19 Ekim 2012 Cuma

Fifty Shades of Grey / Grinin Elli Tonu


Neredeyse tüm dünyayı sarsan, kadınların elinden düşürmediği, dilimizde de çıkması heyecanla beklenen ve nihayet birinci kitabın Türkçe'sinin geçtiğimiz günlerde çıktığı Fifty Shades of Grey'in 3 kitabını da İngilizce olarak okudum.

Kitap çok basit bir dil ile yazılmış, edebi bir eser olmadığı kesin. Yazarımız evli bir kadın ve kitabı aslında internette yazmaya başlamış. Takipçilerinin gün geçtikçe artması neticesinde, sayfalar sayfaları takip ederken bir kaç yayıncı kuruluş ile görüşmüş. Ancak hiç biri kitabı basmayı kabul etmemiş. (Aslında şaşırmadım.) Fakat takipçilerinden aldığı teşvikler sonucunda kendi maddi imkanları ile kitabı yayınlatmış.

Kitaplara gelirsek... Daha önce Barbara Cartland okuduysanız, Beyaz Dizi'leri takip ettiyseniz aslında ne kadar tanıdık olduğunu görecekseniz. Klasik bir aşk romanı. Tek fark; başroldaki Bay Grey'in köle-efendi ilişkileri yaşamış olması ve biraz sado-mazo öğeler barındırması. Ancak bunların giriş seviyesinde kaldığını, kitaba hakim olanın biraz daha detaylara girilmiş aşk yapmak olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Kitabı henüz okumamış olanlar nedeniyle daha fazla bilgi veremeyeceğim bu konuda.

Yakışıklı, ultra zengin ve Efendi Grey ancak en klasik aşk romanlarında bulabileceğiniz bakire başrol ortağı ile ofisinde tanışıyor. Bay Grey'in eski sevgilisinin de (kendisine çok yardımları dokunmuş olmasına rağmen) bir çeşit Suzan Avcı yani kötü kadın muamelesi görmesi bence kitabı iyice klasik bir aşk romanı haline çeviriyor. Kitabın akışı oldukça yavaş ve çok fazla tekrar içeriyor; "başımı eğip kucağımdaki ellerime baktım", "ellerini saçlarının arasından geçirdi" gibi klişe cümleleri çıkartsak sanıyorum kitabın bir cildini atabiliriz.

Bir kaç aksiyon içeren olay haricinde tüm olay iki sevgilinin etrafında dönüyor. Yan karakterler çok fazla irdelenmemiş. Bay Grey kadar psikanalize açık veya ihtiyaç duyan bir karakter olmasına rağmen yazar bu konuda çok başarılı olamamış bence. Ancak yazarımızın yazdıkça açıldığını ve daha iyi yazmaya başladığını da kabul etmem gerek.

Sanıyorum İngilizce okumuş olmam nedeniyle de tam aradığım, beklediğim tadı bulamadım. Aynı tarzda bir yavanlık ilk kitabını İngilizce okuduğum Alacakaranlık serisinde de hissetmiştim. İlk kitaptan sonrakileri Türkçe okuduğumda çok daha akıcı ve keyifli gelmişti serinin diğer kitapları.

Türk kadınlarının da çok büyük bir hızla En Fazla Satanlar listesine soktuğu üçlemenin ilk kitabından benim en büyük umudum, kadınlarımızın sekse bakış açısında olumlu değişiklikler yapması.

Eğer çok fazla bol vaktiniz varsa okuyun derim. Ancak kısa sürede sanıyorum filmi de çekilecektir, böylece 1.5-2 saatinizi alır en fazla. Zamanın 9.5 Hafta filminin etkisini bırakır mı çok merak ediyorum. Tabii son nokta olarak şunu da atlamamak lazım; seks her zaman sattırır.