de kötü bir şey diye düşünmedim. Nereden bilirdim ki adım adım ölüme gidiyormuş kızım. 14 yaşını doldurmak üzereydi, ama fark edebilseydim belki şu anda hala bizimle olacaktı. Biliyorum eninde sonunda ölecekti. Çok çekmedi ve 4 gün içinde teslim oldu. Ama ben… Daha bir hafta önce “Bu kedi daha bizi 3-4 sene daha idare eder.” Derken kalakaldım onsuz. 4 günde kayıp gitti ellerimin içinden.



Hastalanmadan birkaç gün önce rüyamda gördüm, kayboluyordu. Ama buldum tekrar. O yüzden hastalandığı zamanda bile o kadar rahattım ki, hep iyileşecek diyordum. Güçlü bir kızdı o, hayatı boyunca hastalanmadı bile. Bunu da atlatacaktı. Belki de güçlü olduğuna o kadar fazla inandım ki hastalığının belirtilerini bile o yüzden göremedim. Ve o öldükten 8-9 gün kadar sonra rüyamda gördüm onu. Ayakucumdaydı. Rüyamda bile o kadar sevindim ki onu gördüğüme… Kucağıma aldım, tüylerini okşadım, kulaklarının arasından kendine has kokusunu çektim içime. Öyle özlemiştim ki rüyamda bile ağlamaya başladım ve ağlayarak uyandım. O kadar gerçekti ki her şey, acıma rağmen işime gelmişti ona dokunup, onu koklamış olabilmek… Kokusunu bile alabildim…



Vedalaşamadım bile ben kızımla. Birlikte son gecemizi o kadar kötü geçirmişti ki… Dakikada 20-30 nefes alması normalmiş o durumdayken, arada uyanıp nefeslerini sayıyordum. Her iki saatte bire saati kurmuştum, pek kıpırdayamadığı için su içemez diye kalkıp su içiriyordum ki kanındaki üre azalır belki rahatlar diye, susuz kalmasın diye… Günde 2 kere de ilaç vermeleri için veterinere götürüyorduk. Son gününde gittim 3 saat yanında oturdum. Çıkarken de yine öptüm kulaklarının arasından, “Yarın görüşürüz kızım…” dedim. Geceyi rahat geçirsin diye veterinerde bıraktık. Oksijen veriyorlardı arada. Ve o sabah saat 09:35’te veterinerden aradılar biz daha uyurken. Eyvah diyerek açtım telefonu ve sabaha karşı öldüğünü öğrendim. Vedalaşabilsem bile yetmeyecekti ki… Koca 14 sene yetmemiş meğerse, bir veda neye yetecekti ki…

Geçecek biliyorum. Ama nasıl geçecek, ne zaman geçecek hiç bilmiyorum. Ne zaman eve geldiğimde onu düşünmeyeceğim, ne zaman uyandığımda, yatarken, mutfağa girdiğimde, onun her zamanki yerlerine bakarken aklıma gelmeyecek?

Bazıları diyor ki “Alma bir daha kedi falan. Bak, ne kadar üzüldün!”. O zaman annenizi, babanızı da hiç sevmeyin. Çünkü Allah gecinden versin ama aynı zamanda da sıralı ölümler nasip etsin… Onların acısını da yaşayacağız. Acıdan kaçarak bir hayat geçer mi? Üzülmeyeceğim diye koskoca 14 yılın mutluluğunu feda etmeye değer mi?