22 Nisan 2014 Salı

Tanrı'nın Formülü - JOSE RODRIGUES DOS SANTOS



Vay vay vay vay vay vay vayyyyyyy... 

Kitabın ilanına Hürriyet'te denk geldim. İsim ilginçti. Kapakta Einstein vardı. Hemen bir kenara not ettim, acil okunacaklar arasına.

Hayatı sorgulamaktan zevk alan bir insan olarak böyle bir kitabı atlamam mümkün değildi. Üstelik de bir felsefe mezunu olarak, her ne kadar okulla çok ilgili bir şahsiyet olamadıysam da dört sene boyunca, bir çok insandan çok daha farklı bir bakış açısı kazandığımızı da neredeyse bütün arkadaşlarımda görebiliyorum. 

Çok kısa bir sürede kitaba kavuştum neyse ki. 550 sayfa genelde benim için 5 iş günüdür :) Ama tabii ki fizik, kimya, matematik gibi bilimlerle ayrıldığımda lise 1'deydim, oldum 40. Haliyle anlamam ve sindirmem biraz zaman aldı. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim; ben kitabın roman olduğunu bir şekilde gözden kaçırmışım. Açıp bir de roman olduğunu görünce çok daha fazla sevindim. Kitap ile ilgili bir diğer çekincem de yazar hakkındaydı. Danimarkalı bir yazarın kitabını okumuştum. Beni en çok zorlayan şey kitaptaki karakterlerin bir çoğunun cinsiyetlerini anlamamış olmamdı. İsimler Micheal, David, Susan gibi değil çünkü. Ve bu kadarcık bir değişiklik bile kitap okuma zevkini kaçırabiliyor. Bu yüzden yazarın adını gördüğümde de içime bir kuşku düşmedi değil. Ancak neyse ki korktuğum başıma gelmedi, büyük bir rahatlıkla anlayabildim. Belki de uğraşmam gereken çok daha büyük problemler olduğundandır ;)

Yazarımız Portekiz doğumlu bir Mozambikli, halen Lizbon üniversitesinde gazetecilik üzerine dersler veriyor. Daha önce BBC ve CNN için çatışmaların bol olduğu bölgelerde gazetecilik yapmış. Portekiz'in en çok satan yazarlarından biri. Kitapları 18 dile çevrilmiş. 12 tane romanı var.

Kitaba gelirsek... Öncelikle tabii ki kitabın başında "Burada sunulan bilimsel verilerin tümü gerçektir; fizikçi ve matematikçiler bu romandaki bilimsel teorileri savunmaktadır." yazmış olması çok daha anlayarak okuma ihtiyacı doğruyor. 

CIA ve FBI'ın, Einstein'ın evinde İsrail Başbakanı ile görüşmesini dinlemesi ile başlıyor roman. İsrail Einstein'dan kendileri için çok basit bir atom bombası yapmasını istiyor. 

Aradan yıllar geçiyor ve kriptolog (şifre uzmanı) ve tarih profesörü Thomas Noronha (size de biraz Robert Langdon'ı anımsatmadı mı?) İranlı bir kadından inanılmaz bir teklif alıyor, gizli bir el yazmasının deşifre edilmesi gerekmektedir. Albert Einstein imzalı el yazmasının başlığı Tanrı'nın Formülü'dür. Tabii ki bu arada Amerika'nın gizli servisleri de olaydan haberdar olmuş ve Thomas'a reddedemeyeceği teklifler yaparak ve tehditlerle kendilerine casusluk yapmasını sağlamışlardır. Buradan gerisi tam bir polisiye takip romanı. Ancak detayda bir çok teori ve kuramı anlatıyor. Amerikalı'ların bir sözü vardır "For Dummies" diye, "Salaklar için" diye çevirebilirsiniz. Hatta böyle kitap serileri de var, karmaşık olayları salaklara anlatır gibi en basit şekliyle anlatan. Bu kitap da bütün bu teorileri o şekilde anlatıyor. Çok çok az bir kısmı haricinde hepsini anladım diyebilirim.

Eğer Tanrı'ya yada Allah'a körü körüne inanmıyor, ona ait deliller arıyor ve aslında etrafınıza her baktığınızda o delilleri görüyor da bunun bilimsel bir ispatı da olmalı diyorsanız bu kitabı mutlaka okumalısınız. Zaman nasıl başladı, Büyük Patlama nedir, evren genişliyor mu, kuantum fiziği nedir, kaos teorisi veya kelebek etkisi nedir? Bunun gibi bir çok sorunun yanıtı bu kitapta. Benim eksik bulduğum nokta (Hristiyanlık ve Doğu felsefeleri/dinleri üzerinden konuyu bu denli incelemiş olmalarına rağmen, kitapta Thomas'a eşlik eden Müslüman bir İranlı kadın olmasına rağmen) konuya dair İslam'ın görüşlerine yer verilmemiş olması. Kişisel olarak ekleyebileceğim nokta şu, fizik kanunlarını bir kenara bırakırsak sorulan sorular ve vardıkları noktalar benim bugüne kadar düşündüklerimin çok ötesinde değil.

Seneler önce ÜlkeTV'de Sıradışı programında Mehmet Ali Bulut'a 1999'da olan depremin sebebinin insanların Allah'ın kanunlarına karşı gelinmiş olmasıyla bir alakası olup olmadığı soruldu. Soruyu duyunca "ne saçmalıyor bunlar?" diye düşündüm. Cevap "Evet, tabii ki var..." diye gelince (yalan söylemeyeceğim) küfrettim. Ancak devamını beklemem lazımmış. "Allah'ın ilk gönderdiği kanunlar aslında fizik kurallarıdır. Sen bu kurallara karşı gelip de gider dere yatağına ev yaparsan elbette cezasını çekersin." gibi bir cevap geldi. "Dinler aslında bizim daha iyi insanlar olabilmemiz için gönderilmiş disiplinlerdir." diye de ekledi. Ve ondan sonra benim dinlere bakış açım asla aynı olmadı. Bu kitap da bu konuyu en bilimsel şekli ile işliyor.

Bu konular size de ilginç geliyorsa kesinlikle kaçırmamanız gereken bir kitap olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Akıcı, anlaşılır, heyecanlı ve bilgi dolu. 

Arka kapak yazısı;


"Rab mahirdir ama zalim değildir. Doğa sırlarını sinsiliğinden değil özündeki yüceliğinden dolayı saklar."
-Albert Einstein-

1951 sonbaharı: İsrailin ilk başbakanı David Ben Gurion, Albert Einsteinla tanışmak için Princetona gider. Ziyaretinin amacı nükleer silah elde etmektir. Atomla başlayan gizli sohbetleri hızla Tanrının varlığına doğru yönelir. Einstein Tanrının formülünün peşindedir. Dünya düzenini tepe taklak edebilecek bir önemde olduğu için CIA de bu belgenin izini sürmektedir.


Günümüz Kahiresi, Tahrir Meydanı: Kriptolog ve tarih profesörü Thomas Noronhanın hayatı, çekici İranlı bir kadın olan Ariana Pakravanın, çok gizli bir elyazmasını deşifre etmek için yardımını istemesiyle alt üst olur. Albert Einstein imzalı elyazmasının başlığı Tanrının Formülüdür. Bu formülü deşifre edebilecek tek uzman Noronhadır. Bunun farkında olan tüm güçlerse Noronhayı izlemektedir. Kendisiyle birlikte dünyanın da kaderini ilgilendiren bu formül pandoranın kutusuna dönüşmek üzeredir.

Tanrının Formülü, zamanın başlangıcına, evrenin kökenine ve hayatın anlamına dair bu müthiş macerada kuantum fiziğini dinle, Batı felsefesini Doğu mistisizmiyle buluşturan "Tanrı var mı? Doğum ve ölüm nasıl şeyler? Evren sonsuz mu yoksa bir gün yok olacak mı?" gibi insanlığın her zaman üzerine kafa yorduğu sorulara da bir cevap ararken okurlara unutamayacakları bir macerayı da sunuyor.

17 Nisan 2014 Perşembe

YENİ ÇIKANLAR

Yemek Cennetten Çıkmadır – Jenny Shortridge


TANITIM
"Jenny Shortridge, kusurları ve kafa karısıklılarıyla son derece insani olan karakterleri kullanarak bir kendini kesfetme öyküsü yazmıs. Sizi bazen güldürecek, bazen hüzünlendirecek bu öykü o kadar gerçek ki! Okuması çok keyifli ve Nasıl Yemek Yenir? adını verdigi muhtesem bir manifesto ile son buluyor."

"Ruhumuzu besleyen bir 
kitap. Yemege tutku ile baglı olan ancak hayatını kazanmak için düsük kalorili, hiçbir cazibesi olmayan yemek tarifleri yazan bir kadının hikâyesi. Amcasının bakımını üstlendikten sonra yalnız ve sırlarla dolu hayatı yeni anlamlar kazanmaya baslar."
- Good Housekeeping, UK edition, June 2009-

"Ailenin anlamı ve hayattaki en gerçek iliskilerden alınan tat ve küçük çekismelerin, yasanan küçük anların hayatımıza kattıgı anlam üzerine yazılmıs bir roman. Jennie Shortridge 'in sevgiyle çizilmis karakterleri ruhunuzu ve kalbinizi kazanacak."
- Lisa Tucker, Yazar-

"Shortridge tatlı ve acının, yeteri kadar tuz ve tatlandırıcının dengeli bir sekilde ilave edildigi lezzetli bir sunum yapıyor. Bitirdiginizde kendinizi doymus hissedeceksiniz.
- Jackie Moyer Fischer, author of An Egg on ree Sticks-

YORUMUM
Ye Dua Et ve Sev kitabını anımsattı bu kitabın ismi bana.
Arka kapak yazıları her kitabın olmazsa olmazı, kitabın pazarlanmasını sağlayan etkili silahlardan biri. Ancak tabii ki bu yazıların içeriği kadar kimler tarafından kaleme alınmış olduğu da önemli. İlk yorumun kimin tarafından yapıldığı bile belli değil. Diğer üçü ise en azından Türkiye’de hiç tanınmamış kişiler. Bunlar tabii ki kitabın kötü olduğu anlamına gelmez. Ancak almadan yine de bir göz gezdirmekte fayda var sanırım. 


Valide Sultanlar ve Harem – Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil


TANITIM
"Çeşitli yabancı gezginlerin, bir kısmı dilimize de çevrilmiş olan fantastik tasvirine inanılacak olursa, sarayın büyülü bir yer olmadığını hayal etmemek güçtür. Fakat sarayın asıl güzelliği içindeki düzende ve burada yaşayan güçlü kişilerin hizmetine bakacak olanların eğitiminde yatar." 
-Petis de la Croix-

Onlar, yedi iklime hükmetmiş bir cihan imparatorluğu olan Osmanlı Devleti hükümdarlarının en değerli varlıkları, analarıydılar. 

Onlar, padişah evinin en yetkili ismi; valide sultandılar! 

Onlar, yaptırdıkları camii, medrese, hastane, külliye, han, hamam ve çeşme gibi hayır eserleriyle Osmanlı Coğrafyasına mühürlerini vurdular.

Onlar, milletin, dinin ve devletin bekâsı uğruna, ciğerpâreleri çocukları feda edilirken sabrın timsali oldular.

Onlar, Enderundaki devlet adamlarının eşlerini yetiştirmek suretiyle imparatorluğun her yerine İslâm ahlakının yayılmasını sağladılar. 

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Hayme Anadan Gülbahar Hatuna; Ayşe Hafsa Sultandan Hurrem Sultana; Safiye Sultandan Kösem Sultana; Bezmiâlem Valide Sultandan Fatma Gülistu Sultana kadar Osmanlı İmparatorluğuna her anlamda "analık" yapan tüm valide sultanların hayatını, dönemin padişahı oğullarıyla olan münasebetlerini, tüm insanlığa mâl olan hayır eserlerini ve vefatlarını, herkesin anlayabileceği roman tadındaki üslubuyla anlatıyor. Şimşirgil, Osmanlı Tarihinin en merak edilen ve hakkında en çok konuşulan konusu olan; yüzyıllar boyu birçok padişaha ev sahipliği yapmış ve onların tüm sırlarına şahitlik etmiş Haremin sessizliğini Valide Sultanlar ve Harem kitabıyla bozuyor.

YORUMUM
Harem her dönem insanların ilgisini çeken bir yer olmuştur. Bu kadar kadının bir arada komün bir hayat sürdüğü başka bir yer yoktur. Haliyle belki de bulunabilecek en çetrefilli yer olmasının sebebi de budur. Kadınların kendi aralarında tatlı bir çekişme zaten hep varken, bir de güç dengelerinin çok önemli olduğu, en ufak bir yanlışta kellenin uçabilme ihtimalinin olduğu bir ortamda herkes ince bir ip üzerinde yürümeye çalışmaktadır. Valide Sultan olana kadar atlatılan badirelerin yanı sıra kazandırdıklarını da ortaya koyan bir kitap olmuş sanırım. Bildiğim kadarıyla o dönemden kalma elimizde kendi dilimizde yazılı neredeyse hiç bir şey yok. Tarih meraklılarını cezbedecek bir kitap olduğu kesin.

Tehlikeli Temayüller – Perihan Mağden

TANITIM
“Ellilerde, altmışlarda “cool” olmak mühimdi; zira az bulunan bir özellikti “cool”luk.
Şimdi herkes, Ölü Canlar kastingi için hazırmış gibi dolanıyor ortalıkta.”
Sadece bu kitap için kaleme alınan yazılarından oluşuyor, Tehlikeli Temayüller.
Ancak bu kez, malzemesini farklı bir şekilde işliyor Mağden; Küçük detaylardan, anekdotlardan yola çıkıp hayati meselelere uzanıyor. Kapısına dadanan bir kediden boğucu ikili ilişkilere, İlle-de-doğurması-gereken kadınlardan Milletçe mankafalaşmamızın nedenlerine açılıyor.
Son model mirasyemezleri,
Hayatı bize dar eden taksicileri,
Popüler kültürün yaratıklandırdığı yeni nesli,
Kutsal Annelik Dikenli Tacını başından çıkarmayanları, Ya da Fazla İltifat ve Alâkayla İğdiş Edilmiş Oğulları anlatıyor.
İçinde boğulduğumuz kesintisiz kast toplumunu, Ve hakikat sevmezliğin gönüllü müritleri olma halimizi deşifre ediyor.
Ama en önemlisi, tüm bunlardan kaçınma yollarını, Sinsice gözden ırak tutulan ferah mı ferah diğer seçenekleri gözler önüne seriyor bu yazılar. Her zamanki gibi dobra, zeki, sakınmasız, keskin, samimi,
Her zamanki gibi DÜZEN’e kinli.
Her zamanki gibi “sek,” kendine has, Perihanmağdence,
Üstelik, sıfır kilometre

YORUMUM
Tabii ki Perihan Mağden kitap yazdığı zaman diğerlerinden çok daha farklı oluyor. Seveni sevmeyeni ayrıdır. Ancak yeni çıkanlar listelerinin haricinde de onun için fazladan bir şeyler yazmak bir çok büyük gazete için bile şart olmuş durumda. Sanıyorum bunda agresif tarzının da etkisi var ve toplum olarak bu tarzı ne kadar sevdiğimiz ortada. “Bütün aşk romanları mutlu sonla biter. Çünkü mutlu aşkın anlatılacak bir yanı kalmamıştır.” derler ya o yüzden seviyoruz belki sivri insanları. Ama tabii ki kaleminin de sivriliği kadar keskin oluşunun çok etkisi olduğu. Kitapla ilgili diğer yorumlara aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.

Cüneyt Özdemir

Hürriyet

Mutlu Tönbekici

16 Nisan 2014 Çarşamba

BENİ SUSTURABİLECEK TEK ŞEY – EMİNE ÜLKER TARHAN



Bu ülkenin siyasette sarışın kadınlarla tanışması Tansu Çiller dönemine rastlar. Genellikle bıyıklı, esmer esmer adamları görmeye alışık Türkiye için çok büyük bir devrimdi Tansu Çiller. Sonrasında onun seviyesine kadar çıkan başka bir kadın daha olamadı ama alıştık siyasette kadın görmeye.

Emine Ülker Tarhan’ı ilk ne zaman fark ettim hatırlamıyorum. Ama sivri çıkışlarıyla, söylediği sözler tam da yerine denk gelmesiyle, zekasıyla ve siyasi hayatımızdaki çok daha donanımlı yeni bir sarışın kadın olmasıyla ilgimi çekti. Teslim bayrağını çekmem ise kitabın da adı olan cümlesiyle geldi. Meclis kürsüsünde konuşurken kendine hakaret eden AKP’li kadın milletvekiline “Beni susturabilecek tek şey bilgidir, o da sizde yok hanımefendi.” cevabı ile bir çoğumuzun kahramanı oldu o.

Bu kitap röportaj gibi yapılmış bir kitap. Öyle olduğu için de aslında okunması çok daha kolay. Sorular net, cevaplar sorulardan daha net. Ben CHP’nin başına da çok yakışacağını düşünüyorum. Bu kadar kültürlü, donanımlı bu kadının CHP’yi bugüne kadar hiç görmediği yerlere taşıyabileceğinden eminim. Özellikle ülkemizin sağduyuya, sakinliğe ve merhametli ancak adaletli bir bakış açısına sahip yöneticilere en çok ihtiyaç duyduğu bu dönemde bütün bu gerilimi ortadan kaldırabilecek kapasitede bir kadın bence o. Örnek alınması gereken, bir kızım olsa onun gibi olmasını isteyebileceğim türden bir kadın. Onu daha yakından tanımak için bu kitabı mutlaka okumalısınız bence.

Çok kısaca Emine Ülker Tarhan kimdir bir bakalım;

1963 doğumlu. Ankara Hukuk Fakültesi mezunu. Avukatlık, kamu avukatlığı ve yargıçlık yapmış. YARSAV (Yargıçlar ve Savcılar Birliği) kurucu üyesi olmuş ve başkanlığını yapmış. Halen Ankara milletvekili, Haziran 2013’e kadar CHP Grup Başkanvekili olarak da görev yapmış.

Sadece şu iki üç satırdaki bilgi bile karşımızdaki kadını net olarak ortaya koymuyor mu? Okuduğum röportajlarında, hatta kitabında da ADALETin önemini o kadar güzel ortaya koyuyor ki... Keşke hepimiz adaleti onun kadar içselleştirebilsek. O zaman tüm dünya çok daha yaşanabilir bir yer haline gelirdi.

Tanıtım bülteninde yazanları da sizinle paylaşmak isterim.

“Ortak bir payda olmak ve orada buluşmak hiç kolay değil. Hele 1980 öncesi iç savaş deneyimini yaşamış, arkasından 12 Eylül üzerinden silindir gibi geçmiş, ardından terörle boğuşmuş, çok büyük kayıplar vermiş, hemen ardından Erdoğan'ın eline düşmüş bir toplumun ard arda gelen bu darbelerin etkisinden kurtulması kolay değil ama her felaketin de bir sonu vardır.
Gücümüzü unutmamalıyız. Kurtuluşu, kuruluşu, yokluklardan kurulmuş o genç temiz cumhuriyeti unutmamalıyız. Yenilecek miyiz değerlerimizi kemirenlere? Hayır vazgeçmek yok, yenilmek yasak.
Ben de sizler gibi inançları için postunu ortaya koyanlardanım. Kaldı ki, bunu yapabilecek yeteneğimiz var. Tek eksiğimiz umut bugünlerde galiba….

Çünkü biz, "Yurtta barış, dünyada barış" diyerek yüzünü Batı’ya dönüp, bu coğrafyanın İsviçre'si olmayı düşlerken bizi bir Ortadoğu cengaverine dönüştürmeye çalışanlara suskun kalamayız.
Bir düşünür "Eğer sessizlikten daha değerliyse sözcüklerinizi kullanın, yoksa susun" diyor, doğrusu bence de bu. Ne zaman konuşmaya hazır hissettimse o zaman konuştum hep.

1 Nisan 2014 Salı

PATASANA - Ahmet Ümit


Uzun zamandan beri tanışmak istediğim bir yazar Ahmet Ümit. Başkalarının ellerinde kitaplarını, metronun duvarlarında reklamlarını gördükçe bir okuma isteği sarıyordu içimi. Sonunda tavsiye üzerine Patasana ile başladım okumaya.

Ben çok tanımıyorum Ahmet Ümit’i. O yüzden hem benim gibi tanımayanlar için, hem de hepinizden önce kendim için kısa bir tanıtımını yapayım.

1960 Gaziantep doğumlu. Üyesi olduğu TKP (Türkiye Komünist Partisi) tarafından  1985-1986 yılları arasında Moskova Sosyal Bilimler Akademisi'nde eğitim gördü. Kar Kokusu isimli kitabı bu dönemden izler taşır. Şiir de yazmaya başlayan Ahmet Ümit aktif siyaseti bırakarak Sokağın Zulası isimli şiir kitabını yayınlar. İlk öykü kitabı Çıplay Ayaklıydı Gece’yi 1992 yılında yayınladı. Yazarın "Başkomiser Nevzat, Çiçekçinin Ölümü" (2005) adlı bir de çizgi romanı vardır.
Öykülerinden yola çıkılarak Uğur Yücel tarafından Karanlıkta Koşanlar ve Cevdet Mercan tarafından Şeytan Ayrıntıda Gizlidir dizileri yapılmış, "Sis ve Gece" adlı romanı 2007 yılında Turgut Yasalar tarafından sinemaya uyarlanmıştır.

Ayrıca Okan Üniversitesi Danışma Kurulu üyesidir.

Kitaba gelince... Zorlanarak okumadım, dili rahat, anlaşılır, uzun ve gereksiz betimlere yer verilmemiş. Hızla ve sıkılmadan okumak mümkün. Kurgu güzel. Geçmişle geleceği birlikte okumak benim sevdiğim bir tarz. İyi kötü 3 tane aşk hikayesi var.

Ama beni yeterince mutlu etmedi. Nedenini tam bilemiyorum, birlikte çözmeye çalışalım biraz. (Kitabı okumadıysanız ve okumayı planlıyorsanız kitabın sonu ile ilgili bazı bilgiler olacak buradan sonra, ona göre okuyun :) )

Dediğim gibi romanın diliyle, anlatımıyla ilgili hiç bir sıkıntım yok. Konusuna gelince, arkeolojik kazı Fırat’ın kıyısına giden bir grup arkeolog bu çalışmalar esnasında esrarengiz ölümler olmaya başlar. Yapılan kazılarda da Hitit kralının yazıcısı Patasana’nın bin yedi yüz yıl önce yazdığı tabletler bulunuyor. Bu tabletleri önemli kılan şey insanlık tarihinin bulunmuş ilk kişisel günlüğü olması. Yani devlet işleri ile, sözleşmeler ile, kralların sözleri ile alakalı olmayan ilk yazılı kişisel belge. Bir tarafta o devre ışık tutarken, bir taraftan da Patasana’nın kralın gözdesi Aşmunikal ile kimi zaman yaşayamadığı, kimi zaman yaşayabildiği ilk aşkını anlatıyor. Yine kralın yazmanı olan dedesini ve babasını, onların sevgiden uzak ilişkisini anlatıyor. Kralın Tanrıların yeryüzündeki gölgesi olduğuna inanılan günlerden bahsediyoruz. Fırat kıyısında, bugün yaşayanların aklından bile geçemeyecek şeyler yaşanıyor. Patasana krala ve tanrılara olan saygısından ve korkusundan aşkından uzak durmaya çalışıyor. Ancak babasının ölümünde kralın parmağı olduğunu öğrendikten sonra aşkını yine gizli saklı ama doya doya yaşamaya başlıyor. Ancak sırlarımızı her zaman bizimle birlikte mezara götürecek kadar şanslı olamayabiliyoruz. Aşmunikal’in hamileliği, kralın saklamaya çalıştığı kısırlığını ve Aşmunikal’in sadakatsizliğini ortaya döküyor. Patasana bu işten sıyrılabiliyor, çünkü sevdiği kadın ailesine kralın eziyet edeceğini öğrendiğinde intihar ediyor. Patasana bu acı ile seneler boyu yaşıyor, krala hizmet etmeye devam ederek üstelik. Rahatça yaşayamadığı aşkının, sevdiği kadının, hiç göremediği çocuğunun ve babasının intikamını almak üzere bekleyerek yaşıyor. Ve sonunda emeline ulaşıyor. Tabletleri de muhtemelen hayatının son dönemecinde saklıyor.

Diğer hikaye ise iç içe geçmiş 2 cinayet serisinin üzerine kurulmuş. Kazı yapan ekip bir taraftan tabletleri çıkartmaya ve çözümlemeye uğraşırken diğer yandan zaten çok istenmediklerini düşündükleri köydeki 3 kişinin esrarengiz ölümleri ile sarsılırlar. Ekipteki Elif ve Kemal’in ilişkisi tipik bir Türk ilişkisine işaret ediyor. İlişki kopma noktasına gelmiş, kadının gönlü inceden bir başkasına kaymış, belki de bir türlü gerçekleştiremediği ayrılığa diğer adamı bahane ederek gerçekleştirebilecek. Kemal ise terk edileceğini fark etmiş bir erkek, kadını ne yapsa daha da kıskanıyor ve bu yıkıcı kıskançlık ilişkilerini hepten çıkmaza sokuyor. Kazıyı yöneten Esra baş kahramanımız. Eğitimli, ayakları yere sağlam basan ama hepimiz gibi zaman zaman kendine güvenmekte derin sorunlar yaşayan, boşanmış, insanlarla gerçek anlamda yakın olmak konusunda küçük problemleri olan güçlü ve akıllı bir kadın. Bölgede görevli Yüzbaşı Eşref ile yaşadıkları ilişki kitabın üçüncü aşkı.

Kitap süpriz bir sonla bitiyor, katil en başından beri burnumuzun dibinde olan birisi çıkıyor. Tam benim sevdiğim gibi. Ancak o heyecanı ben bir türlü yakalayamadım. Genelde bu tür kitaplarda katili bulana kadar okuyunun heyecanı giderek artar. Meraklandım, ancak heyecanlanamadım. O derinliği mi bulamadım bilemiyorum.

Patasana ile ilgili olan kısım daha heyecanlıydı benim için. Bu arada Hitit zamanında bir yazman Patasana yaşamış ancak isim benzerliği dışında ortak hiç bir noktaları yok. Bahsi geçen 28 tablet de aslında yok. Burada yazarın hakkını teslim etmek lazım araştırma yapıncaya kadar bu tabletlerin gerçek olabileceğini düşündüm. O kadar o zamanı hissettirebilen şiirsel bir dille yazılmış.

Ahmet Ümit kitaplarını bundan sonra tamamen göz ardı edecek de değilim, Sultanı Öldürmek kitabını hala çok merak ediyorum. Şimdiye kadar Ahmet Ümit hiç okumadıysanız Türk bir yazar olarak ilginizi hak ediyor. Aşağıda bugüne kadarki eserlerinin bir listesini bulabilirsiniz.


·         Sokağın Zulası (1989)
·         Çıplak Ayaklıydı Gece (1992)
·         Bir Ses Böler Geceyi (1994)
·         Masal Masal İçinde (1995)
·         Sis ve Gece (1996)
·         Agatha'nın Anahtarı (1999)
·         Kar Kokusu (1998)
·         Patasana (2000)
·         Şeytan Ayrıntıda Gizlidir (2002)
·         Kukla (2002)
·         Beyoğlu Rapsodisi (2003)
·         Aşk Köpekliktir (2004)
·         Kavim (2006)
·         Ninatta'nın Bileziği (2006)
·         İnsan Ruhunun Haritası (2007)
·         Olmayan Ülke (2008)
·         Bab-ı Esrar (2008)
·         İstanbul Hatırası (2010)
·         Sultanı Öldürmek (2012)

·         Beyoğlu'nun En Güzel Abisi (2013)